7 Haziran Seçimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Haziran Seçimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2015 Çarşamba

KARARSIZ DENGE : 7 Haziran Seçimleri


Seçim arefesindeki yazımda, ülke olarak tarihsel bir eşikte bulunduğumuzu, seçimin sonucuna göre ya tarihteki misyonumuza uygun Büyük Türkiye yürüyüşüne devam etme ya da kenara çekilip kurban rolünü oynamayı tercih edeceğimizi yazdım. Beni yanıltan bir gelişme oldu ve üçüncü bir seçenek ortaya çıktı: kararsız denge hali.

Ak Parti, %41 oranında oy alarak seçimlerden birinci parti çıktı ve yürürlükteki seçim tekniğinin bir sonucu olarak 258 milletvekili çıkardı. Bu rakam, tek başına hükümet kurmak için gerekli olan 275 sınırının altında kaldığı için mevcut hükümetin yenilenerek yola devam etmesini önlüyor.

Bir önceki seçimlerde %49 oranında oy alan Ak Parti’nin bu seçimde %41 oranında oy alması, bu partiye gönül verenleri hayal kırıklığına uğrattı, yer yer sevincini yaşayamayan insanlar gördük. Seçim sonuçlarını değerlendirme açısından fırsattan çok tehdide odaklanıyor, insanımız. Bu gibi durumlarda doğal refleks davranışlar, inkar, suçlama ve bastırma süreçleridir. Bastırma hariç diğerleri yaşandı. Bir kez daha anladık, “gerçeklik önemli değildir; algı, her şeydir.” ve “hayatta mutsuzluğun kaynağı, abartılı beklentilerdir.”

Her seçim sonucu, kendi döneminin sosyolojisidir. Geçmiş yıl seçimlerindeki oy oranlarının karşılaştırılması, ancak eğilimleri, yönelişleri yorumlamak bakımından önem taşır. Yoksa malumunuz, seçim sabahı, bütün partiler %0’dan başlar ve oy aldıkça yüzdesel olarak gelişme gösterirler. Bir önceki seçimde %49 oy alan parti, seçim sabahı, %49 ile başlayıp vatandaşlar oy kullandıkça %41’e geri gelmez. Bu seçimlerde Ak Parti’nin aldığı %41 oranındaki oy miktarı, kendisinden sonra gelen en büyük iki partinin oylarının toplamı kadardır ve fevkalade iyi bir orandır. Tayyip Beyin liderliğindeki oranların altında olmakla birlikte Türk Demokrasi tarihindeki en yüksek oy oranlarından biridir. O zaman yüksek beklentilerin yanlış olduğunu kabul ederek elde edilen başarının hakkını verelim. Bu oranın çıkmasını sağlayan seçmenleri ve parti teşkilatlarını tebrik edelim. Bu oy oranı ile tek başına hükümeti kuramamak, teknik açıdan seçim sisteminin bir sonucudur ve sürpriz bir şekilde Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği Başkanlık sisteminin neden zaruri olduğunu da açıkça göstermektedir. Bu oy ve milletvekili dağılımları ile siyaseten ülkenin dengeye gelmesi beklenemez. Başkanlık sistemi olsaydı, bu yapı ile Başkanı dengeleyecek olan parlamento oluşturulur ve yönetim, bizzat Başkan tarafından sağlanırdı. Seçim tablosundan çıkarılacak en önemli sonuç budur.

Yedi düvel bir araya gelmiş ve Ak Parti, %41’e kadar geriletilebilmiş, aynı grubun enerjisi ile HDP, %13’e kadar çıkarılabilmiştir. Seçimlere parti olarak girme riskini alan HDP siyasetçileri, bu kararları ile onaylandıklarını, takdir gördüklerini ifade etmekte haksız sayılmazlar. Her ne kadar emanet oy kavramı ile mütevazı takılsalar da bütün partilerin oylarının emanet oy olduğu gerçeği karşısında partilerinin ölçeğini büyüttükleri ve bu oy oranının ağırlığını nasıl taşıyacakları merak konusu.

