Demirtaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Demirtaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2015 Salı

Demirtaş'ın geleceği

Demirtaş, son günlerdeki eylem ve söylemleriyle ar perdesini yırtmış, kıyıdan açılmış, meşruiyetin sınırlarını geçmiştir. Kalan enerjisi ile geri dönmekten çok, karşı kıyıya doğru devam edecek bir strateji izlemesi kendince makul görünmektedir. Yani çıkışlarına kendi meşrebince devam edecek, Mandela olabilmek için dokunulmazlığına dokundukları gün, -muhtemelen- ülkeyi terk edecektir. Buradan böyle görünüyor.

11 Aralık 2015 Cuma

Ankara Garı Katliamı

Önce katliam mekanını ziyaret eden "olay yeri inceleme" ekiplerinin beden dillerine dikkat edelim.
 


Travmatik bir olay meydana geldiğinde insan zihni, bu olayı mekan, ışık, renk, saat, ses vb olayla ilgili olay yerinde bulunan bir çok faktörle birlikte hafızada tutar. Bunların her biri zihnin atfettiği önem derecesine göre tetik işlevi görerek hatırayı ilk günkü tazeliğinde yeniden hatırlamamıza neden olur.
 

 
Ne olduğunu, nasıl olduğunu anlayamadığımız, anlam veremediğiniz her türlü psikolojik etkiye travma diyoruz. Bu olay yalnız maruz kalanlar açısından değil genel toplum kesimi açısından da büyük bir travmadır. Olay yerinde travma tüm çıplaklığı ile insan bedenine yansır. Çünkü çok sayıda uyaranın ortasına düşmüşsünüzdür. Orada gülmek isteseniz de gülemezsiniz.

 
 

Gülüyorsanız, travma sizi teğet geçmiş demektir. Kimseyi kandırmayın bedenen orada ancak zihnen bambaşka yerlerdesiniz; disasosiye olmuş, olaya yabancılaşmış, kurbanlarla empati kuramıyorsunuz demektir. Yetiştiniz artık, "siyasetçinin esnafı" olmuşsunuz demektir.

17 Kasım 2015 Salı

"Ders alsın, ne ya?"

Davutoğlu, 12 Ekim Ankara Garı saldırısının hemen sonrasında en hakim olduğu dil olan Türkçenin nefret dili versiyonuyla devleti suçlayan Selahattin Demirtaş isimli sorumsuz siyasetçisini; Paris saldırısı karşısındaki tutumlarından dolayı Fransız aydınlarının ve  Fransız basınının tepkisini örnek göstererek ders almaya davet etmiş.
Sevgili Başbakanım, siyasi kimliği taşıdığın sürece muhataplarından beklentilerin de siyasi olmalı, öyle değil mi? O zaman neden istifa etsin, özür dilesin demiyorsun da ders alsın diyorsun? Bu adam, çözüm sürecinde Hükümeti oyalayan; terör örgütüne kaynak sağlayan bir performansın sahibidir. Onu görünce aldatılmışlığımız, kayıplarımız geliyor aklımıza. Biz bu adamın görüntüsünü görmek, sesini duymak dahi istemiyoruz.

16 Ekim 2015 Cuma

Ankara Garı Katliamanın Ardından

Menfur Ankara Garı Katliamının ertesi günü HDP parti bürokratları, olay yerine bir ziyaret yaptılar ve burada verdikleri gülümseyen, keyifli görüntülerle de çok haklı bir dizi eleştirinin konusu oldular.
Travmatik bir olay meydana geldiğinde; insan zihni bu olayı mekan, ışık, renk, saat, ses vb olayla ilgili, olay yerinde bulunan bir çok faktörle birlikte hafızada tutar. Bunların her biri zihnin atfettiği önem derecesine göre tetik işlevi görerek hatırayı ilk günkü tazeliğin...de her ayrıntı ve hissiyatıyla birlikte yeniden hatırlamamıza neden olur.
Ne olduğunu, nasıl olduğunu anlayamadığımız, anlam veremediğiniz her türlü psikolojik etkiye travma diyoruz. Bu olay, etkiye birinci derecede maruz kalanlar açısından büyük; genel toplum kesimi açısından da ihmal edilmeyecek ölçekte bir travmadır. Olay yerini, olay bileşenlerinden biri ya da birkaçını hatırladığınızda; yeniden ziyaret ettiğinizde travma, tüm çıplaklığı ile bedeninize yansır. Bilinçaltımız kendini koruma refleksi ile çeşitli huzursuzluk tepkileri verir. Çünkü çok sayıda uyaranın ortasına düşmüşsünüzdür. Orada gülmek isteseniz de gülemezsiniz.
Buna rağmen gülüyorsanız, travma sizi teğet geçmiş demektir.
Demirtaş, Yüksekdağ ve diğer siyasiler, açıkça anlaşılmaktadırki, bedenen orada ancak zihnen bambaşka yerlerdedir; disasosiye olmuş, olaya yabancılaşmış, kurbanlarla empati kuramamaktadırlar. Gazetelere de yansıyan fotograf, altında yer alacak olan "Ankara Gar Katliam Yeri Ziyareti" ifadesiyle sorumlu olduğu insanların acısına duyarsızlaşmış bir güruhu, hayatlarının sonuna kadar takip ve rahatsız edecektir.

