PKK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PKK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2015 Salı

HDP ve Büyübozumu

7 Haziran seçimlerinde HDP’nin %13 oranında oy alması, seçim barajını aşma konusunda son güne kadar kaygı yaşayan HDP’li yöneticiler de dahil olmak üzere siyasetle ilgilenen herkesi şaşırttı. Nitekim ilk geceki açıklamada kendilerine yönelen bu ilave oy, emanet olarak tanımlandı. Bu emanet oyların, kabaca iki gruptan kaynaklandığı düşünülüyor: Daha önce AkPartiye oy vermiş olan Kürt kökenli seçmen ile bütün motivasyonunu Tayyip Erdoğan nefretinden alan ve meclise dördüncü partinin girmesi halinde Tayyip Erdoğan’ın iktidardan düşeceğine “bir şekilde inanmış” ulusalcı, muhalif kitle. İktidarda olanın AkParti olduğu, Tayyip Erdoğan olmadığı gibi düzeltici söylemler, Tayyip Bey’e kilitlenmiş güdümlü zihinlere sahip bu ikinci kitle için üzerinde durulması yersiz ifadeler olarak algılanmakta dolayısı ile tesirsiz kalmaktadır.

Hani derler ya, Allah her şeyin hayırlısını versin. Bu oy oranı da, öncelikle HDP ile terör örgütünün arasını bozdu. Ömrünü terör örgütü çatısı altında geçirdiği için hayatını düzene sokamamış, evlenmemiş, çocuk sahibi olup “arkadaşlarıyla” hoşça vakit geçirememiş örgüt yöneticileri –unutmayalım yaşları da altmış civarında bulunduğundan- bu saatten sonra iki çocuk sahibi, “saz çalan bir dünkü çocuğun” kendilerini gölgeleyeceğini görmüş ve buna isyan etmişlerdir.
Gerçek hayatta tam olarak ne istediği bilinmeyen “gizemli” terör örgütünün, silahlarını betona gömüp eylemci kadrosuyla sınır dışına çıkması, 2013 tasarımı çözüm sürecinin en önemli hedefiydi. HDP, terör örgütüne söz geçirebilecek, onun meşru alandaki temsilcisi olarak öne çıktı, müzakereleri yürüttü. Öcalan’la görüştüler, Hükümetin uygulamalarına görüş ve katkı verdiler.

Ancak hemen Suruç olayları öncesi, HDP’li yetkililer, halkın oyunu aldıkları halde terör örgütü ve onun çeşitli adlar altındaki oluşumlarını velinimet olarak gördüklerini başka kimseyi tanımadıklarını açıklamaya başladılar. Bu politika, aldıkları yüksek oy oranı karşısında terör örgütünün tepkisini yumuşatma, ona yaltaklanarak kişisel pozisyonunu ve partinin sürekliliğini sağlamanın da pratik bir yolu olarak görülebilir.
Suruç olaylarının akabinde başlayan terör örgütü saldırılarına, Tayyip Bey ve Davutoğlu’nun kararlı tutumlarından beslenen devlet operasyonları ile çok ciddi ve sonuç alıcı karşılıklar verilmeye başlandı. Bu süreç içinde HDP'ye kızgınlığımız, halkın oyunu aldığı halde terör örgütünü veli nimet olarak görmekte ısrar etmesi; halkın verdiği meşru gücü, halkın aleyhindeki bir yapıya teveccüh olarak -ses sanatçısının şarkı söyledikten sonra gelen alkışlar için arkasındaki saz ekibini işaret etmesi gibi- değersizleştirmesi nedeniyledir. Yani, çözüm sürecinde kendisine yüklenen misyona uygun olarak sözünün terör örgütüne tesir edeceği sanılmış ancak tam tersinin doğru olduğu görülmüştür:  HDP, terör örgütünün yönlendirme ile seslendirmesi ile hareket etmekte, bizatihi kendisi terör örgütüne en ufak bir öneri dahi getirememiştir.

