AkParti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AkParti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2020 Salı

Dötü Kalkanlar

Birini tanıyorum: Yirmi sekiz Şubat sürecinde eğitim imkanları kısıtlandığı için yurt dışında eğitim görmesi gerekmiş. Mezuniyet sonrasını çalışma hayatı da izlediğinden uzun bir dönem orada kalmış.
Türkiye'ye kesin dönüş yapmasının nedenlerini kendisi, samimi olarak açıklayamıyor. Yorgunluk, yenilgi, özlem...?
Gidiş nedenleri farklı olan ve çocukları(nı kaybetmemek) için dönmek isteyen bir başka arkadaşım, istemesine rağmen dönmedi, orada kaldı. O da benim sessiz okuyucularımdan. Belki gaza gelir de yazar, dönmeme kararında neyin etkili olduğunu...
Ama bu ilk paragraftaki arkadaş, vaktinde döndü. Yaşı gençti, yani. Hemen paraşütle bir kamu kurumunda uyum sağlama süreci başladı. Tabi yönetici olarak. Başka türlüsü Yaradanın gücüne gider diye düşünülmüş olmalı. Kimse arabayla tuvalete gittiğini rapor etmedi ama o kadar uzun bir süre yurttan ayrı kalmış, kültürel açıdan öyle soğumuştu ki toplumla gerçek bir uyumundan söz edemeyeceğimiz vakaları oldu...Kişisel bir tecrübe olarak sonradan hayalinde kendisi gibi yurt dışına gitmeyen herkesi Yirmisekiz Şubatçılarla işbirlikçi gördüğü kanaatine vardım.
Akpartili bürokratların çeşitli muhitlerde yabancılaşmasından, 1984 romanındaki insana dönüşen domuzlara benzemesinden ben şahsen; yurt dışı tecrübesine haiz bu kadronun kamu bürokrasisinde istihdam edilen kısmının sorumlu olduğu kanaatindeyim.

5 Eylül 2019 Perşembe

Parti kurmak Şart mı?

Mahkeme, kadıya mülk değil, eyvallah. Dolayısı ile Tayyip Erdoğan - AkParti ilişkisinin de üstünden geçelim, ama sonra yapalım bunu müsadenizle...
Şimdi Babacan, Davutoğlu, Gül ve partiden istifa eden diğer siyasileri konuşmanın zamanı çünkü...
"Ananızın karnından siyasetçi doğmadığınız gibi teklif almadan önce siyasetçi olmayı bile düşünmüyordunuz belki. Ama oldu. Bir dönem memlekete hizmet etme imkanınız oldu. Bu emekle itibar da sağladınız. Özgüveniniz pekişti.
Sonra pasif görev ve zaman içinde bulunduğunuz yerden çok şey duydunuz, çok şey gördünüz ve bunlar sizi rahatsız etti. Kuzey Irak'tan tankerle petrol taşımacılığı yapan şirket, ekonomiye nezaret eden kişininmiş, filanca silah ithalatından başka biri komisyon alıyormuş, memleketin neresinden biriyle konuşsanız ailenin arsa alımı suretiyle fiyatları yükselttiğinden söz ediyor, vb. Muhalif medyanın bile belgeleyip yazmadığı dedikodulara, ya çokça anlatıldığından ya da anlatana duyulan sempati nedeniyle inandınız."
Kim ki yüksek siyaseti para için yapar, o gerçekten kalıbının insanı değildir. (Bu vesile ile tarafımızı göstermek bakımından 'veyl olsun bunu yapanlara, cehenneme odun olsunlar' şeklindeki temennimiz kayda geçirmiş olalım.) BasİT biridir, o kişi. Kişisel açıdan yüksek siyaset, güç için yapılır. Güç, insanlara istemedikleri şeyleri (bile) yaptırma kudretidir. Bunu ailelerde, işletmelerde, çeşitli organizasyonlarda ve devlette yöneticiler üzerinden görürüz.
Başkanlık sistemi, ittifakları zorunlu kılıyor. Yüzdeye giren seçmenler üzerinden partiler, siyasi pazarlıklar yapabiliyorlar. Zira kazanmak yahut kaybetmek, küçük farklarla oluyor, olmaya da devam edecek.
AkPartiden siyasi bir gelecek ümidiyle kopan arkadaşlar, kendilerine itibar edecek olan seçmen kitlesi ile ne yapmayı hedefliyorlar? Bu sosyolojinin iktidar adayı olma şansı var mı? Bu gün için yok. Yarın için var mı? Olması için bir neden göremiyorum. Ama bu gelişme, AkParti'nin oy potansiyelinde bir düşüşe yol açarsa; bu sonuç, karşı tarafın başarı elde etmesine yarar.
İş hayatımız boyunca bir çok işyeri tecrübemiz oldu. Gün geldi, birinden çıktık, diğerine girdik. Sağlıklı psikolojik zemini olan bir insan, problemli bile ayrılsa, eski işyeri hakkında etrafta olumsuz beyanda bulunup onun müşteri kaybetmesi için bir çabanın içine girer mi? Bu olduğunda, 'sistem güçlüden yana çalışır' sistem kuralı işler ve seçmenler nezdinde AkParti bir miktar yıpransa da asıl bu arkadaşların oluşumu prestij kaybeder. Seçmen, geçmişinde kapanmamış yaralar taşıyan partilere kitle halinde oy vermez.
AkParti içinde kalmaya 'dayanamayan' arkadaşların önlerinde, siyaseti bırakmak gibi soylu bir seçenek daha var(dı). Tabi bu, işler bu noktaya gelmeden evvel mümkündü. Kamuya açıklama yapmamış siyasetçiler için hala geçerli bir seçenek bu. Zira siyasete bir başka partide devam etme kararının sonucu, Millet İttifakıyla işbirliği yapmak ve acı gününde terörle irtisaklı belediye başkanlarını teselli etmek gibi görünüyor.

