Davutoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Davutoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2019 Perşembe

Parti kurmak Şart mı?

Mahkeme, kadıya mülk değil, eyvallah. Dolayısı ile Tayyip Erdoğan - AkParti ilişkisinin de üstünden geçelim, ama sonra yapalım bunu müsadenizle...
Şimdi Babacan, Davutoğlu, Gül ve partiden istifa eden diğer siyasileri konuşmanın zamanı çünkü...
"Ananızın karnından siyasetçi doğmadığınız gibi teklif almadan önce siyasetçi olmayı bile düşünmüyordunuz belki. Ama oldu. Bir dönem memlekete hizmet etme imkanınız oldu. Bu emekle itibar da sağladınız. Özgüveniniz pekişti.
Sonra pasif görev ve zaman içinde bulunduğunuz yerden çok şey duydunuz, çok şey gördünüz ve bunlar sizi rahatsız etti. Kuzey Irak'tan tankerle petrol taşımacılığı yapan şirket, ekonomiye nezaret eden kişininmiş, filanca silah ithalatından başka biri komisyon alıyormuş, memleketin neresinden biriyle konuşsanız ailenin arsa alımı suretiyle fiyatları yükselttiğinden söz ediyor, vb. Muhalif medyanın bile belgeleyip yazmadığı dedikodulara, ya çokça anlatıldığından ya da anlatana duyulan sempati nedeniyle inandınız."
Kim ki yüksek siyaseti para için yapar, o gerçekten kalıbının insanı değildir. (Bu vesile ile tarafımızı göstermek bakımından 'veyl olsun bunu yapanlara, cehenneme odun olsunlar' şeklindeki temennimiz kayda geçirmiş olalım.) BasİT biridir, o kişi. Kişisel açıdan yüksek siyaset, güç için yapılır. Güç, insanlara istemedikleri şeyleri (bile) yaptırma kudretidir. Bunu ailelerde, işletmelerde, çeşitli organizasyonlarda ve devlette yöneticiler üzerinden görürüz.
Başkanlık sistemi, ittifakları zorunlu kılıyor. Yüzdeye giren seçmenler üzerinden partiler, siyasi pazarlıklar yapabiliyorlar. Zira kazanmak yahut kaybetmek, küçük farklarla oluyor, olmaya da devam edecek.
AkPartiden siyasi bir gelecek ümidiyle kopan arkadaşlar, kendilerine itibar edecek olan seçmen kitlesi ile ne yapmayı hedefliyorlar? Bu sosyolojinin iktidar adayı olma şansı var mı? Bu gün için yok. Yarın için var mı? Olması için bir neden göremiyorum. Ama bu gelişme, AkParti'nin oy potansiyelinde bir düşüşe yol açarsa; bu sonuç, karşı tarafın başarı elde etmesine yarar.
İş hayatımız boyunca bir çok işyeri tecrübemiz oldu. Gün geldi, birinden çıktık, diğerine girdik. Sağlıklı psikolojik zemini olan bir insan, problemli bile ayrılsa, eski işyeri hakkında etrafta olumsuz beyanda bulunup onun müşteri kaybetmesi için bir çabanın içine girer mi? Bu olduğunda, 'sistem güçlüden yana çalışır' sistem kuralı işler ve seçmenler nezdinde AkParti bir miktar yıpransa da asıl bu arkadaşların oluşumu prestij kaybeder. Seçmen, geçmişinde kapanmamış yaralar taşıyan partilere kitle halinde oy vermez.
AkParti içinde kalmaya 'dayanamayan' arkadaşların önlerinde, siyaseti bırakmak gibi soylu bir seçenek daha var(dı). Tabi bu, işler bu noktaya gelmeden evvel mümkündü. Kamuya açıklama yapmamış siyasetçiler için hala geçerli bir seçenek bu. Zira siyasete bir başka partide devam etme kararının sonucu, Millet İttifakıyla işbirliği yapmak ve acı gününde terörle irtisaklı belediye başkanlarını teselli etmek gibi görünüyor.

14 Eylül 2016 Çarşamba

Devlet Refleksi

IHH'nın Mavi Marmara Yardım Gemisinin İsrail Askerlerince saldırıya uğraması üzerine Tayyip Bey'in IHH organizasyonuna kendi hükümetlerinin izin verdiğini açıklaması ile sınırlarımızı ihlal eden Rus uçağının düşürülmesi üzerine Tayyip Bey'in "bir bakalım" temkinli duruşuna karşın Davutoğlu'nun "emri ben verdim" demesi aynı devlet refleksinin ifadesidir.
Her iki olayda da Başbakan, doğrudan bir talimat vermediği halde sorumluluğu gereği yetki kullanan STK ve devlet personelini koruma altına almışlar, androidlik yapmışlardır.
Davutoğlu'na sitem ve yer yer saldırıların olduğu bu günlerde hatırlatmak istedim.
Allah, adil olmamızı ister.