Süreç boyunca operasyonların durdurmasına yönelik olarak Demirtaş ve Yüksekdağ, terör örgütüne değil, devlete seslenmiş; garip çağrılarda bulunmuş ve ayar vermeye kalkışmıştır. Şimdilerde terör örgütüne de cılız bazı önerilerde bulunarak kanaatimizce denge sağladığını göstermekte ve olmayan bir şeyi oldurmaya; toplumda sözleriyle terör örgütüne etki edebileceği konusunda etki uyandırmaya çalışmaktadır.
Terör örgütü üzerinde gücü ve etkinliği olamayan bir HDP, içi boş hamasi söylemlerle devlete ayar vermek üzere mi kurulmuştur? HDP'yi yöneten kadro, devlet yetkililerine yalan söyleyerek aslında üzerinde hiçbir iktidar, güç, tasarruf yetkisi bulunmadığı bir örgütü “temsil” adına devletle görüşmesi zaman, imkan ve prestij kaybına yol açmıştır. Çözüm sürecindeki onca emeğin heba olmasından öncelikle HDP parti bürokrasisindeki yetkililer sorumludur.

Bugün üstünde durulması gerekli noktada, terör örgütü yöneticilerine söz geçiremeyen HDP’nin mevcut yönetici kadrosu, derhal istifa etmeli ve yerlerine terör örgütü yetkilileri üzerinde gücü olacak siyasiler gelmelidir. Sistem olarak bunun mümkün olamayacağı söyleniyorsa o zaman terör örgütünün meşru zeminde bir temsilcisi olamayacağı ortaya çıkmaktadır.
Terör örgütü, çözüm sürecinde samimi olmadığını başka delillerin yanı sıra; gerçekte temsil kabiliyeti olmayan HDP gibi bir kadroyu vitrinde tutup kendi adına müzakere yapmasına izin vererek çok net bir biçimde ortaya koymuş bulunmaktadır. Diğer yandan terör örgütünün, çevresel unsurlarıyla birlikte kendince ciddi bir “ekonomik ve sosyal ağ” oluşturması, -tasfiye sürecinin en basit şirketlerde bile birkaç yıl sürmesi bilinmekteyken- bu yapıda hiçbir düzenleme yapılmaması, örgütün tasfiyesini değil imhasını beklediği sonucunu ortaya koymaktadır.

Bundan sonra ne olur? Devletin operasyonları, son terörist Türkiye’den ayrılıncaya kadar sürer. Bu sonuca ulaşmada yardımcı olacak iki önemli araçtan ilki, teröristin ihbarını ödüllendiren mekanizma henüz yürürlüğe girmiş olup elini kolunu sallayarak etrafta rahatça dolaşan teröristlere gezinti sınırlaması getirecek, hareket alanlarını daraltacaktır. Diğer uygulama teröre bulaşmış olan şahısların vatandaşlıktan çıkarılması ve sınırdışına sürgün edilmesi uygulamasıdır. Seçimlerden sonra yürürlüğe girmesi beklenen bu uygulama ile Anadolu’da arzu edilen barış ve asayiş ortamı tesis edilecektir.
Seçim hükümetinde iki bakanlık almış olan HDP, bu durumu kendisi açısından meşruiyetinin onaylanması olarak görmektedir. Mecliste yer almış olan diğer üç parti, HDP’nin bakanlık alması nedeniyle terör örgütünün bakanlık aldığı yönünde birbirlerini suçlayıcı propaganda yapmaktadır. HDP’ye oy veren seçmenin rencide edilmemesi, HDP’nin bir etnik kimliği temsil etmemesi bakımlarından hiç olmazsa AkPartinin, HDP’yi terör örgütü ile bir gören söylemi, kullanmaktan kaçınarak Türkiye’nin yarınları için geçmişte olduğu gibi Kürt seçmeninden de desteğini yine kendisine vermesini istemeli, belki de “1 Kasım” stratejisinin merkezine bu fikri oturtmalıdır.

26 Temmuz 2015 Pazar

Yeni Faz (Politik)

25 Temmuz cumartesi günü HDP, biri öğlen saatlerinde diğeri de akşam üzeri olmak üzere iki açıklama yaptı. Birinci açıklama, hava kuvvetlerimizin cumartesi sabaha karşı, aralarında terör örgütü merkezinin de hedef alındığı beş kampa yönelik saldırısı ile ilgiliydi. Oluşumu taraflarınca öngörülemediği, sonuçları da henüz belli olmadığından, psikiyatristlerin travma dediği "anlam vermeme" hali, metnin diline uzlaşmacı, esnek, yapıcı ve barışı talep eder bir şekilde yansımıştı. Bir çeşit, "ne vuruyorsun, oturup konuşalım" mesajı.