1 Eylül 2015 Salı

HDP ve Büyübozumu

7 Haziran seçimlerinde HDP’nin %13 oranında oy alması, seçim barajını aşma konusunda son güne kadar kaygı yaşayan HDP’li yöneticiler de dahil olmak üzere siyasetle ilgilenen herkesi şaşırttı. Nitekim ilk geceki açıklamada kendilerine yönelen bu ilave oy, emanet olarak tanımlandı. Bu emanet oyların, kabaca iki gruptan kaynaklandığı düşünülüyor: Daha önce AkPartiye oy vermiş olan Kürt kökenli seçmen ile bütün motivasyonunu Tayyip Erdoğan nefretinden alan ve meclise dördüncü partinin girmesi halinde Tayyip Erdoğan’ın iktidardan düşeceğine “bir şekilde inanmış” ulusalcı, muhalif kitle. İktidarda olanın AkParti olduğu, Tayyip Erdoğan olmadığı gibi düzeltici söylemler, Tayyip Bey’e kilitlenmiş güdümlü zihinlere sahip bu ikinci kitle için üzerinde durulması yersiz ifadeler olarak algılanmakta dolayısı ile tesirsiz kalmaktadır.

Hani derler ya, Allah her şeyin hayırlısını versin. Bu oy oranı da, öncelikle HDP ile terör örgütünün arasını bozdu. Ömrünü terör örgütü çatısı altında geçirdiği için hayatını düzene sokamamış, evlenmemiş, çocuk sahibi olup “arkadaşlarıyla” hoşça vakit geçirememiş örgüt yöneticileri –unutmayalım yaşları da altmış civarında bulunduğundan- bu saatten sonra iki çocuk sahibi, “saz çalan bir dünkü çocuğun” kendilerini gölgeleyeceğini görmüş ve buna isyan etmişlerdir.
Gerçek hayatta tam olarak ne istediği bilinmeyen “gizemli” terör örgütünün, silahlarını betona gömüp eylemci kadrosuyla sınır dışına çıkması, 2013 tasarımı çözüm sürecinin en önemli hedefiydi. HDP, terör örgütüne söz geçirebilecek, onun meşru alandaki temsilcisi olarak öne çıktı, müzakereleri yürüttü. Öcalan’la görüştüler, Hükümetin uygulamalarına görüş ve katkı verdiler.

Ancak hemen Suruç olayları öncesi, HDP’li yetkililer, halkın oyunu aldıkları halde terör örgütü ve onun çeşitli adlar altındaki oluşumlarını velinimet olarak gördüklerini başka kimseyi tanımadıklarını açıklamaya başladılar. Bu politika, aldıkları yüksek oy oranı karşısında terör örgütünün tepkisini yumuşatma, ona yaltaklanarak kişisel pozisyonunu ve partinin sürekliliğini sağlamanın da pratik bir yolu olarak görülebilir.
Suruç olaylarının akabinde başlayan terör örgütü saldırılarına, Tayyip Bey ve Davutoğlu’nun kararlı tutumlarından beslenen devlet operasyonları ile çok ciddi ve sonuç alıcı karşılıklar verilmeye başlandı. Bu süreç içinde HDP'ye kızgınlığımız, halkın oyunu aldığı halde terör örgütünü veli nimet olarak görmekte ısrar etmesi; halkın verdiği meşru gücü, halkın aleyhindeki bir yapıya teveccüh olarak -ses sanatçısının şarkı söyledikten sonra gelen alkışlar için arkasındaki saz ekibini işaret etmesi gibi- değersizleştirmesi nedeniyledir. Yani, çözüm sürecinde kendisine yüklenen misyona uygun olarak sözünün terör örgütüne tesir edeceği sanılmış ancak tam tersinin doğru olduğu görülmüştür:  HDP, terör örgütünün yönlendirme ile seslendirmesi ile hareket etmekte, bizatihi kendisi terör örgütüne en ufak bir öneri dahi getirememiştir.