Terör örgütü yöneticileri, hiç ummadıkları yeni bir problemin sahibi olmuşlardır: 80 milletvekili ve ana akım medyaca desteklenen Demirtaş önderliğindeki siyasi oluşum, ne kadar kontrolde kalacaktır? Ömrünü terör eylemleriyle geçirmiş, düzenli bir aile hayatı kuramamış, birkaç problemli çocuk dışında kimsenin kahramanı olmamış dolayısı ile ihtiyacı olan sevgi ve saygıyı normal yollardan alamamış terör örgütü yöneticilerinin egoları, Demirtaş’ın popülerliğine nasıl ve ne kadar sabredecek?

Seçimlerden sonra bazı Ak Partili siyasilerin hatta seçmenlerin oy verme hakkını HDP’den yana kullanmış olan insanları, ötekileştiren beyanlarda bulunmaları, bölgeye yapılan devlet yatırımları nedeniyle onlara hain demeleri ve ihanet içinde bulunmakla itham etmeleri çok yanlış ve talihsiz olmuştur. Gerek Cumhurbaşkanı, gerekse Başbakan, mitinglerinde HDP’nin antidemokratik bir yapı üzerine inşa edildiğini anlatmak, vurgulamak için terör örgütünün bölge insanını, seçimleri hususunda tehdit ettiğini seslendirmişler; seçimlerden kısa bir süre önce Sabah Gazetesi, manşetten “terör örgütünün, seçmeni ölümle tehdit ettiğini” yazarak farkında olmadan terör örgütünün propagandasını gazetenin ulaşabildiği halk kitlelerine iletmiştir. Şu halde alenen bölgede terör örgütünün tehdidi altında bir seçim yapılmış ve bilindiği kadarı ile bu durumu engelleyen bir yapı oluşturulamadığı için malum seçim -sonuç -tablosu ortaya çıkmıştır. Tehdit altındaki bölge insanına kızıp hain demenin tepkisellik dışında bir mantığı yoktur. Öte yandan özellikle sosyal medyada HDP seçmenini aşağılayıp ötekileştiren bir dil kullananların bu seçmenleri, hakları olmadığı halde HDP’ye zimmetlediklerinin farkında olup olmadıklarını sorgulamak lazım. Tepkisel insanlar, kendilerine, Ak Parti’ye hatta Türk Demokrasisine zarar veriyor.

MHP ve CHP, Ak Parti karşıtı söylemler üretmek dışında başka hiçbir şey yapmadan, hatta performanslarından bağımsız bir şekilde seçmeninden oy alıyor. Bu davranış psikolojisi, bir başka yazının konusu olabilir.

Bundan Sonra Ne Olacak?

Ak Parti dışındaki partilerin, iktidar diye bir hedeflerinin olmadığı hemen seçimlerin akabinde ortaya çıktı. Seçmen, bunu önemser.

Davutoğlu, Cumhurbaşkanından hükümet kurma yetkisini alınca sırasıyla CHP, MHP ve HDP ile bir şekilde görüşecek. Bunlardan ilk ikisi Davutoğlu’na randevu bile vermeyebilir. Önemli değil. Önemli olan hükümet etme arzu ve isteğini görünür kılmaktır.

CHP, kurulduğu günden bu yana kategorik olarak Ak Parti ile uzlaşmaz, asimetrik, reaktif/tepkisel bir politika izlemektedir Bu irrasyonel davranış, Baykal’ın görevi Kılıçdaroğlu’na devrinden bu yana da devam etmektedir.

MHP, Ak Parti ile koalisyon seçeneğine neden olumsuz bakıyor? Geçen yazıda da belirtmiştim. Bu iki parti benzer tabana sahip, dolayısı ile zaten süreç içinde MHP’den Ak Parti’ye taban kayması oluyordu. MHP yönetimi, bu süreci durdurmak için olur olmaz mümkün olan tüm konularda –kendi inandığı değerlerle çelişse bile- Ak Parti’ye ve Cumhurbaşkanına muhalefet etmeyi bir görev bildi. Benzer partilerin kurduğu koalisyonlarda süreç, büyük partiden yana işler; küçük partinin tabanı büyük partide toplanır. Bu nedenle muhtemel bir Ak Parti, MHP koalisyonu, her şeyden önce bu tip sistem davranışlarını iyi bilen Bahçeli tarafından bir varlık tehdidi olarak algılanacak ve yaygın beklentinin aksine gerçekleşmeyecektir.

