ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2017 Pazar

Şüpheli ve Sanıkların İade Prosedürü Çok Zor Değil

Almanya’ya kaçmış ve halen orada yaşamakta olan çeşitli meslek gruplarından 15 Temmuz sanığı Fetöcülerin, Devletimizce iadesi ile ilgili Merkel’in delil talep etmesi, basit bir konuyu karmaşık ve içinden çıkılamaz bir sorun hale getirmeye aday görünüyor.
Konu daha önce Yunanistan ve ABD’ye sığınan başta Gülen ve Gülen kurbanı başka sanıklar için de gündeme gelmiş, sadece ABD’ye 85 koli evrak gönderilerek sanıklar hakkındaki deliller sıralanmış olmasına rağmen bilmediğimiz nedenlerle iade kararı alınamamışken; bu defa konuyu görüşen Yunanistan Yüksek Mahkemesi, iade talebini red etmiştir.
ABD'ne toplamda 85 koliye ulaşacak bir delil setinin hazırlanması hem yanlış olmuş hem de tuhaf bir sürecin normalmiş gibi görünmesine neden olmuştur. Nitekim, Merkel de dahil olmak üzere iadesi istenen şüpheliler için muhatap ülkelerin delil istemesi bir ezber halinde devam edecek gibi görünüyor. Oysa iade talepleriyle gündeme gelen şahısların suçlu olup olmadığına karar verecek olan mercii, hukuk tekniği bakımından bağımsız mahkemelerdir. Mahkeme öncesi aşamada -henüz şüphelilerle ilgili süreç başlatılmadığından- eldeki kuvvetli delillere rağmen, beraatı zimmetin asıl olması nedeniyle -mahkeme karar oluşturuncaya dek- şüphelilerin suçsuz olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Şu halde neyin delili isteniyor? Yargılama başlamadan neyin delilinin ibrazı? Üstelik suçlamaların bir kısmı, bir başka ülke ile paylaşılmayacak önemde iç güvenlikle ilgili bilgiler içerirken, şüpheliler hakkında iadeci ülkelerin delil istemesinin mantığı ne, evrensel hukuktaki yeri ne? Teknik olarak yargılama yapılmadan delillerin ortaya serilmesi, şüphelilerin hukukunun korunmamasına da yol açıyor üstelik. Delillerin ortaya dökülmesinden dolayı meydana gelebilecek linç ve benzeri istenmeyecek hareketlerden şüphelileri koruyamazsanız ne olacak? Nerden baksanız mantıklı değil. Hukuk tekniğine aykırı. Merkel, çok açık ki, ABD ile yanlış başlayan iade sürecinin aşamalarını ifade ediyor. Yoksa iade açısından delil istemesi, mahkeme başlamadan Türk Devleti nin önyargılı olduğunu, kafasında oluşan bu yargılara göre hüküm vereceğini, taraflı ve peşin hükümlü bir yargılama yapacağını ortaya koyar. (idam mevzuatının gündeme getirilmesi de şüphelilerin iadesini yavaşlatan, kuşkuyla bakılmasına yol açan ve haklı olduğumuz bir davada hakkın tahakkukunu engelleyen bir işlev görmektedir, stratejik bir hamle değildir.)
Peki ne olmalıdır?
Yordam kısmına geçelim; bir ülke kendisine sığınan bir şüpheli ya da sanığı neden iade etmez ya da iade etmek için ne ister?
Şüpheli ya da sanık, hakkını arayabileceği ortamı bulduğunda; kendini iade eden devleti dava edip hem bu devletin imajı, algısı, itibarıyla ilgili olumsuz sonuçlar çıkarılmasına neden olabilir, hem de kendi mağduriyetine ilişkin çeşitli tazminat taleplerinde bulunabilir. Bunların engellenmesi için şüpheliyi/sanığı talepte bulunan ülkenin, her iki konuda da iadeci ülkeye garanti vermesi gerekir. Şüpheli/sanık, işkence görmeyecek, yargılanacak ve suçsuz bulunursa tazminat davası açmaya ve tazminat davasını kazandığında da zararını tazmin etmeye ilişkin hükümlerden yararlanacağına, iç mevzuatının buna uygun olduğuna dair bir taahhütdür bu. Bunun bir tık ötesi, bu şahsın kendi ülkesine açtığı tazminat davasına ilave olarak iadeci ülkeyi de dava etmesi halinde oluşacak maddi kayıpların kendisini talep eden ülke tarafından karşılanacağına dair teminat verme konusudur. Böylelikle iade prosedürü, şüphelinin/sanığın yargılama süresi boyunca oluşabilecek tüm mağduriyetlerin kendisini talep eden ülke tarafından garanti altına alındığına ilişkin bir teminatın (genel bir sözleşmedir bu) iadeci devlete verilmesi sürecine tekabül etmiş olur.
Ülkemizde şüphelinin/sanığın, "her türlü tazminat yolu açık olmak üzere hukukunun korunacağı" taahhüdüne rağmen iade talebine makul bir sürede olumlu cevap vermeyen ülkelerin -akredite olmaları koşuluyla- Lahey Adalet Divanına şikayet edilmeleri mümkündür, hukukumuzun korunması bakımından burası zorlanmalıdır.