1 Haziran 2016 Çarşamba

Dış Politika Paradigması Hakkında

Türkiye'yi dış politika anlamında Tayyip Beyin 'tek başına' yönettiği, Davutoğlu'nun istifası ile belirgin hale geldi. Bir önceki Bakanlar Kurulunda dış politika yapıcıları olması gereken Volkan Bozkır ile Mevlüt Çavuşoğlu, Tayyip Bey'in beyanlarını esas alan açıklamaları tekrarlıyor, dış politikada izlenmesi gereken esneklik ilkesine uygun çözümler konusunda Davutoğlu ile Tayyip Beyi karşı karşıya bırakıyorlardı.
Evvelce iyi polis, kötü polis rol dağılımında batı nezdinde görece 'iyiyi' temsil eden Davutoğlu, ajandasına not aldığı her bir konu için azimle mümkün bütün senaryolar üzerinde çalışıyor, ciddi bir zaman ve enerji harcıyordu. O'nun bu tavrı, samimiyetini görünür kılıyor, öte yandan strateji geliştiren akademik tarafını ortaya çıkarıyordu.
Bu çalışma biçimi, çok yönlü düşünmeyi (olayın artçı etkilerini de kontrol etmeye matuf çözümler öngörmeyi) gerektiriyor, dolayısı ile bir yandan hızlı karar alınmasını önlüyor öte yandan Türk tarafının yumuşak, söz geçirilebilecek, aşırı esnek bir yapıda algılanmasına neden oluyordu. Merkel'in Davutoğlu ile pek de alışık olmadığımız görüşme trafiği, Almanlarda süreç uzadıkça Türk tarafının taviz vereceği beklentisini beslediğini düşünüyorum. Terör örgütü ve bileşenleri ile Avrupa Birliği yetkililerinin, Davutoğlu'na ilişkin çözümlemelerinde aynı davranışı zaaf olarak gördükleri ve yapıcı bir işbirliğinden uzak durarak zaman kazanmak amacıyla tarihi fırsatları ıskaladıklarını düşünüyorum.
Tayyip Beyin sezgileri çok güçlü. An'da verdiği kararların bir çoğunda kendisi ve ülkemizin çıkarları ile uyumlu ve tutarlı olduğunu görüyorum. Ancak örneğin Afrika seyahati öncesi havaalanında kendisine Putin'in ılımlı açıklamalarıyla ilgili ne düşündüğü sorusuna verdiği, "...Biz Rusya ile münasebetlerimizi geliştirmek istiyoruz..." cevabından sonra bütün inisiyatifi Rus tarafına verdiğini de maalesef görüyoruz. Tek oyun kurucunun olduğu ortamlarda bu tarz sonradan düzeltilmeye muhtaç beyanlarda bulunulması, muhatabın iştahını arttıran, memlekete zaman kaybettiren sonuçlar doğurmaktadır.
Tarih şuuru, kendi ve öteki ülkelerin günlük stok enerji ve pozisyonları değerlendirmede; değiştirmede, velhasıl dış politika yapımında kullanılan en önemli projektördür. Devleti yönetenlerin bu perspektifi yitirmeden gelişmelere yön vermeleri beklenir. Bu konuda her geçen gün mesafe aldığımız kanaatindeyim.

12 Mayıs 2016 Perşembe

Davutoğlu'nun Psikolojisi

Kimlik tanımı ile başlamak istiyorum. Bulunduğumuz ortama uyum sağlamak üzere geliştirdiğimiz davranış kalıplarının bütününe, kimlik diyoruz. Ego, anne, baba, çocuk, kardeş, arkadaş, siyasetçi, akademisyen, senarist vb. gibi hayatın tüm aşamalarında kullanageldiğimiz kimliklerimiz var.
Kimlik değişimleri, ortam değiştikçe bizzat bilinçaltımız tarafından otomatik bir şekilde gerçekleştirilir. Bir kimlikten ötekine takılmadan, rahatça geçeriz.

Davutoğlu, oldum olası akademik kimliği ile birlikte anıldı. Şüphesiz hocalık, Davutoğlu'nu kendisi yapan önemli doruk deneyimleri yaşamasına vesile olan ego kadar güçlü bir kimlikti. Bu nedenle olsa gerek akademik kimliğin, ikinci bir deri gibi Davutoğlu'nun üstüne yapıştığını müşehade ettik.

