İsmet İnönü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsmet İnönü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Öngörüsü olan Vizyonsuz Yöneticiler

İsmet inönü'nün gençlik dönemi ağabeyi, (Korgeneral) Ali Fuat Erden, 1952 yılında yayınladığı İsmet İnönü isimli kitabında İnönü' nün kendisine 1906 yılında "Memleket, bundan daha büyük hızla yıkılmaya gider mi?" diye sorduğunu aktardıktan sonra yorum olarak (1952 yılı zekasıyla) şu cevabı veriyor: "evet, Osmanlı Devleti, daha büyük bir hızla, yok olmaya ve yıkılmaya gidemezdi..."
Algıları yönlendirilmiş, endişe içindeki bir zihin için makul ancak masum olmayan (meslek hasta...lığı) bir soru; aradan geçen ve tüm olup bitene bizzat şahit olan biri için de fevkalade bir yalan ve şerefsiz bir cevap...
Aynı kaynak, Kurmay adayı okulundan devre arkadaşı Ali Fethi'nin bir gün kendisine Yıldız yönünü göstererek "Abdülhamit yönetimi vatanı felakete, yok olmaya doğru götürüyor. Bu yönetimi yıkmalı! Yok etmeli! Bu görev bize, genç Kurmaylara düşer. Eğer görevimizi yapmazsak gelecek kuşaklar bize lanet edeceklerdir." dediğini aktarıyor.
Asiye nasıl kurtulur'u dert edinenler, Asiye'nin baba vesayetinden kurtarılıp ormana götürülerek paramparça edilmesine nezaret etmişlerdir.