28 Haziran 2018 Perşembe

24 Haziran Seçimi Çeşitlemeleri 2

Ne garip seçim analizleri yapılıyor?
Diyorlar ki oy oranları, geçmiş seçimler itibariyle bir eğilim analizi çerçevesinde yorumlanır. Buna göre önceki seçimde %41, sonrakinde %49, şimdi de %42 oy aldıysanız seçimin kaybedeni olmuşsunuz demektir. Seçimin kaybedeni ama Türkiye'nin en yüksek oy alan partisi aynı zamanda. Ne tutarsız, şizofren bir mantık?
Bu sihirli ayna, delirtir vallahi. Sorduğunuzda en güzelin siz olduğunu söyler ama diğer taraftan da bunun tadını çıkarmanıza izin vermez. Pamuk Prenses'in sizden bir tık daha güzel olduğunu ilave eder. Normalde bu durumda elinizdeki kumanda ile başka bir kanalı açmanız gerekir ama heyhat. Orada da aynı sudan içmiş bir başka uzman, benzer teraneleri seslendiriyordur. Kitle eğitimi, böyle sersem yapar insanı...
Oy vermek, seçim günü itibariyle bir karar vermek, partiler arasında bir seçim yapmaktır. Bir önceki seçimde ne yaptığınız, kime oy verdiğiniz yalnız kendinizin bildiği ancak sizi - oy vereni- bile bağlamayan bir bilgidir. Kimse "ulan geçen seçimde A partisine oy vermiştim, şimdi B'ye versem tutarsızlık olur. İnsanlar benim için yatırım yapmıştır, yazık..... onları yarı yolda bırakmış olurum, en iyisi yine gidip A partisine vereyim" demez.
%42 içinde bir sıralama önceliği yok. Yani oy vermiş seçmenin, ben bu %42'nin neresindeyim? İlk %5 içinde mi, %11 ila %24 arasında mı? gibi düşünceleri, anlamsızdır. Bu anlamsızlık, %42'nin kümülatif (birikimli) bir değer olmadığını gösterir. Yani yan yana dizilmiş 100 seçmen düşünün. %42'lik oy, bu yan yana dizilmiş 100 kişiden 42'sinin bir adım öne çıkması demektir. Evvelce öne çıkan 7 kişi bu dalgada 42 kişi ile birlikte hareket etmemiştir ancak bu defa öne çıkan 42 kişinin daha önce öne çıkan 42 kişi ile aynı kişiler olduğu iddiası da ancak bir safsatadan ibarettir. Bu 7 kişinin 42 kişiye borcu olmadığı gibi alacağı da yoktur. Fotografta ya varsınızdır ya da yok. %42, orijinal bir bileşimdir.
Ancak parti demokratik yarışın maksimalist yapısı gereği, "neden daha önce seçmenin %40'ının oyunu alırken sonra %49'unun oyunu aldım? Bu teveccühün sebebi nedir? Neden şimdi %42 aldım? Bu kayıp neden?" sorularını sorabilir, telafi politikaları izleyebilir.
Kolektif bir şuurla %42'yi bir araya getiren seçmenler, kimsenin sofrasında meze değildir. Tercihleri, öyle ya da böyle AkParti'yi ülkenin en müteveccih partisi yapmıştır: Memleketin en rağbet edileni. Bu seçmenin, tercihinden dolayı kimseye özür borcu yoktur. Tercihine en başta AkParti'nin sahip çıkması gerekir.
Şu sonuç odaklı maskülen tavırdan çok rahatsızım. Hiç ölmeyecekmiş gibi sürecin tadını sabote etmek, kendini ve çevresini mutsuz kılmak için elinden geleni yapıyor. Bizden, semtimizden uzak durasıcalar...

26 Nisan 2017 Çarşamba

Kabaca Seçmen Profili

Akademisyen Yılmaz Esmer, seçimler üniversite mezunları arasında yapılsaydı, CHP tek başına iktidar olurdu" şeklinde bir beyanda bulunmuş.
İlk etapta garip gelebilir ama mevcut bir eğilimi ifade etmiş. Bunun nedenleri üzerinde düşünmek gerekir. Her türlü problemine, vizyonsuzluğuna rağmen sol, Türkiye'de eğitim görenler üzerinde olumlu bir etki bırakıyor,
Toplumu ve değerlerini beğenmeyip farklı olduğunu düşünenler bunu CHP'yi sembolize ederek görünür kılmak istiyor. Gelecek odaklı, tarih şuuru olan vizyoner insanlar da müteahhitlerin kibrine uyuz olmuşsa MHP'ye, kibre uyuz olmak yerine fesuphanallah diyerek sabretmeyi seçenler de AkPartiye oy veriyor.

14 Eylül 2016 Çarşamba

AkParti ne yapsın?

Televizyonlara yansıyan partilerin bayramlaşma görüntülerini izliyorum. Her iki muhalefet partisi yetkilileri, at izi it izine karışmasın uyarısında bulunurken AkPartili muhatapları, kılı kırk yardıklarını, bu tip istenmeyen durumlar olması halinde telafi edeceklerini beyan ediyorlar...
Bu diyalogların anlamı ne?
Fetö soruşturmasını teknik açıdan kim yürütüyor? AkParti mi?
AkParti mi, dört yıl önce Bankasya'da iki kez binbeşyüz liralık hesap hareketi yapmış bir polis görevlisini sigaya çekip -üstelik emekliliğine iki yıl varken-meslekten atıyor? Bu işleri yürüten yargı bürokrasisi değil mi? AkParti bu süreçlere nasıl müdehale edebilir ki? Olağanüstü hal mevzuatı, bu konuda yürütmenin yargıya müdehalesini öngören bir düzenleme içermiyor ki?
Bir tanıdık, "ne var diyor, Türk yargısına güvenmiyorlar mı?" Hiç mi vaktin yok, otur "Pardon" filmini izle diyeceğim ama yok... "Malını peşin satan" empati yoksunlarının kibriyle uğraşmak insanın zoruna gidiyor.