Davutoğlu, hoca ve akademisyen kimliğini siyasi ve başbakanlık kimliğinin önünde tuttuğunu, diğer bir deyişle parti ve hükümet başkanlıkları gibi icracısı olduğu "siyasi kimliklerine" gereken önemi vermediğini iktidarı süresince gözlemleme imkanı bulmuştuk.

Tutumunu, performans verdiği alanı sahiplenmekten kaçınması, değersiz görmesi gibi anlamlara yol açabileceği dolayısı ile toplum nezdinde siyaset kurumunun itibarını zedeleyebileceği endişesiyle yanlış bulduğumu ifade etmiştim.
Kendini gerçekleştiren kehanet midir bilmiyorum; gidişatı, tam da Davutoğlu'nun kendi önceliklerinde beyan ettiği üzere seyrediyor. 
Davutoğlu, akademik, diplomatik ve siyasi alandaki müzakere ortamlarının gerektirdiği önemli özelliklerden biri olan "oyunculuk" yeteneği ile mücehhez olduğundan görevi bırakma kararı alması ile fiili olarak bırakması arasında geçen süre içinde psikolojik açıdan yaşadıklarını büyük oranda kendi içinde tuttuğu, dışarıya herşeyin son derece sakin geçtiği algısını vermekte olduğunu görüyoruz. Türkiye'yi yönetirken bir anda görevden çekilmek, inisiyatif %100 oranında sizde olduğunda bile ne kadar normaldir? İnsanda hiçbir psikolojik iz bırakmaz, etki uyandırmaz mı?

Bir Android'ten bahsetmediğimiz açık olduğuna göre psikolojik bir değerlendirme olarak Davutoğlu'nun oyunculuk yeteneğinin, içinde olan biteni maskeleyebilecek kadar güçlü olduğunu söylemek hakkını teslim etmek olur.

Davutoğlu'nun ani bir kararla görevini bırakması, psikolojik açıdan travma geçirdiği biçiminde yorumlanabilir. Travma, en yalın tanımı ile insanın kendine, "bu yaşadıklarım nedir? neler yaşıyorum? bu benim başıma neden geldi? yaşadıklarıma ne anlam vermeliyim?" gibi temel soruları sorduğu ve henüz tatminkar bir cevaba ulaşmadığı dönemi tanımlar.
 
Davutoğlu'nun, bu sorulara bulacağı güçlü cevapların yanında halen diri ve işlevsel bir konumda olan akademisyen kimliğinin kaldıraç etkisi ile başta Tayyip Bey olmak üzere sevenlerinin emeğini onurlandıracağı, kendisine teşekkür edeceği çeşitli girişimler ile bu depresif süreci makul bir sürede aşacağı kanaatindeyim.

Tekrar edeyim : En yetkili ağızdan alınmış bir teşekkür, kendini adamış bir performansın sukuna/huzura erişmesine yeterli gelir mi? Arınç'tan "o, bir teşekkürü" bile esirgemiş olan Tayyip Bey'in, dil ve hal yolu ile emeği onore etmek anlamına gelecek kapanış seramonisine gereken önemi vermesi, herkesin yoluna sağlıklı bir şekilde devam edebilmesinin en önemli koşuludur.
 
Alacağı Türkiye merkezli, yeni uluslararası görevlerin yanısıra yazmasını ümit ettiğim hatıralarını sabırsızlıkla beklediğimizi, emekleri için müteşekkir olduğumuzu da bilmesini isterim.
 
İyi ki varmış, iyi ki var.

 

2 Şubat 2016 Salı

Beklenti Çıkmazı

Çankaya Köşkünde Davutoğlu'nun Güneydoğulu STK temsilcileri ile yaptığı 6,5 saatlik toplantıyı haberleştiren bir metin üzerinden görüyorumki, STK temsilcileri, HDP'nin sürecin içinde kalmasını istemişler ve bu hususta da masadan iyimser(!) bir izlenimle ayrılmışlar. Bu beklentinin altını çiziyorum bir zamandır. Cenerve'de PYD'yi masaya oturtmayan Hükümetten, terör örgütünün zombisi/kuklası olmaktan öte bir işlevi bulunmayan HDP'yi muhatap alması isteniyor. Korkunun yaptırdıklarına bakar mısınız?