20 Haziran 2017 Salı

İnönü'nün siyasi zekası ve Türkiye'de muhalefet partilerinin kuruluşu


Eski Demokrat Parti oylarının; bizzat dönemin egemenleri kontrolünde, ”meşru” ve “hayırlı” bir kanal olarak görülen YTP ve AP’ye akmasının bizzat temin edildiğini; o günlerde Harp Akademileri’nde öğrenci olan Emekli Tuğgeneral Sami Karamısır'ın hatıralarından öğreniyoruz. Karamısır’ın anlattıklarına göre 1961 seçimlerinden sonra Meclis’in açılıp açılmayacağına ilişkin tereddütlerin yaşandığı günlerde, Harp Akademileri Komutanı Faruk Gürler, Harp Akademileri öğrencilerine bir konuşma yapmıştır. Gürler, o dönemde başında devrin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay’ın bulunduğu, yarı açık yarı gizli gayr-i resmi bir komite olan Silahlı Kuvvetler Birliği’nin (SKB) genel sekreterliğini yapmaktaydı. Gürler, konuşmasında öğrencilerine, Meclis’in açılıp açılmayacağına dair tereddütlerin yaşandığı o günlerde yaşananları anlatmıştır. Gürler’in, aralarında Karamısır’ın da olduğu öğrencilere yaptığı konuşmasında anlattıklarına bakılırsa, SKB, seçim sonuçlarından memnun olmadığı için teşekkül edecek TBMM’nin açılmasını istememiş, yeni bir askerî müdahalenin zeminini aramıştır. Ancak aralarında Sunay ve Gürler’in de bulunduğu SKB bu konuda net bir karara varmak için Cumhurbaşkanı Gürsel başkanlığında köşkte bir araya gelen devrin siyasi liderleri ile (İnönü, Gümüşpala, Bölükbaşı ve Alican) bir görüşme yapmayı düşünmüşlerdir. SKB mensupları köşke gittiklerinde, Gürsel ve siyasi parti liderleri kendilerini karşılamıştır. Selam faslından sonra SKB Başkanı Sunay, ilk sorusunu AP Genel Başkanı Gümüşpala’ya yöneltmiş ve “Sayın Paşam, her ağzınızı açtığınızda, 46 yıllık şerefli askerlik hayatınızdan söz ediyorsunuz. O kadar şerefli idiniz de siyasi parti kurup bu kuyrukları niçin başınıza topladınız?”. Gümüşpala’nın cevabı ise şöyledir: “Aslında benim parti kurmak gibi bir niyetim yoktu. Bir gün Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel beni çağırdı ve benden Demokrat Partilileri toplayacak yeni bir parti kurmamı istedi, aksi halde büyük çoğunlukla sayın Osman Bölükbaşı’nın Millet Partisi’nin iktidar olabileceğini, bunun ise arzu edilmeyen sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Bu emir üzerine Adalet Partisi’ni kurdum. Defaatle, siyasi partilere alınmayacakları MBK’nın tespit edip ilan etmesini istedim. Böyle bir yasaklamaya gidilmedi. Ben de partiye girmek isteyen herkesi almak zorunda kaldım.” Bunu üzerine Sunay, YTP Genel Başkanı Ekrem Alican’a döndü ve ikinci sorusunu ona sordu: “İhtilalin anlı şanlı maliye bakanı siz YTP’yi niçin kurdunuz?” Alican’ın cevabı ise şöyle olmuş: “Benim de parti kurmaya niyetim yoktu. Bir gün Cumhurbaşkanı beni çağırdı. Parti kurmamı istedi. Aksi halde, ya Bölükbaşı’nın Millet Partisi’nin ya da Adalet Partisi’nin tek başına iktidar olabileceğini, bunun ise beklenmeyen durumlar meydana getirebileceğini söyledi. Partiyi kurduktan sonra ben de, partilere girmeyecekleri MBK tarafından belirlenmesini defaatle istedim. Olmayınca müracaat eden herkesi partime almak zorunda kaldım”. Bunun üzerine Sunay, Gürsel’e döndü ve sordu: “Paşam, bunlar neler söylüyorlar, söyledikleri doğru mu?” Gürsel’in cevabı ise şöyle olmuş: “Evet, doğru söylüyorlar. Bu şekilde hareket etmemi Sayın İsmet İnönü telkin etti.” Sunay’ın kendisine dönmesine fırsat vermeden İnönü sözü almış ve şöyle konuşmuştur. “Bunlar geçmiş olaylar Paşam. Şimdi biz bütün parti liderleri ile anlaştık. Bu olanlardan en büyük zararı gören sayın Osman Bölükbaşı’yı da kendimize sözcü seçtik. Hepimiz namına sizinle o görüşecek. Müsaade ederseniz biz bu Meclis’i çalıştırırız efendim.” Bunda sonra sözü Bölükbaşı almış ve herkesi ikna eden bir konuşma yapmış ve ardından seçimle teşekkül eden Meclis’in açılmasına karar verilmiştir.”

Açık Öğretim Fakültesi, Türkiye Cumhuriyeti Siyasi Tarihi, 4. Ünite - İlk Askerî Darbe ve Bürokratik Vesayetin Kurumsallaşması (1960-1971) sh. 85

Kaynak: Sami Karamısır, Türkiye’nin Siyasi Meseleleri. (İstanbul: Timaş Yayınları, 1994) s. 85-87. Aktaran: Çaylak, Adem. (2010). Osman Bölükbaşı ve Siyasal Hareketi, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, s. 401-402).