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Müdehalenin Ardından Suriyenin Geleceği

Ülkemiz içinde çeşitli şehirlerde abartılı terör eylemler, suikast girişimleri yapılıyor.
ABD, muhtemelen son bir yıldır Türkiye'de Fetö'nün darbe yapacağını bildiğinden yeni işbirlikçileri olarak Türkiye'de Fetöcüleri, Suriye'de de PYD'yi seçti, bu süre içinde Türkiye'deki mevcut yönetimi de olaylara karışmasın diye söylem düzeyinde (tutulmayacak sözler vermek gibi) oyalamakla yetindi.
Haziran başında Menbiç Saldırısı ile PYD, Türkiye'nin dönem itibariyle kırmızı çizgi olarak beyan ettiği Fırat'ın batısına geçmiş oldu. Türkiye'deki darbe, henüz kuvveden fiile geçmediğinden Türkiye'nin Menbiç yürüyüşünde PYD'ye saldırmaması için ABD, bir saptama yaptı, bir de söz verdi. Saptama, Menbiçi kuşatanın PYD değil PYD'nin de içinde bulunduğu Suriye Demokratik Güçleri adı verilen bir koalisyon olduğu yalanıydı. Söz de, Menbiç alındıktan sonra PYD'nin burayı bırakıp Fırat'ın doğusuna geri çekileceği vaadiydi. Nitekim, Menbiç'in alındığının ilan edilmesi bile Türkiye'deki darbe tarihine göre geciktirilmiş olabilir. 
Tabii, gerek söz, gerekse saptama, PYD'nin sorunu değildi; PYD, üzerine düşeni yapmış, Fırat'ın batısına geçerek Menbiç'i almış ve şimdi durumun meşrulaştırılmasını bekliyordu. Geri çekilmek, PYD'nin verdiği bir söz olmadığı gibi istediği bir hamle de değildi. 
ABD, kendi para birimi olan dolar'a benziyor: gerçek değeri 3 cent'i geçmeyen bir kağıt parçasına insanlar, üzerinde 100 dolar yazdığı için bu değeri veriyorlar.
Obama, Amerikan emperyalizmi rüyasının sonuçlarını, ülkesine tabutlarda cansız bir şekilde dönecek askerler üzerinden ödemek istemediğinden, üvey evlat edindiği PYD ile en azından bu yılın Kasım ayındaki başkanlık seçimlerine kadar birlikte yürümek tercihinde. Yani üç centlik ABD değerini, PYD sayesinde 100 dolarlık bir etkiye kavuşturmuş oluyor.
Ancak PYD, ABD ile konjonktürel bir işbirliği yaptığını ve kendini kullandırmaya devam ettiği müddetçe, ABD nezdinde bir değeri olacağını biliyor. O nedenle 'şimdi genişleme, genleşme zamanı' diyerek dünyada üretilmesi mümkün olmayan 'toprak maksimizasyonuna', işgale ağırlık veriyor. 
Hani ileride suların durulacağı dönem geldiğinde; elindekinin bir kısmını verdiğinde, kalan diğer toprağın üzerine; 80'lerin başında daha ortada photoshop filan yokken, stajını komşunun okumuş bir akrabasının referansıyla bulduğu bir reklam ajansında yapmış, asker kaçağı bir sosyopat amatörün grafiğini çizdiği, düzenleme yoksunu görseli, çaresizlikten bayrak diyerek göndere çekmenin hayalini kurmaktadır.
Türkiye, hayli zamandır pişirdiği Cerablus'a Özgür Suriye Ordusu ile birlikte girme senaryosunu, meşruiyet zemininde tutmak, kaş yapayım derken göz çıkarmamak, evdeki bulgurdan olmamak için bölge ile ilgili neredeyse tüm devletleri bilgilendirdi. Operasyonun başlayacağını artık herkes biliyordu ancak bunun bilinmesinin ilerleme esnasında ilave direnç dışında bir probleme vesile olması beklenmiyordu, nitekim öyle oldu. 