Birbirine zıt partilerin kuracakları koalisyonda sistem, küçük partiden yana çalışır, küçüğü büyütür, büyüğün tabanını kaybetmesine yol açar. Bu nedenle, HDP ile yapılacak bir koalisyonun kaybedeni Ak Parti olacaktır. Tersi olsaydı bile, terör örgütünün partisiyle koalisyona girmek, Ak Parti için pratikte mümkün değildir. Ancak bu durumun tepkisel bir davranış kalıbı ile ifade edilmesi, her şeyden önce HDP seçmenine saygısızlıktır. HDP'nin kategorik olarak ret edilmesi, seçmenlerini birbirine yaklaştırır, kimlik geliştirmelerine yol açar, kemikleşirler. Bu durumda HDP tabanı, katılaşır, seyyaliyetini yitirir. Koalisyon görüşmesi yapmanıza rağmen çeşitli nedenlerle uzlaşamadığınızda koalisyon olmaz. Bu durumda HDP seçmeni, oy verdiği partiyi, dolayısı ile kendisini muhatap aldığı için Ak Partiye sempati besler, yakınlaşır, sıcak bakar. Uzlaşmadığı için HDP'ye kızar, HDP’ye oy verdiğini bilen “şahitlerin” olduğu dost meclislerinde “sorguya çekilmemişse” yine gelir, Ak Partiye oy verir. Bazen garip ya da tutarsız davranışlar gösterdiğinde dostlarımızın bu durumunu görmemeyi seçeriz, şahidi olmamaya çalışırız, bu durumun. Yoksa bir nevi ar perdesi yırtılır, dostunuzda kuyruk, sizde evlat acısı, eskisi gibi devam edemezsiniz. İşte bunu engellemek için göreceğiniz ve görmezden geleceklerinizi seçmeniz gerekir.

Süreç, yukarıdaki gibi işlerse; erken seçim, mukadder olur.

3 Haziran 2015 Çarşamba

Tarihsel Eşik: 7 Haziran Seçimleri

Bu pazar günü, kim iktidar olsun, bizi kim, hangi parti, hangi bakış açısı yönetsin diye seçim yapacağız.
 
Bu seçimi, insanımızın yürüyüşü açısından tarihsel bir eşik olarak görüyorum. Çıkacak sonuçlara göre tarihi misyonun devamı ya da oyun dışına çıkıp hakkında verilecek kararı bekleyen kurban rollerinden biri ile devam edeceğiz.

2200 yıllık devlet olma maceramız, çok şükür bu güne değin değişik hanedan adları altında kesintiye uğramadan süregeldi. Batı istikametindeki yürüyüşümüz, Viyana Bozgunu ile ciddi bir darbe aldı ve geriye püskürtüldü: 240 yıl süren bu geri çekilme ve parçalanma süreci, Anayurda doğru akan göçlere rağmen milleti, bir yandan mali ve fiziksel kayıplara uğratırken, diğer yandan onu kendisi yapan özgüveninde de ciddi sorunlara yol açtı. Artık küresel bir aktör değildik. Tutunduğumuz bu coğrafyayı da kaybetme korkusu, yöneticilerimizi akıl dışı tutumlara sevk etti. Bizi biz yapan kimliklerimizin içini boşalttı ve yeniden tanımladı, yöneticilerimiz. Böylece, tarihte özne olmak gibi başımıza her türlü badireyi açmış olan tutumumuzdan vaz geçecek ve bizi gerileten düşmanlarımızla dost olup kendimizi korumaya almış olacaktık.
 
Geçmişi yeniden ama travmatik bir biçimde kurguladı, bu bürokratik kadro. Türkçe ezan ve namaz, Türkçe ibadet, Müslümanlığın; Hititler, Frigler ve Urartular gibi Anadoluyu mesken tutmuş geçmiş uygarlıklar da Türk kimliğinin yeniden kodlanmasında kullanıldı. Dış kıyafet, şapka ile bütünleştirilip yeni törenler ve kutlama alışkanlıkları ihdas edildi, imparatorluk günlerinden kader birliği yaptığımız ve birlikte geri çekildiğimiz kardeş etnik kimlikler, kültürel kalıntı muamelesi gördü, aynı bürokratlarca. Bu kardeşlerimizin kendi dil ve kültürleriyle bağlantılı tezahürlerinin sürekliliği engellenmek istendi… Şeklen karşıtımıza, ruhen de tarih şuurundan bihaber, dolayısı ile ortak hedefleri olmayan, kimliksiz bir topluma dönüşüyorduk.
 