İnönü ve kalkınma hızını ikiye katlamak


(İnönü,) Başka bir gün sabah erken bir saatte gelmişti. İkimiz yalnızdık. ”Karaosmanoğlu, planı %7’lik bir kalkınma hızına göre hazırlıyorsun, söyle bana bu kalkınma hızı ile milli gelirimiz kaç yılda 2 misline çıkar” dedi. Ben %7’lik bir kalkınma hızına göre bir plan yapmamızın her yıl %7’lik kalkınma hızını yakalayacağımız anlamına gelmediğini, bazı yıllarda biraz daha düşük bazılarında da daha yüksek hızlara ulaşabileceğimizi söyledikten sonra her şey iyi giderse 10-12 yıl gibi bir sürede dedim. “Sen gençsin, 10-12 yıl bekleyebilirsin, ben yaşlıyım, bana milli geliri 5 yılda 2 katına çıkaracak bir plan yapar mısın?” dedi. Ben emredersiniz memnuniyetle yaparım fakat milli gelirimizi 5 yılda 2 misline çıkaracak bir planla yola çıkmamızı tavsiye edemem dedim. Niye diye sordu. %7’lik bir plan kafi baş ağrısı verir dedim. Kim verecek baş ağrısını diye sordu. Yapılan planı uygulamasını beklediğimiz devlet teşkilatı, İktisadi Devlet Teşekkülleri başta olmak üzere yapılacak değişiklerden rahatsız duyacak diğerleri dedim. Canı sıkılmıştı başka bir soru sormadan veya başka bir konuya girmeden planlamadan ayrıldı.
“İzmir Karşıyaka’dan dünya’ya...” Atilla Karaosmanoğlu’nun Hatıraları, İş Bankası Yayınları,  sh.141

Kamu İktisadi Teşebbüsleri ve Huzur Hakları


‘İktisadi Devlet Teşekkülü Reformu hakkında neler yapabileceğimiz konusunda İsmail Ertan ve Ayhan Çilingiroğlu ile oturup çalışmakta olduğumuz bir gün, İnönü’nün geldiğini haber verdiler, galiba bir haftasonu idi, çünkü (Planlama) teşkilatta pek az insan vardı. Kendisini karşıladık. Ne yaptığımızı sorunca İktisadi Devlet Teşekkülü Reformu üzerinde çalıştığımızı söyledik, ilgilendi ve sorular sormaya başladı. İlk olarak “Şimdi kaç tane İktisadi Devlet Teşekkülü var?”diye sordu. İsmail Ertan, o zaman mevcut olan İktisadi Devlet Teşekküllerinin ve onların iştiraklerinin sayılarını verdi. İnönü o kadar çok İktisadi Devlet Teşekkülü olmasına şaşırmıştı. Ayrıca bu iştiraklerde ne oluyor, sayıları neden bu kadar fazla? diye sordu. Yine İsmail Ertan durumu anlatırken fazla iştiraklerin kurulması için önemli teşvik nedenlerinden birinin iştiraklerin yönetim kurullarına İktisadi Devlet Teşekküllerinin üst düzey yöneticilerinin tayin olunması ve bu tayinlerle ek gelir sağlanması olduğunu söyledi. İnönü durdu ve”desenize bizim devletçilik dediğimiz şey dolapçılık haline gelmiş” dedi.

“İzmir Karşıyaka’dan dünya’ya...” Atilla Karaosmanoğlu’nun Hatıraları, İş Bankası Yayınları, sh.140-1