Türkiye, PKK koridorunu da kesen Cerablus operasyonuna başlayınca ilk tepki, bilenler için hiç de şaşırtıcı olmayacak bir biçimde PYD'den geldi. Salih Müslim adındaki PYD yöneticisi, fiziki bedeninin sınırlarını zorlayan bir duygusallıkla bu coğrafyanın tepkisel çocuklarından biri olduğunu ortaya koyan "erkeksi" (!) açıklamalar yaptı, Türkiye'ye meydan okudu. Aradan çok geçmeden Müslim, aklı başında birilerinden azar işitmiş olmalı ki bu defa Amerikan Dışişeri Bakanı Kerry, PYD'nin Fırat'ın doğusuna çekileceğini açıkladı. Ancak bölge hareketten önce söylemin iktidar olduğu günlere girdiğinden Kerry'nin bu açıklamasını, bir tespitten çok, PYD'ye söylenmiş bir mesaj, hatta öneri olarak görmek gerekiyor. 
Türkiye; PYD, Menbiç'i terk etmedikçe Suriye'de derinleşmek, Menbiç'i de ele geçirip PKK koridorunu iyice güdük bir proje haline getirmek istiyor.
Türkiye'nin Işid'le mücadelede PYD'yi kısıtlayan sonuçlar alması, Fırat'ın batısındaki temizliği izleyen dönemde doğusuna da operasyonel ilgi duyacağı anlamına geliyor. 
Kasım ayındaki yeni Başkan'ın seçimine kadar kendini PYD üzerinden ifade etmeye çalışan ABD'nin söylem düzeyinde 100 dolarlık ancak eylem düzeyinde 3 centlik etki gücü, Türkiye'nin önünde yeni fırsatlar açıyor. Bütün bu Işid ve PYD temizlikleri, son tahlilde Suriye'de Esat'ın kişi olarak gideceği ve Suriye toplumunun koftiden bir demokrasi tecrübesi yaşamasıyla sonuçlanacak gibi görünüyor. 
Ancak bu anlatıma ket vurabilecek bir faktör var: Türkiye içinde sıklıkla halen yaşanan ve   yaşanabilecek her açıdan abartılı teröristik faaliyetler. İnsanımızı, çaresiz hissettirecek bu bombalı eylemlerin 'uygulama failinin' sahada düşman kardeşlermiş gibi görünen ancak gerçekte/son tahlilde öyle olmayan PKK, PYD, Işid olduğu meydanda. Üstelik bütün bu örgütlerin kuklacısının da ABD'inde konuşlanmış bir hizip olduğu da ortada. Buna direnebildiğimiz ölçüde kendi politikalarını uygulayabilen bir ülke olacağız. Bize vatandaş olarak düşen görev, kendimizden farklı kimlikler taşıyan vatandaşlarımızla aramızda bir ayırım ve farklılık gözetmemektir. Kalanı, Hükümetimizin izleyeceği politikalar sınıfına girer.
Bu analizde Rusya'ya hiç değinmedim. Rusya, kanaatimce Türkiye'nin kendisine şeffaf davranmasını istiyor ve hatta bunu yeterli buluyor. Unutmayalım, Osmanlı Ermenilerini ayaklandırıp kendine bağlamak isteyen Rusya'ya en büyük engel İngiltere'den gelmişti. İngilizler, zayıf bir Osmanlı, Rusların sıcak denizlere inmesini daha fazla geciktirmez, bunu ancak bağımsız (özellikle Rusya'dan bağımsız) bir Ermenistan yapabilir deyip; ne alakaysa(!) içine Trabzon, Giresun, Ordu gibi Ermeni etnik kimliği ile ilgisi olmayan alanları da içerecek şekilde çizdiği haritaya 'Büyük Ermenistan' projesi adını vermişlerdi. 
İşte Suriyedeki PKK/PYD devlet hayali de Rusların sıcak deniz emellerine Büyük Ermeni projesinden sonra verilmiş ikinci bir Batı seddi niteliğindedir. Rusların bunu gördüğü ve tavrını konjonktürel olarak değişken belirlediği kanaatindeyim. 