Akşam üstü açıklanan mesaj ile toz dumanın kendince yatıştığı, iletişim kanallarının yeniden kurulması sonucu pozisyon değiştirerek yeni bir strateji belirlendiği anlaşılıyor. Bu mesaj kamuoyuna "çok görünelim; cephemizi geniş, çoğul ve derin sansınlar" imajına atfen -burada propagandaya destek olmamak için adlarını vermeyeceğim- aynı sosyolojiye sahip, görüntüde farklı özünde aynı üç ismin (hani Meksikalılarda çoklu isim yaygındır ya, onun gibi : Zagorun yoldaşı Çikonun nüfusa kayıtlı adı, Cico Felipe Cayetone Lopez Martinez Gonzales'di.onun adındaki mantığın yarattığı çoğulluğu düşünün) imzası ile yayımlandı. Burada da ilk mesajın yumuşak dili terk edilerek risk alındığı ve söylem düzeyinde fiyakayı bozmadan tansiyonu ve stresi tırmandırmaya çalıştığı görülüyor.

Hükümet, yıllardır gösterdiği sabrı bugün terk etmiş ve harekete geçmişse; bu kendisi ve halk bakımından yeni bir faz'a geçildiğini; hiç bir şey olmamış gibi perşembe gününe dönemeyeceğimizi, HDP'nin kışkırtıcı ve yönlendirmeci söylemlerinden bağımsız olarak IŞID ve özellikle PKK'ya karşı -kısa vadede yok edeceğinden emin değilse ya da bugün yok etmesi stratejik değilse- terör örgütünü istediği noktaya çekecek her türlü kara ve hava harekatına devam etmesini, geleceğimiz açısından gerekli ve olumlu buluyorum. Allah, her düzeyde yardımcımız olsun. Âmin.

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Küfrü inadilere karşı tavır önerisi

İnsan, toplumsal bir varlıktır. Çokça tekrar edilen bu ezber sözün ifade ettiği "insanın toplumsallaşma özelliği", insanın bedenden öte ruhen de insan olma sürecinde en çok ihtiyaç duyduğu bir konuya işaret etmektedir: Şüphesiz tek başına da yaşayabilir insan, ama ancak başka birileriyle temas ettikçe kendini tanıyabilir, fikirlerini test eder, sınırlarını öğrenir. Bu süreç, insanı bizzat kendisinin yönettiği bir uyumlanma sonucu, toplumsal bir varlık yapar. Buna karşın toplum içinde yaşamakla birlikte terör yapan, terörle arasına mesafe koymayan insanlar veya insanlara kumpas kurup iftira eden, bu iftiraları yapanlara duyduğu sempati nedeniyle adalet ve ilkelerden yana değil grup aidiyetine göre iftiracıları destekleyip onlara yardım ve yataklık eden, cinayeti alışkanlık haline getiren, tecavüzcüler ya da büyük küçük ne varsa satan dolandırıcılar vb gibi hukukun ve maşeri vicdanın suç saydığı fiillerin failleri olma konusunda hiçbir tereddüt yaşamayıp doludizgin gidenleri, tanıdığı ve yaptıklarını bildiği halde bunlarla olan hukukunuzu değiştirmiyorsanız; muhatabınız, yaptığı işlem(ler)in tarafınızca "bir güzel" tolore edildiğini, henüz ilişkinizi koparacak sınıra gelmediğini düşünüp, eleştirdiğimiz tutum ve davranışlarına devam edecektir. Kanaatimce bu tavır koyuştaki her gecikme, ertelenmiş bir problemi daha da derinleştirecektir.

Yalnız paralel yapı mensupları değil, doğrudan İftirasever cemaat mensupları, PKK ve İşid gibi terörü bir araç olarak kullanmakta hiçbir sakınca görmeyen bu tip hareketlerin içinde bulunan, bunlara  sempati duyan sözüm ona, eline silah dahi almamış tüm insanların içinde bulundukları küfrü-inadi siyasetine karşı yurdum insanına yukarıdaki ilişki kesme ve yalnızlaştırma politikasını uygulamalarını öneriyorum.

Bu yalnızlaşma kendi içlerine dönmelerini ve grup içi söylemin kendini haklı ve meşru gösterme ihtiyacının bir sonucu olarak radikalleşmesini sağlayacak ve kendi sistem dengeleri, mevcut eşikten bir başka faza sıçrama yapacaktır. Bu yeni halin çok öngörülebilir olduğunu sanmıyorum. Daha ziyade biriken iç enerjiyi mekanla destekleyemezlerse artan titreşimin sistemi/bünyeyi patlatıp darma dağın edebileceğini tahmin ediyorum. Allah, her şeyi bilendir.
 

Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...