19 Mayıs 2016 Perşembe

Yeni Başbakan, Yeni Gelişmeler

19 Mayıs 2016 günü AkParti sözcüsü Ömer Çelik, yaptığı basın toplantısında AkParti'nin yeni genel başkan adayının teamül sonuçlarına da uygun olarak Binali Yıldırım olduğunu açıkladı. Binali Bey de teşekkürle donattığı ilk konuşmasını teröre yönelik kararlılık içeren beyan ile kapatırken gerek söylem gerekse de beden dili itibariyle uygun/yeterli bir duruş sergiledi.

Kişisel olarak benim favorim mevcut adaylardan Bekir Bozdağ idi. Bekir Bey'i Binali Bey ile mukayese ederek seçmiştim. Finale bu iki ismin kalmasındaki ilk sebep, listenin zaten toplam altı isimden oluşması ve bu iki ismin de zaten bu listede yer alması dolayısı iledir. Bu altı kişilik liste içinden finale aldığım isimlerin ortak özelliği de kişisel olarak sosyolojik bir kitleye sahip olmayışlarıdır. Bir de Yalçın Akdoğan gibi sosyolojik bir tabanı olmamasına rağmen bu görevi kabul sonucu, gelecekteki siyasi kariyeri açısından kendinde güç vehmedilecek biri sanılarak erkenden tasfiye edilme ihtimali olan aktörlerin bu göreve soğuk bakacağını öngörüyordum.

Tarihe not düşmek bakımından kişisel bir derleme toparlama olsun diye yazdım, yukarıdaki satırları. Şimdi gelelim güncele: Tayyip Bey, sempatik olanı mı, sorumlu olanı mı seçecek, göreceğiz ama kolay bir seçim olacak demiştim. Kanaatime göre sempatik olanı seçmiş görünüyor.

Bu seçim ile AkParti'nin Tayyip Bey'e ait kişisel bir parti olduğu kanaatinin pekiştiğini düşünüyorum. Bizim gibi bu vatan ve bu devletin tarihsel misyonuna uygun icraat bekleyen insanların da ortak amaçlara uygun siyaset ürettiği sürece AkParti'ye siyasetin her kademesinde hizmet/destek vermeye devam etmesinin misyonlarının bir parçası olduğu kanaatindeyim.

Oğullarının her birini yıllar içinde Sultan'ın açtığı bir savaş için gönderen adamın, son çocuğu da savaş için istenince "söyleyin padişaha benim sülbüme güvenip savaş açmasın" demesi gibi Tayyip Bey de kendisi ve AkParti için Türkiye'nin tarihsel misyonuna uygun hareket ettiği müddetçe dilediği gibi tasarrufta bulunabileceği ancak bundan sapması halinde sosyolojisinin değişeceği, bugüne kadar arkasında hissettiği oy kitlesinin sürekliliğini kaybedeceği saptamasında bulunmuş olalım.

Bizler, Fetmen'i (FGülen), her ne kadar topluluğunda bulunup bir cemaat kimliği devşirmemiş olsak da Türk Okullarında yaptığını sandığımız gelişmelere duyduğumuz sempati yüzünden kendisini ve hareketini desteklemiş, ardından tıfıl cemaat çocuklarına bile sirayet eden "bokumda boncuk var" kibrinden huylandığımız için araya mesafe koyduğumuz; 17 Aralıktan sonra da bu grubu A'dan Z'ye tamamen çizmiş insanlarız. Küçük kaprislerle değil ancak ilkelerden saptığına kanaat getirdiğimiz herkes için bunu yaparız. Tayyip Bey, duysa bizimle gurur duyardı.

28 Eylül 2015 Pazartesi

Ne Yapsam Şaşırırdın?

Bu yazı, siyasal fantezi temalı bir oyuna ilişkindir. Oyunun, kuralı geçerli kalmak kaydı ile hayatın aile, işyeri, tanıdıklar gibi başka alanlarında yeniden tecrübe edilmesi yararlı olacaktır.
Bu oyundan maksadımız, siyasi parti ve liderlerine ilişkin algılarımızı sorgulamak, bunların gölgede kalmış belirsiz yanlarını ortaya çıkarıp görünür hale getiren bir çerçeve elde etmektir. Buna göre Cumhurbaşkanı ve en çok oy almış olan dört parti ve lideri üzerinden giderek oyunu oynayan seçmenlerdeki siyasi aktör algısının netleştirilmesi test edilmektedir.

Kural: Şimdi, bir grup iyi yetişmiş ajandan oluşan bir örgüt var. Bunlar dilimizi iyi biliyorlar, taklit yetenekleri çok üstün, plastik maske yapabiliyor, diledikleri kişilerin fizik ve davranış görünümlerine girebiliyorlar.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
CUMHURBAŞKANI
Bir gece, örgüt, Cumhurbaşkanlığı yerleşkesine sızarak Tayyip Beyi etkisiz hale getiriyor ve kimseye belli etmeden kendi adamlarını Tayyip Beyin yerine geçiriyorlar. Ertesi gün ve devam eden süreçte bu sahte Cumhurbaşkanının hangi eylem ve söylemlerinden dolayı halkımız, yani siz! ey okuyucu, “yahu durun bakalım, bu işte bir gariplik var. Tayyip Bey, bunu söylemez böyle yapmazdı, Tayyip Bey bu değil. Birisi onun yerine geçmiş olmalı” diyebilir? Evet, hangi gelişmeler olması halinde:

Eylemler:

-          Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinde içkili, çalgılı, danslı kokteyller vermesi halinde.

-          Doğan Grubu ve Paralel Yapının Medyası çalışanlarından danışman seçmesi/ataması; fırsat bulduğu her akşam, bu ekiple Beştepe’de yemek tertip ederek onlarla samimi pozlar vermeye başlaması halinde,

-          Zorunlu haller dışında yurt dışına çıkmayacağını; devleti temsil görevini hükümete bıraktığını açıkladığında,

-          İsrail’e giderek “Arapların Osmanlıyı arkadan vurduğu” mesajını işlemesi halinde,

-          Halka sempatik görünmek amacıyla selfi çekim yapmaya başladığında,

-          Sigara içmeye başladığında,

Söylemler:

-          Türkiye’nin tüm renkleri oradayken ben de Gezi Parkında olmak isterdim. O gençlerden af dilemek istiyorum.