Bugün, adına bürokratik oligarşi dediğimiz dünün üzerimizde bedensel ve ruhsal operasyonlar yapan bu güruhu, kendini CHP’de konuşlandırmış durumda. Bunlar, devleti kuran irade olduklarını sanmakla devleti yönetme arasında bir benzerlik kurmakta ve garip bir şekilde hiçbir dönem, iktidar hazırlığı yapmamaktadırlar. 2015 yılında bile kullandıkları medya reklamlarında iktidar olmanın sıra meselesi olduğu ima etmekte ve artık sıranın kendilerine geldiği inancıyla kurulacak bir koalisyonun amiral gemisi olmak istemektedirler. Seçim öncesi Ak Partiyi alkışlayarak kendine yer açmaya çalışan bu kadronun, seçim sonrası yine alkışlarla ait oldukları seyirci tribünlerine yönlendirilmeleri, hiç sürpriz olmaz.

Kürtleri temsil iddiasındaki terör örgütü, yok edilemediği için kendini başarılı sayıyor ama kazanım olarak gördüğü ve pazarladığı her şey, aslında Ak Parti’nin devleti, millete adapte etme çabasının bir sonucu. Avuçlarını yalasınlar, kısa vadede insanları aldatıp şirin görünebilirler çünkü medyanın önemli bir kısmı, onların böyle görünmesi için propaganda yapıyor. Milletin ferasetine, sezgisine güveniyor, inanıyor, saygı duyuyoruz.
MHP, SP ve BBP gibi partilerin Ak Parti ile ideolojik planda benzerlikleri, farklılıklarından fazla. Ak Parti ile karşılaştırıldığında bu partileri özgün kılan bir husus olmadığından, Ak Parti’nin büyük oranda Tayyip Erdoğan’ın karizmasından ve iktidarı boyunca yapıp etmelerinden dolayı, çekim alanının merkezinde bulunması doğal karşılanmalıdır. Sürecin kendi tabanlarını Ak Parti’ye kaydırmasından endişe eden bu parti yönetimlerinin, mevcut kurumsal yapılarını sürdürebilmek için büyük küçük her türlü meselede Ak Parti’ye muhalefet ederek kendi değerleri ile çelişen tavırlar geliştirdiğini üzülerek görüyoruz. Ancak buna direnemezler: Örneğin, Bayırbucak Türkmenlerine yardım etmenin hesabını soramaz bu partiler. Ak Parti, Büyük Türkiye Vizyonunda yanlış yapmadığı sürece, bu partilerin tıpkı Numan Kurtulmuş’un Has Partisi gibi Ak Parti’ye katılmasını ve kalan tabanın enerjilerini Ak Parti hareketine yönlendirmesini, tarihi bir teamül olarak görüyorum.

Ak Parti, 2002’den bu yana toplum devlet ilişkisinde milletten taraf olarak normalleşmeyi sağlamaya, devleti milletle uyumlu hale getirmeye çalışıyor. Bu alanlardaki iyileşmeler, milletin gerileme dönemindeki yaralarını sardığı, toparlandığı anlamına geliyor. Dolayısı ile Türkiye’nin tarihsel misyonuna dönmesi, suların yokuş aşağı akması gibi doğal bir süreç.

Hepimiz kendi yaşadığımız tarihsel kesitin şahitleriyiz. Gönül, her şey benim zamanımda olsun, gözümle göreyim diyor. Bu yolculuk, sürücü koltuğunda, yolcu koltuğunda ya da bagajda giderek de devam edebilir. Bileti olanın, üstelik sonsuz sayıda koltuk varken bagajda gitmesini, özgür tercihine bağlamak bana mantıklı gelmiyor. Bu ülkenin büyük resmine ve tarihi misyonuna itibar edip çıktığımız bu kutlu yolda gün, birlik olma, bir olma günüdür.

Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...