Süreç boyunca operasyonların durdurmasına yönelik olarak Demirtaş ve Yüksekdağ, terör örgütüne değil, devlete seslenmiş; garip çağrılarda bulunmuş ve ayar vermeye kalkışmıştır. Şimdilerde terör örgütüne de cılız bazı önerilerde bulunarak kanaatimizce denge sağladığını göstermekte ve olmayan bir şeyi oldurmaya; toplumda sözleriyle terör örgütüne etki edebileceği konusunda etki uyandırmaya çalışmaktadır.
Terör örgütü üzerinde gücü ve etkinliği olamayan bir HDP, içi boş hamasi söylemlerle devlete ayar vermek üzere mi kurulmuştur? HDP'yi yöneten kadro, devlet yetkililerine yalan söyleyerek aslında üzerinde hiçbir iktidar, güç, tasarruf yetkisi bulunmadığı bir örgütü “temsil” adına devletle görüşmesi zaman, imkan ve prestij kaybına yol açmıştır. Çözüm sürecindeki onca emeğin heba olmasından öncelikle HDP parti bürokrasisindeki yetkililer sorumludur.

Bugün üstünde durulması gerekli noktada, terör örgütü yöneticilerine söz geçiremeyen HDP’nin mevcut yönetici kadrosu, derhal istifa etmeli ve yerlerine terör örgütü yetkilileri üzerinde gücü olacak siyasiler gelmelidir. Sistem olarak bunun mümkün olamayacağı söyleniyorsa o zaman terör örgütünün meşru zeminde bir temsilcisi olamayacağı ortaya çıkmaktadır.
Terör örgütü, çözüm sürecinde samimi olmadığını başka delillerin yanı sıra; gerçekte temsil kabiliyeti olmayan HDP gibi bir kadroyu vitrinde tutup kendi adına müzakere yapmasına izin vererek çok net bir biçimde ortaya koymuş bulunmaktadır. Diğer yandan terör örgütünün, çevresel unsurlarıyla birlikte kendince ciddi bir “ekonomik ve sosyal ağ” oluşturması, -tasfiye sürecinin en basit şirketlerde bile birkaç yıl sürmesi bilinmekteyken- bu yapıda hiçbir düzenleme yapılmaması, örgütün tasfiyesini değil imhasını beklediği sonucunu ortaya koymaktadır.

Bundan sonra ne olur? Devletin operasyonları, son terörist Türkiye’den ayrılıncaya kadar sürer. Bu sonuca ulaşmada yardımcı olacak iki önemli araçtan ilki, teröristin ihbarını ödüllendiren mekanizma henüz yürürlüğe girmiş olup elini kolunu sallayarak etrafta rahatça dolaşan teröristlere gezinti sınırlaması getirecek, hareket alanlarını daraltacaktır. Diğer uygulama teröre bulaşmış olan şahısların vatandaşlıktan çıkarılması ve sınırdışına sürgün edilmesi uygulamasıdır. Seçimlerden sonra yürürlüğe girmesi beklenen bu uygulama ile Anadolu’da arzu edilen barış ve asayiş ortamı tesis edilecektir.
Seçim hükümetinde iki bakanlık almış olan HDP, bu durumu kendisi açısından meşruiyetinin onaylanması olarak görmektedir. Mecliste yer almış olan diğer üç parti, HDP’nin bakanlık alması nedeniyle terör örgütünün bakanlık aldığı yönünde birbirlerini suçlayıcı propaganda yapmaktadır. HDP’ye oy veren seçmenin rencide edilmemesi, HDP’nin bir etnik kimliği temsil etmemesi bakımlarından hiç olmazsa AkPartinin, HDP’yi terör örgütü ile bir gören söylemi, kullanmaktan kaçınarak Türkiye’nin yarınları için geçmişte olduğu gibi Kürt seçmeninden de desteğini yine kendisine vermesini istemeli, belki de “1 Kasım” stratejisinin merkezine bu fikri oturtmalıdır.

Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...