Öte yandan Abdülkadir Selvi, Hükümetin Güneydoğu meselesi ile ilgili görüşlerini topladığı üçüncü noktada "(Hükümet) PKK terörüne teslim olduğu için HDP'ye kızgınlar. Ama HDP yok sayılarak bu sürecin sonlandırılamayacağının da farkındalar. Operasyonlar tamamlandıktan sonra HDP ile diyalog kurulabilir." diyor. İşte "aklı başında", mahallenin "yazdıkları" önemsenen bilir kişisinin yazdıkları. Böyle dostun varsa düşman niye arıyorsunki?

Bir grup akademisyenin iftira ve yalan beyan içeren bir metne imza atmasına, sanatçı sıfatının kazanımlarını Başbakanı merhametsizlikle suçlama yolunda harcayanlara, sureti haktan göründüğü halde medyada çeşitli beyanlarla devletin politikalarını sulandırıp terör örgütüne pozisyon açıp yaltaklananlara, elinde silahı ile "tamam bitti, sonuca ulaştık" komutunu bekleyen teröristlere moral veren hep aynı beklentidir. 


Dolmabahçe'de HDP'li şahısları muhatap almakta bir beis görmeyen, Cenevre'deki görüşmelere kimin katıldığının değil çıkacak sonucun önemli olduğunu vurgulayan, Hükümetin terör örgütü ve bileşenlerinin muhatap almayacağını söylemesine rağmen kendince "muhatap olacaklar" iddiasını yazarak örgütün beklenti içinde kalmasını sağlayan ve terör örgütünü zihninde istihdam eden siyasi zekası sınırlı tipler...

Reis ve Davutoğlu, müteaddit defalar terör örgütü ve bileşenlerinin yeni dönemde muhatap alınmayacağını söylemesine rağmen bu sözlerin belirleyici olacağına inanamayan beklenti sahipleri, bu yeni dönemin terör örgütünün ardından "en çok kaybedeni" olacaklardır.

28 Aralık 2015 Pazartesi

2016 yılına girerken Türkiye'nin terör sorununa yeni çözümler

Davutoğlu'nun, "siyasi olgunluktan uzak, gönlü geniş Anadolu insanıyla gönül bağını kesen, çatışma ve gerilimden medet uman, sığ ve üslupsuz bir yaklaşım sergileyen HDP ile aynı masaya oturmanın anlamı kalmadığını" bildirerek, "anayasa değişikliği" kapsamındaki randevusunu iptal etmesinin önemli bir aşama olduğu kanaatindeyim.

Terör Örgütünün aklını ve dengesini yitirerek dağılma sürecine girebilmesi, teröristlerinin tek tek ortadan kaldırılması suretiyle değil, hiyerarşisindeki görece yüksek kadroların tasfiye edilmesiyle mümkün olacaktır. Fiili olarak bu aşamanın hayata geçirilmesi, buna paralel legal yapıda bir partinin olması/kurulması hallerinde; kısa sürede Türkiye, iç barışını tesis edecektir.

HDP, kendisini terör örgütünün zombisi haline getiren yöneticilerinden (MKYK'sından) tümüyle ayıklanmadıkça seçimler yolu ile aldığı vekalet sosyolojisini temsil edemeyecektir.

HDP ya da benzer bir adlandırma yolu ile kurulacak terör örgütünün iştiraki siyasi bir partinin, ana sermayesini oluşturan (terör örgütü) yapı ile karşılıklı etkileşim içinde olması, kendi içinde anlaşılabilir ve kanaatimce gerekli bir husustur. Demirtaş tecrübesi, tek yönlü emir almanın, Türkiye açısından sorunun çözümünde yararı olmadığı halde zararının (insan, zaman ve sermaye kaybının) çok olduğunu ortaya koymuştur.






17 Kasım 2015 Salı

"Ders alsın, ne ya?"

Davutoğlu, 12 Ekim Ankara Garı saldırısının hemen sonrasında en hakim olduğu dil olan Türkçenin nefret dili versiyonuyla devleti suçlayan Selahattin Demirtaş isimli sorumsuz siyasetçisini; Paris saldırısı karşısındaki tutumlarından dolayı Fransız aydınlarının ve  Fransız basınının tepkisini örnek göstererek ders almaya davet etmiş.
Sevgili Başbakanım, siyasi kimliği taşıdığın sürece muhataplarından beklentilerin de siyasi olmalı, öyle değil mi? O zaman neden istifa etsin, özür dilesin demiyorsun da ders alsın diyorsun? Bu adam, çözüm sürecinde Hükümeti oyalayan; terör örgütüne kaynak sağlayan bir performansın sahibidir. Onu görünce aldatılmışlığımız, kayıplarımız geliyor aklımıza. Biz bu adamın görüntüsünü görmek, sesini duymak dahi istemiyoruz.

Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...