-          Fethullah Hoca ve cemaatine yapılan paralel devlet suçlaması haksızlıktır, operasyonlar zulümdür.

-          17/25 Aralık operasyonları, hukuk çerçevesinde yapılmıştır. Hukuk bürokrasisinde Paralel Yapı elemanları bulunmamaktadır. Huzursuzum, en kısa sürede yargılanıp aklanmak istiyorum.

-          Türkiye, çok etnisiteli bir toplumdur. Her bir etnisite kendi kaderini tayinde özgür bırakılmalıdır.

-          Türkiye’de terör örgütü yoktur ve hiç olmamıştır. Kimse birilerinin hak hukuk mücadelesi veriyor olmasını çarpıtmasın.

-          Bayrak, milli marş, din, iman, milletin gelişmesine bağlı olarak bugünkü önemini yitirmelidir, yitirecektir.

-          Kıbrıs Türk Toplumu, kendi kararlarını biz dahil kimseye sormadan alabilecek olgunluktadır.

-          Gazze ve Filistin sorunu, İsrail’in iç işleri sorunudur, İsrail otoritesinin karar vereceği bir konudur.

-          Mursi konusunda yanıldım, Sisi’ye hayranlık duyuyorum, Esed kardeşimdir.

-          ABD, Avrupa Birliği ve İsrail, ülkemizin gerçek dost ve müttefikidir.

YORUM : Beyan listesinin maddeleri uzatılabilir. Buradan da görülüyorki, Tayyip Bey, Türkiye’nin tarihsel vizyon ve misyonuna sahip gerçek bir liderdir. Varlığı, değer ve yaklaşımları, ülkemizin kodlarıyla uyumlu ve temsil kabiliyeti açısından yeterli ve gereklidir. Yokluğu ya da politikalarının tasfiyesi halinde Türkiye, başka fren mekanizmaları üretemezse çözülme sürecine girer.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
AK PARTİ

Şimdi başlangıç koşullarına dönüyoruz. Yani olay, bu defa Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinde değil AkParti Merkez Binasında geçiyor: Aynı ekip, AkPartiye sızarak Başbakan ve önemli bazı parti ve hükümet yetkililerinin yerlerine geçiyor. Ertesi günden itibaren bu sahte AkPartili yetkililerden duyacağımız hangi beyanlar, “yahu, durun, bu işte bir terslik var. Bunlar neler diyor, neler yapıyor böyle? ” kanaatinin oluşmasına yol açar? Diğer bir deyişle hangi eylem ve söylemler, AkPartili yetkililerin sahteleri tarafından rehin alındığını kuşkusu uyandırır?

Eylemler;

-          Avrupa Birliğindeki üyelik başvurumuzun, Başbakan talimatıyla geri çekilmesi halinde,

-          Ülkenin batısındaki tüm askeri birlikleri, doğu ve güneydoğuya sevk ederek bölgede sıkıyönetim ilan etmeleri halinde,

-          Misakı Milli kapsamında Musul ve Kerkük’ün ele geçirilmesi için sınır ötesi operasyon başlatılması halinde,

-          Yeni bir Anayasa yapılmasını engellemek için Anayasa Komisyonundaki partili üyelerini geri çekmesi ve komisyona yeni üye vermeyi reddetmesi halinde,

-          ABD ve İsrail’den yeni nesil savaş uçakları ve mühimmat satın alması halinde,

Söylemler;

-          Parlamenter sistem, demokrasinin ve insanlığın son durağıdır. Başkanlık modeli, Tayyip Bey’in kendi iktidarını kurması için dayattığı bir araçtır.

-          Tayyip Bey, görevinin anayasal sınırlarına dönmelidir. Ülkemizdeki tüm kötülüklerin kaynağını Tayyip Bey’de gören yaklaşıma yakınlık duyuyoruz.

-          Koalisyon, her türlü iktidarı dengeleyen ve frenleyen, Türkiye’nin de ihtiyaç duyduğu bir demokratik uyumun adıdır. Türkiye, her fikrin kendini yansıtması bakımından koalisyonları sevmeli ve alışmalıdır.

-          13 yıllık iktidarımızda çok büyük hatalar yaptık, ekonomik olarak ülkeyi küçülttük; insanımızı fakirleştirdik, millete büyük zaman kaybettirdik.

-          2023 hedefleri, ıvır zıvır, öylesine yazılmış ifadelerdir.

-          Bütçe gerçekleşmeleri, emekli maaşlarında bir artışa imkan tanımıyor.

-          Israrla Üniter Devlet modelini savunmak, faşizmdir. Bu konu da dahil olmak üzere her türlü referandum teklifine açığız.

-          Bireysel ve toplumsal özgürlükler tehlikelidir.

-          Türkiye Toplumu, dindarlar ve dinsizlerden oluşur.

YORUM : Görülüyorki, AkParti ile Tayyip Bey arasında, Türkiye’nin iyi ve güçlü yönetilmesi açısından bir anlayış ve iş birliği var. Demokratik Parlamenter sistemin, Başkanlık sistemine evrilmesi, bu bakımdan çok önemli bir aşamadır. 13 yıllık Hükümet uygulamalarının getirdiği toplumsal kazanımlar, önemlidir. AkParti, iktidar partisinin taşıması gerekli asgari özelliklere sahiptir: gelecek odaklıdır, dolayısı ile hedefleri vardır ve insanlara umut aşılamaktadır. AkPartinin, ülkesi ve milletin bölünmez bütünlüğünün korunması konusunda hassas bir yaklaşımı var.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

CHP
Şimdi CHP’ye dönelim. Ekip, bu defa Kemal Bey’i ve parti yöneticilerini etkisiz hale getiriyor. Sizce hangi eylem ve söylemler, “hey, orada neler oluyor? Bunlar neler söylüyor böyle? Bunlar dünkü CHP değil.” tepkilerini doğurur? Yabancı bir ekibin varlığını akla getirip sorgulatır?