30 Eylül 2016 Cuma

İsmet Paşa ve Lozan

Birinci Dünya Harbi'nde yer almış, Kut Savaşına katılmış, İran'da ve Irak'ta başarılı operasyonlar yapmış olan Atatürk'ün dönem arkadaşı Ali İhsan Sabis Paşa, hatıralarında ateşkes zamanı ve sonrası Musul'u Ingilizlere terk etmediklerinden dolayı dönemin Hükümetince acil İstanbul'a çağırıldığını anlatır. İstanbul'a vardığında hiç beklemediği bir gelişme olur; İngilizlerce tevkif edilerek Malta'ya sürgüne gönderilir. Ankara'ya gidemediği için Malta'da huzursuzdur; bir fırsatını bulunca kaçar, Anadolu hareketine katılır. Geçmiş askeri performansından dolayı Ankara'da coşku ve iltifatla karşılanmıştır. Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak, rütbe ve liyakatça İsmet Paşa'nın üstünde olmasına rağmen bir düzen kurduklarını, buna göre Paşa'dan, İsmet Paşanın emri altındaki üç ordudan birinin başına geçmesini rica eder.
İsmet Paşa, Atatürk'ün isteği ile İstanbul'dan Ankara'ya biraz da gönülsüz olarak transfer edilmesinden kısa bir süre sonra Garp Cephesi komutanlığına atanmıştır.
Ali İhsan Paşa, dönemin egoist/küçük hesapların yapılacağı bir devir olmadığını, herkesin vatan savunması için elinden geleni azamisiyle yapması gereken bir dönemde olduklarını ifade eder. Görev yerine gider. Savaş yorgunu, teçhizatı eksik toplama askerlerini eğitime tabi tutar. Daha sonra bu ordunun yapacağı gösteri ve tatbikatlar, gözleme gelen Rus Kurmay heyetine izlettirilerek meşhur Sovyet Askeri yardımının önü açılmıştır. Ali ihsan Paşa, diğer iki ordunun yetersizliğinden yakınır ama bu ordular, kendi denetiminde olmadığından yapabileceği bir şey yoktur.
Paşa, hatıralarında daha sonra çok ciddi problemler yaşayacağı İsmet Paşa hakkında ilginç bir detaya yer verir. Buna göre Batı Cephesi Kurmay Heyetindeki subayların bir kısmı, cephede aileleri ile birlikte yaşamaktadır. Mesai saatleri içinde karargahda bulunan bu subaylar, daha sonra ev/lojmanlarına gitmekte ve savaş öncesinde yaptıkları gibi eşli, çocuklu düzenli bir hayat sürmektedirler. (Sistemik senkron/Uyum sorunu) İsmet Paşa da ailesiyle birlikte kalmakta ve mesai sonrası evine gitmektedir. Ali İhsan Paşa, bu tutumu eleştirir, ona göre bu mücadelede Mehmetçikle birlikte aynı frekansta, benzer koşulları yaşamak, sistemde sinerji (çoğalan olumlu etki) yaratmakta; aksi durum ise yabancılaşma, mekanik/ruhsuz bir girdi çıktı ilişkisi doğurmakta, sistemin entegre olmasını engellemektedir.
Paşa, İsmet Paşa'nın evcimen bir karakter olduğu saptamasında bulunur. Şüphesiz evcimen olmak bir kusur değil ancak bu tipte bir insandan da evden uzun süre ayrı kalmasını gerektirecek görevleri bihakkın yerine getirmesini beklemek yanlış olacaktır. İsmet Paşa'nın sinirli, öfkeli, çabuk karar veren yapısı da göz önünde bulundurulduğunda; diplomatik önemli bir tecrübesi olmadığı halde -Mudanya Mütarekesini örnek göstermek, anlamlı ve yeterli değildir- kendi içinde uyumsuz bir ekibin başı olarak neden Lozan'da görevlendirildiği konusunda tatminkar bir cevaba ulaşmış değiliz.
Lozan'da muhatabı olan çok sayıdaki müzakereci, İsmet Paşa'yı germekte ve maalesef ekibinden de iyi bir hizmet/performans alamamaktadır. Bazen Ankara'nın inisiyatif kullanması gerektiğini düşündüğü konulara ilişkin telgrafla şifreli mesajlar yazar, cevap bekler ancak kendisine genellikle geç dönüş yapıldığı kanaatindedir; görüşmeler süresince Başbakan Rauf Bey'in kendisiyle oynadığından kuşkulanacak ve döndüğünde de Rauf Beyi suçlayacaktır. Ancak gecikmenin kaynağının Atatürk olduğu, konuların sabır gerektirdiği de ortadadır.
İsmet Paşanın Lozan Heyetine atanması ve müzakerelerdeki ekip performansı konusunun gündeme gelmesi, dünü anlama, yarını inşa etme uğraşısı için büyük önem arz etmektedir.

Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...