15 Haziran 2016 Çarşamba

Aynada Suriye'yi görmek

Suriye'de Arapların yoğun olarak yaşadığı bir şehir olan Münbiç, basında yer alan haberlere göre terör örgütünün Suriye iştiraki olarak bilinen PYD'nin ABD özel kuvvetlerinin desteği ile ele geçirilmiş olup kentte etnik temizliği izleyen günlerde -tarz itibariyle- Işid benzeri bir devletin kurulacağı ifade edilmektedir.
İki yılı aşkın bir süredir bölgede faaliyet gösteren Işid terör örgütü, kerameti kendinden menkul bir kararla adının sonuna Devlet kelimesini ilave ederek te...rör örgütü kategorisinden sıyrılacağını, devlet muamelesi göreceğini sanmış olmalı
Işid ve PYD stratejisini çizen zekanın kısa vadeli hedeflere ulaşmada "daha esnek olanın belirleyici hale geldiği" sistem kuralını işlettiği ve kısmen başarılı olduğu ancak sosyolojik ve tarihsel altyapısı olmayan bu nevi dayatmacı kararların orta vadede denize yapılan dolgular gibi bölgenin sahici güçleri tarafından ortadan kaldırılacağı açıktır.
Terör örgütü ve onun bileşenlerini, egosal bir illüzyon olarak Kürtlükle bağlantılı gören akıl sahiplerine feraset temenni ediyor, temsil işinin gönüllü bir katılım olması hasebiyle kimi kendilerine vekil tayin ettiklerine dikkat etmeleri gerektiği kanaatindeyim. (Grimm Kardeşlerin ünlü masalından hatırlanacağı gibi Hansel'e sürekli çikolata veren cadının amacı, Hansel'i eğlendirmek değil, bir an önce şişmanlatmaktı. Neden acaba? )
"Cehennemde ateş yoktur, herkes kendi ateşini kendi götürür."
Kendisine kaynak (para, silah, mühimmat, asker) transfer eden güçlerin nam ve hesabına çalışan terör örgütlerinin çekirdeğini/tohumunu oluşturduğu devlet yapılanmaları, öncelikle kendisini kuranların oyuncağı, onların hedeflerini gerçekleştirmede kullanacakları bir araç olacak şekilde tasarlanmışlardır.
Türkiye'nin bu oluşuma müdehalesi de Türkçeden başka dil bilmez örgütçülerin taşıdıkları Kürt etnik kimlikleri nedeniyle olmayacaktır. Bu örgüt-Truva Atı'nın ortadan kaldırılması, terör örgütünün tasfiyesi, tarih boyunca bölgeye huzursuzluk ve savaş getiren Batı'nın operasyon imkanlarının budanması bakımlarından Türkiye'nin tarihsel sorumluluğudur. Türkiye bunu yaparken tepkisel davranmamalı, teenni ile hareket etmeyi sürdürmelidir.
Türkiye kamuoyunda Bölgede yeni gelişen bu duruma tepkisel, sabırsız, kışkırtıcı ve işi zora sokacak beyanlarda bulunacaklara özellikle dikkat etmek gerekiyor. İşbirlikçilerin önemli bir kısmını aynı resim çerçevesinde görebileceğimiz bir döneme doğru ilerliyoruz.
Son olarak vaktin daraldığını düşünenleri rahatlatmak amacıyla sormak istiyorum: terör örgütü yöneticileri, bir devlet ilan ettiklerinde saklandıkları deliklerden çıkacaklarını, görünür olmak zorunda kalacaklarını, bunun ne anlama geldiğini bilmiyorlar mı?

Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...