Eylemler:

-          Cumhurbaşkanını ziyaret edip, çıkışta bu ziyaretin başlangıç olduğunu devletin zirvesinde iyi bir diyalog ile çözülmeyecek ülke sorunu bulunmadığını beyan ettiğinde,

-          Cuma namazlarına gitmeye başladığına dair görüntüler verdiğinde,

-          Doğu ve Güneydoğu turuna çıkıp parti mitingleri düzenlediğinde,

Söylemler:

-          Türkiye’de iktidar gücünün kullanımı açısından Başkanlık Sistemi elzemdir, sistemin bir an önce buna uygun bir şekle dönüştürülmesi gerekir.

-          Zamanında AkPartiye anayasayı değiştirme konusunda destek vermememiz, hataydı.

-          Çözüm sürecine aktif destek vermemiz ve denetiminde Hükümete yardımcı olmamız gerekirdi.

-          Tayyip Erdoğan, bütün kötülüklerin kaynağı değildir, saygıdeğer Cumhurbaşkanımızdır. Makamı da göz önünde bulundurulduğunda Tayyip Bey’i asılsız suçlayan beyanlardan herkes kaçınmalıdır.

-          17/25 Aralık operasyonları, darbe girişimidir. Paralel devlet yapılanması, tasfiye edilmelidir.

-          Hükümetin Suriye politikası tartışılır ama bizim Şam’a heyet gönderip uzun bir süre Esed propagandası yapmamız da yanlıştı.

-          İslam Dini, onun pratiği ve dindarlarla ilgili eleştirel tavrımızı, değiştiriyoruz. Laikliği, serbesti ve müdehale etmeme yönüyle benimsiyoruz.

-          Hükümet, terör örgütünün üstüne gitmelidir. Bizden istenecek her türlü desteğe açığız.

-          Gezi eylemleri, bir çeşit kalkışmadır.

YORUM : CHP, hükümet politikalarına taban tabana zıt bir politika izleyerek müzmin muhalif bir şekilde kendini istihdam etmeyi sonsuza değin sürdüremez. Sosyolojik tabanı, AkParti seçmeninden pek çok açıdan farklılaşmış bir durumdadır. Bu nedenle MHP’den farklı olarak bir taban kayması tehlikesi olmaksızın, bir yandan ülkenin önünü açan hükümet politikalarını açık yüreklilikle desteklerken diğer yandan ülkenin menfaatlerine uymayacağını düşündüğü uygulamaları eleştirerek iktidarı yolda tutabilir, kendi partisi dışındaki seçmen kitlesine de ülke meselelerine vakıf, her zaman tercih edilebilir bir alternatif olduğu mesajını verebilir.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
MHP
Ekibin bu defa MHP’ye yönelerek Devlet Bahçeli’yi ve A Takımını ele geçirdiğini varsayalım. Bundan sonra yapılacak hangi eylem ve söylemler, ülke seçmeninin “işin içinde bir iş olduğunu, Bahçeli ve arkadaşlarının doğal davranmadığını, orada neler olduğu?” şeklinde düşünmesine yol açabilir?

Eylemler:

-          Cumhurbaşkanını ziyaret edip, çıkışta bu tarz temasları, çok yararlı bulduğunu beyan ettiğinde,

-          Bahçeli, yoğun bir yurt dışı programı açıklayarak dış temaslara başladığında,

-          İlk yurt dışı gezisinin dönüşünde yapacağı basın toplantısında Türkiye’ye dışarıdan bakmanın vizyonunu geliştirdiğini ifade ettiğinde,

-          HDP parti bürokrasisinin tepesindeki yöneticilerle görüşmeler yapmaya başladığında,

-          Hiç yazılı basın bildirisi vermeyip basın toplantılarını şifahi yapmaya başladığında,

Söylemler:

-          17/25 Aralık ile MİT tırlarının aranması operasyonlarında Paralel Yapıya verdiği destekten dolayı pişmanım, görmediğim halde –maalesef- iddia ederek iftiralara alet oldum ancak tövbe ettim, değiştim.

-          Başkanlık Sistemi, Türk Milletinin tarihsel tecrübesine en uygun ve en ideal bir yönetim sistemidir. Tarihimizden çıkardığım sonuç budur.

-          Mevcut anayasa, bir darbe ürünü olarak Milletimizin bugünkü ihtiyaçlarını karşılamamaktadır. Parti olarak Parlamento çatısı altında oluşacak Anayasa Hazırlama Komisyonuna gerekli tüm desteği vereceğiz.

-          Türkiye’nin iktidarına talibiz.

-          Türkiye’yi ileriye taşıyacak her oluşumda MHP’nin misyonu, uzlaşma olacaktır. Bu kapsamda, 7 Haziran sonrası izlediğimiz uzlaşmaz politikadan dolayı tüm seçmenlerden özür diliyorum.

-          Çözüm sürecinin içindeyken parti olarak hiçbir olumlu katkı vermediğimiz gibi sürekli süreç aleyhine konuşarak Hükümet üzerindeki denetim yetkimizi kullanmadık.

-          Davutoğlu’nun nerede olduğunu söyle sana nerede olacağımızı söyleyeyim politikasını terk ettik.

-          Türkiye Ekonomisinin gelişmesi ve gelir dağılımının iyileşmesi için formüller bulduk.

YORUM : MHP liderinin ne kadar çok konuda beklentilerin tersine, olumsuz tavır takındığı stratejisini  şimdi daha net görüyoruz: Bütün varlığını karşıtına endeksleyip eleştiri üzerinden söylem inşa etmek, sürekli geçmişte yaşıyor olmak ve geleceğe ilişkin özgün hiçbir şey ifade etmemek. Gerçeklere destek vermenin taban erozyonuna neden olacağı kaygısı, kendisi gibi olmayı daha ne kadar bir süre engelleyebilir, erteleyebilir? Daha ne kadar bir süre, parti çıkarları, ülke çıkarlarının önünde tutularak sistemin çalışmasını engelleyecek olan seçenek, tercih edilebilir? Geçmişin duygusallığı üzerinden bu partide kimlik kazanmış olan seçmenler, yarınki Türkiye’nin beklentilerini karşılamada MHP adresinin yeterli olmadığını görmekte ancak eleştirdikleri ataerkil (bizden) olanın tercih edilmesi sonucunda vekaletlerini, toplumun tamamını ilgilendiren sadaka kutusuna değil kendi küçük kumbaralarına atmaktadırlar. 
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
HDP
Ajan Ekibinin, HDP’ye yönelerek başkan eşbaşkan ayrımı göz etmeden bulduğu parti yetkililerini etkisiz hale getirdiklerini ve yerlerine geçtiklerini varsayalım. Yeni ekibin yapıp ettikleri ile söylemeye başladıkları hangi hususlar, vatandaş nezdinde “yahu, neler oluyor? Bunlarda bir şey var. Hiç böyle yapmazlardı. Hayırdır inşallah?” sorularıyla birlikte yurdum insanı nezdinde “bunların başına taş mı düştü? Yerlerine birileri mi geçti?” yorumlarına vesile olur?

Eylemler:

-          Cumhurbaşkanından randevu isterler, çıkışta görüşmenin çok yararlı olduğunu ve bu tarz görüşmeleri yine yapacaklarını, hatta rutine bağlayacaklarını açıklarlar.

-          Demirtaş, parti olarak terör örgütünün silah bırakmamasını kınadıklarını ve milletvekillerinin silah bırakma konusunda sonuç alıncaya kadar, Ankara’da açlık grevi yapma kararında olduklarını açıklar.

-          HDP eşbaşkanları, terörün durmamasını gerekçe göstererek istifa ederler.

-          HDP milletvekilleri, üzgün bir şekilde şehit cenazelerine katılmaya başlar.

-          HDP milletvekilleri, MHP’yi ziyaret etmek için girişimde bulunurlar.

Söylemler:

-          Terör örgütü, silahlarını ısrarla bırakmamakla yanlış yapmaktadır. Biz, kukla değiliz. Bizi kuran irade, bizi dinlemeyecekse bu işi sürdürmenin bir anlamı yok. İstifa ederiz. Şiddetin her türlüsünü ret ediyoruz. Örgüt, derhal tek taraflı olarak silah bırakmalı, silahlarını betona gömmelidir.

-          Bir an önce Anayasa değişikliği yapmak ve yönetimi etkin hale getirmek için Başkanlık Sistemine geçişi sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Biz parti olarak Hükümete bu konularda gerekli tüm desteği vereceğiz.

-          Türkiye’de Kürt Sorunu dışında da sorunlar olduğunu biliyoruz. Onlardan biri olan cari açık, Türkiye Ekonomisini kırılgan hale getirmektedir. Ekonomi politikalarına ilişkin eleştiri ve görüşlerimiz, şunlardır…

-          Doğu ve güneydoğu’da işçilik üzerinden alınan gelir vergisinin beş yıl boyunca sıfırlanması, bölge ekonomisini olumlu etkiler. Hükümeti, uygulama yapmaya davet ediyoruz.

-          Biz, arkamızı halka dayadık.

-          Türkiye’nin iktidarına talibiz.

-          Ermeni Soykırımı olmamıştır; olan biten, zulme uğrayan yol güzergahı üzerindeki Kürt halkının saldırısından ibarettir.

YORUM : HDP Eşbaşkanları, terör örgütüne sözü ile tesir edememekte, örgütün faaliyetlerini kınayamamakta, örgütün kendilerini ve partiyi kuyruk gibi, kukla gibi kullanmasına izin vermektedir. Parti ve yetkililerinin düşünce dünyası da terör örgütünün izin verdiği çapta olup Kürt sorunundan ibarettir. Partinin bunun dışında ülke sorunlarına dair bir çalışması yoktur. Zaten partinin iktidar olmak gibi bir amacı da bulunmamaktadır. Bütün bunlara rağmen halkın partiyi kendisinin sanıp sahiplenmesi ironik bir durum olmakla birlikte sonuç olarak kendi bileceği bir iştir. Zira Parti, terör örgütünü temsil etmek ve örgütün ihtiyaçlarını gidermek üzere kurulmuştur. Nitekim diğer Kürt etnisitesine sahip partiler, örgüt desteğinden yoksun oldukları için önemsenecek miktarda oy alamamaktadırlar.

2 Eylül 2015 Çarşamba

Yeniden bir kez daha AkParti-Fetö ilişkisi

2015 yılının son çeyreğine yaklaştığımız şu günlerde bile hala bazı insanların Fetö yapılanmasını, bir tehdit olarak küçümseyip bununla ilgili yürütülen mücadeleye kendi sorunları değilmiş gibi yaklaşmalarını kayda değer buluyorum. “Bir zamanlar AkParti ile Fetö yapılanması, aynı tren hatta aynı vagondaydı” diyerek de sözümona herşeyin farkındaymış havasında kendince ahkam kesiyorlardı.

Bu aynı tren ve vagonda olmak metaforu, Akparti ile Fetö cemaatini anlatmak için kullanılamaz. Vagon, lokomotife bağımlı olarak diğer vagonlarla birlikte aynı yönde gider. Diyelimki AkParti ile Fetö, aynı vagondalar, ön vagonda CHP, arka vagonda MHP, onun arkasında başka partiler var. Demekki tren, Türk Siyasal Partileri treniymiş. Bu örnekten bir şey çıkmaz. Demek istiyorsanızki, AkPArti, Fetö'yü destekledi, bürokraside yerleşmesine yardımcı oldu. Haklı olursunuz. Doğru, öyle oldu. Buradan nereye varacaksınız? AkParti yetkilileri de dahil bu gruba çeşitli adlar altında insan ve maddi kaynak sağlayan Türkiye Toplumu, dindar insan profiline uygun olarak adaleti tesis eden, haksızlık karşısında kimseyi tanımayan, dürüst, çalışkan, güleryüzlü, halka hizmeti hakka hizmet olarak gören bir neslin yetiştiğini düşündü. Desteğin arka planı bu değil midir? Buraya kadar bir sorun var mı? Dindar adam, hangi koşullarda adaleti incitip/bir tarafa bırakıp ataerkil ilişkileri (akrabalarının, grubunun çıkarlarını) öne çıkaran kararlar alabilir? Türkiye’deki insanların ortalamadaki müslümanlık algısına göre bir cevap vereyim: Tahayyül dahi edilmesi güç bir soru bu, ama cevabı basit:  hiçbir koşulda.

Bir dindarın, kendi cemaatinin çıkarları için başka insanlara iftira ederek madur olmalarını sağladığını gördükten sonra hala aynı vagondaydınız benzetmesi yapmak masum görülebilir mi? Bu ülkenin gerçek dindarı ile AkPartinin yetkilileri, zihnen aldatılmışlar, tecavüze uğramışlar, bunu görmek o kadar mı zor? Tecavüze uğradığını hisseden bir insan topluluğuna, “ama siz onları çok desteklemiştiniz, bu size iyi oldu” demek midir, yapıcı, insani tavır? Hayır, bu; hadiseyi okumayla ilgili bir kapasite sorunun varlığına karşılık gelir. Herkes, yapıp ettikleriyle kendi değerini kendi belirler.

9 Ağustos 2015 Pazar

Koalisyon görüşmeleri sonucu üzerine


Yarın tarihli (10.08.2015) Davutoğlu-Kılıçdaroğlu koalisyon görüşmelerinden hükümet kurulması ile ilgili olumlu bir sonuç çıkmasını beklemiyorum. Ancak bu görüşmenin kısa vadede siyasi hayatımızda genişletici bir etkisi olacağını düşünüyorum:

Her iki partinin de demokratik parlamenter sistemin işlerliğini gösterdikleri görevi, başarıyla yerine getirdiklerini görüyoruz. Bu süreç içinde her iki parti başkanı, neden birbirleriyle koalisyon kuramayacaklarını da bir şekilde ifade etmiş oldular.

AkParti, hem kurulduğu dönemde ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik koşulların etkisi hem de teorik olarak kendi karşıtı gördüğü, CHP’nin tarihsel uygulamaları ve kimliğine yönelik eleştirilerinin etkisi ile kendine siyasi alanda yer açmış ve her geçen seçim döneminde de bu alanı genişletmişti. Bu bağlamda AkParti bürokrasisinin CHP ile koalisyon yapması, bizzat AkParti seçmeninin rızasına bağlıdır. Hatırlanacağı üzere seçimleri müteakip bir çok AkPartili seçmen hatta teşkilat mensubu, CHP ile yapılacak bir koalisyona şiddetle karşı olduklarını, şayet bu irade beyanına rağmen koalisyon kurulursa bir daha AkPartiye oy vermeyeceklerini de söylemişlerdi. Sürecin içinde olan bitenden etkilenerek şekillenmeye devam ediyoruz, seçmen kararları da öyle.

Kendi seçmeninden rıza alınmadan yapılacak bir koalisyon, AkPartinin tabanı ve bürokrasisi içinde de öngörülemeyen sonuçlar doğurabilir, en hafif tabirle bu kaosu yönetmek mümkün olmayabilir. Öte yandan bu koalisyon, öncelikle Devlet Bahçeli’nin projesidir ve “bir demokrasi sevdalısı” olarak kendisinin 7 Haziran akşamından bugüne değin AkPartiyi yönlendirdiği senaryo da budur.

Bahçeli'nin stratejisi, AkPartiyi CHP ile koalisyona icbar edip oy kaybına uğratmak ve buradan gelecek oy kaymalarına sahip çıkmaktır.

CHP için de AkParti karşıtlığı, kendisine bir odak/kutup olma kimliği kazandırmış, başka herhangi bir proje üretmeden söylem düzeyinde yapılacak beyanların, seçmen tercihinde yeterli olduğu görülmüştür. CHP, kendi içinde bir çok koalisyona da sahip olduğundan genel başkanın parti sisteminin bütünlüğünü koruması ancak iktidar potansiyeline yaklaşıldığı, en azından korunduğu ümidini vermesine bağlıdır. Bu koalisyon görüşmelerine CHP bürokrasisinin bir yönüyle katı, 14 maddeden oluşan bir olmazsa olmaz listesi, diğer yönüyle Türkiye’yi hükümetsiz bırakmama söylemi ve bu sorumluluğun getirdiği yapıcı, sabırlı işbirliği olarak formüle edeceğimiz performansı, mevcut bürokratik kadronun, partinin yaklaşan kongresinde kullanacağı en önemli “yeniden seçilme” malzemesidir.

Öte yandan AkParti ile koalisyon yapacak bir CHP’nin, geçen seçimde seçmenini motive etmede kullandığı en önemli araç olan AkParti karşıtlığı misyonunu görmezden gelerek seçmenini tatmin etmeden koalisyon kararı alması, partinin geleceği bakımından ciddi riskler doğurur. Dolayısı ile kararın CHP tarafından da seçmene götürülmesi ve rızasının alınması gereklidir.

Masayı devirenin faturayı ödeyeceği bilinciyle koalisyon görüşmelerini yürüten her iki partinin, el sıkışarak uygun bir erken seçim hükümetiyle en kısa zamanda seçimlere gitmeyi ve seçim kampanyasında kendi seçmenlerinden tek parti iktidarının kurulamadığı hallerde birbirleriyle ittifak yapabileceklerini açıklamalarını bekliyorum.

3 Haziran 2015 Çarşamba

Tarihsel Eşik: 7 Haziran Seçimleri

Bu pazar günü, kim iktidar olsun, bizi kim, hangi parti, hangi bakış açısı yönetsin diye seçim yapacağız.
 
Bu seçimi, insanımızın yürüyüşü açısından tarihsel bir eşik olarak görüyorum. Çıkacak sonuçlara göre tarihi misyonun devamı ya da oyun dışına çıkıp hakkında verilecek kararı bekleyen kurban rollerinden biri ile devam edeceğiz.

2200 yıllık devlet olma maceramız, çok şükür bu güne değin değişik hanedan adları altında kesintiye uğramadan süregeldi. Batı istikametindeki yürüyüşümüz, Viyana Bozgunu ile ciddi bir darbe aldı ve geriye püskürtüldü: 240 yıl süren bu geri çekilme ve parçalanma süreci, Anayurda doğru akan göçlere rağmen milleti, bir yandan mali ve fiziksel kayıplara uğratırken, diğer yandan onu kendisi yapan özgüveninde de ciddi sorunlara yol açtı. Artık küresel bir aktör değildik. Tutunduğumuz bu coğrafyayı da kaybetme korkusu, yöneticilerimizi akıl dışı tutumlara sevk etti. Bizi biz yapan kimliklerimizin içini boşalttı ve yeniden tanımladı, yöneticilerimiz. Böylece, tarihte özne olmak gibi başımıza her türlü badireyi açmış olan tutumumuzdan vaz geçecek ve bizi gerileten düşmanlarımızla dost olup kendimizi korumaya almış olacaktık.
 
Geçmişi yeniden ama travmatik bir biçimde kurguladı, bu bürokratik kadro. Türkçe ezan ve namaz, Türkçe ibadet, Müslümanlığın; Hititler, Frigler ve Urartular gibi Anadoluyu mesken tutmuş geçmiş uygarlıklar da Türk kimliğinin yeniden kodlanmasında kullanıldı. Dış kıyafet, şapka ile bütünleştirilip yeni törenler ve kutlama alışkanlıkları ihdas edildi, imparatorluk günlerinden kader birliği yaptığımız ve birlikte geri çekildiğimiz kardeş etnik kimlikler, kültürel kalıntı muamelesi gördü, aynı bürokratlarca. Bu kardeşlerimizin kendi dil ve kültürleriyle bağlantılı tezahürlerinin sürekliliği engellenmek istendi… Şeklen karşıtımıza, ruhen de tarih şuurundan bihaber, dolayısı ile ortak hedefleri olmayan, kimliksiz bir topluma dönüşüyorduk.
 
Bugün, adına bürokratik oligarşi dediğimiz dünün üzerimizde bedensel ve ruhsal operasyonlar yapan bu güruhu, kendini CHP’de konuşlandırmış durumda. Bunlar, devleti kuran irade olduklarını sanmakla devleti yönetme arasında bir benzerlik kurmakta ve garip bir şekilde hiçbir dönem, iktidar hazırlığı yapmamaktadırlar. 2015 yılında bile kullandıkları medya reklamlarında iktidar olmanın sıra meselesi olduğu ima etmekte ve artık sıranın kendilerine geldiği inancıyla kurulacak bir koalisyonun amiral gemisi olmak istemektedirler. Seçim öncesi Ak Partiyi alkışlayarak kendine yer açmaya çalışan bu kadronun, seçim sonrası yine alkışlarla ait oldukları seyirci tribünlerine yönlendirilmeleri, hiç sürpriz olmaz.

Kürtleri temsil iddiasındaki terör örgütü, yok edilemediği için kendini başarılı sayıyor ama kazanım olarak gördüğü ve pazarladığı her şey, aslında Ak Parti’nin devleti, millete adapte etme çabasının bir sonucu. Avuçlarını yalasınlar, kısa vadede insanları aldatıp şirin görünebilirler çünkü medyanın önemli bir kısmı, onların böyle görünmesi için propaganda yapıyor. Milletin ferasetine, sezgisine güveniyor, inanıyor, saygı duyuyoruz.
MHP, SP ve BBP gibi partilerin Ak Parti ile ideolojik planda benzerlikleri, farklılıklarından fazla. Ak Parti ile karşılaştırıldığında bu partileri özgün kılan bir husus olmadığından, Ak Parti’nin büyük oranda Tayyip Erdoğan’ın karizmasından ve iktidarı boyunca yapıp etmelerinden dolayı, çekim alanının merkezinde bulunması doğal karşılanmalıdır. Sürecin kendi tabanlarını Ak Parti’ye kaydırmasından endişe eden bu parti yönetimlerinin, mevcut kurumsal yapılarını sürdürebilmek için büyük küçük her türlü meselede Ak Parti’ye muhalefet ederek kendi değerleri ile çelişen tavırlar geliştirdiğini üzülerek görüyoruz. Ancak buna direnemezler: Örneğin, Bayırbucak Türkmenlerine yardım etmenin hesabını soramaz bu partiler. Ak Parti, Büyük Türkiye Vizyonunda yanlış yapmadığı sürece, bu partilerin tıpkı Numan Kurtulmuş’un Has Partisi gibi Ak Parti’ye katılmasını ve kalan tabanın enerjilerini Ak Parti hareketine yönlendirmesini, tarihi bir teamül olarak görüyorum.

Ak Parti, 2002’den bu yana toplum devlet ilişkisinde milletten taraf olarak normalleşmeyi sağlamaya, devleti milletle uyumlu hale getirmeye çalışıyor. Bu alanlardaki iyileşmeler, milletin gerileme dönemindeki yaralarını sardığı, toparlandığı anlamına geliyor. Dolayısı ile Türkiye’nin tarihsel misyonuna dönmesi, suların yokuş aşağı akması gibi doğal bir süreç.

Hepimiz kendi yaşadığımız tarihsel kesitin şahitleriyiz. Gönül, her şey benim zamanımda olsun, gözümle göreyim diyor. Bu yolculuk, sürücü koltuğunda, yolcu koltuğunda ya da bagajda giderek de devam edebilir. Bileti olanın, üstelik sonsuz sayıda koltuk varken bagajda gitmesini, özgür tercihine bağlamak bana mantıklı gelmiyor. Bu ülkenin büyük resmine ve tarihi misyonuna itibar edip çıktığımız bu kutlu yolda gün, birlik olma, bir olma günüdür.

Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...