Terör Örgütü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Terör Örgütü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2019 Çarşamba

Terör Örgütü Güzellemelerine Reddiye

Şirin Payzın'ın eski tüfek bir solcu ile yaptığı ropörtajı izledim.
Adam, terör örgütünün artık silah bırakması gerektiğini söylüyor. HDP, yeterli oy hacmine ulaşmış, bundan böyle terör örgütünün güdümünde ve gölgesinde olmaktan kurtarılmalıymış. İttirmeyle tekerleklerin döndüğünü, marşa basılması halinde motorun çalışacağını söylüyor, kısaca.
Bu yazıyı yazmama vesile olan görüşü de şu: "Kürt diyemediğimiz bir dönemde terör örgütü sayesinde açılımlar sağlandı."
Öyle anlaşılıyor ki, gençliğini hayta işlerle heba eden zevat nazarında; köy baskınları, kadın, erkek ve çocuk katliamları ile bölgeye dehşet saçan terör örgütü gitmiş, hatta hiç var olmamış; yerine zenginden alıp fakire "kimlik" veren hayali bir kırık kalpler kulübü peydah olmuştur, yersen...
Tarihin duygusal nedenlerle yeniden kurgulanıp değiştirilmesi olgusunun, ideolojik bagajları olan grupların meşruiyet krizlerini aşmak, kendilerine derinlik kazandırmak için sıkça başvurdukları bir yol, yöntem olduğunu biliyoruz.
Eski tüfeğin iddialarının aksine terör örgütü, Kürt kimliğinin tanınmasında hızlandırıcı bir faktör olmamıştır. Devleti yöneten hükümetler, sistemi demokratikleştirmek adına atacakları adımların faydasını terör örgütünün hanesine yazdırmamak için ketum davranmış, ülkeye ve topluma zaman kaybettirmişlerdir.
Dünyada neoliberalizmin yükselişi, 80'lerden başlar. Türkiye de 24 Ocak 1980 kararları ile ekonomide makas değiştirmiş ancak ardından gelen 12 Eylül darbesi, serbestleşmeyi sağlayacak, toplumsal dönüşüm öngören yasal düzenlemelerin en az üç yıllık süre ile yapılmasını doğrudan engellemiştir. 83'ten sonra terör örgütü, sahne almış ve performansı ile toplumun haklı nefretini kazanmıştır. En temel insan hakkı olan insan hayatını hedef alan bu örgütün, başka insan hakları konularında yol açıcı olması düşünülebilir mi? Bunu ancak adalet karşısında vicdanını bastıran, zulme tanık olmamak için gözlerini kapatan, zayi ettiği eski günlerin çöp olduğunu kabullenmekte direnç gösterenler kabul edebilir.
Terör örgütü olmasaydı, Kürt Halkının kültürel insani ihtiyaçları 90'lı yıllar bitmeden hayata geçerdi. Bütün bu gecikmenin, onca insanın ve kaynağın kaybedilmesinin müsebbibi, terör örgütü ve onun siyasi zemindeki kuklalarıdır.
Seçmen, seçtiği bu şarlatan ve asalaklar, Paşa gönlünce kumdan kale yapımında istihdam etmek suretiyle geçmişte olduğu gibi gelecekte de onore etmek isteyebilir. Ne de olsa olumlu hiç bir şey yapmadıkları halde maaşları seçmenlere de yük olmamakta doğrudan ülke bütçesinden ödenmektedir. Ancak bu seçim ve devredilen temsil hakkının kötüye kullanımı, toplumsal problemlerimizi çözmekten çok, en hafif tabiriyle bir donma haline neden olduğu ve ülkece zaman kaybettiğimiz görülmelidir. Yaşını başını almış insanların ergenlik çağına özgü duygusal seçimler yapmaları bireysel düzeyde komik bulunsa da toplumsal düzeyde ("acırım heder olan o en güzel yıllara" modunda) -maalesef- trajiktir.

26 Şubat 2019 Salı

Türk Solu ve Terör Örgütü

Bir insan sırf Kürt olduğu ya da kimlik sorunlarıyla ilgili göründüğü için HDP'ye oy verebilir mi?
HDP, malumumuz terör örgütünün bir iştiraki. Bu güne değin hiç örgütten, Kandilden bağımsız politika üretebildiler mi? Hayır, aksine problemin derinleşmesi için ellerinden geleni yaptılar.
Seçmenler, oy verme anında gözlerini yumup vicdanlarını bastırarak bebek katilleri ile iş bölümü yapmış kravatlı veya döpyesli insanları onore edecek, şımartacak seçimlerde bulunuyorlar da gerçekte bu yolla hangi misyonu tamamlayıp neyin tatminini yaşıyorlar?
Kim, neyi, nasıl kodlamışsa üzerinde imali fikr etmeden gidiyorlar.
"... Yıl 1997... Mihri Belli, Abdullah Öcalan'ı ziyaret ediyor. Sohbetin bir yerinde Öcalan, Şemdin Sakık'ı odaya çağırıyor. Mihri Belli'ye dönerek, "Mihri görüyorsun işte, Şemdin bile, savaş tıkandı, bu savaşla artık bir sonuca ulaşamayız, farklı bir yol izlemeliyiz" diyor. "Belli ki o da Savaşı bitmesini istiyor, sen ne dersin? Ona biraz akıllı veremez misin?" diye şikayet ediyor.
Belli, kekeleyerek, "Nasıl olur Şemdin, bu savaştır Kürtleri var eden. Bu savaş sayesinde Türk solu hala ayakta duruyor. Sen nasıl olurda savaşın bitmesini istersin. bu kadar emeğe, bu kadar çabaya yazık olmaz mı?" diyor." (Mihri Belli, Kürt değildir. Örgüt faaliyetlerini Türk solunun performansı olarak görmektedir.)
Orhan Miroğlu, Kuşatmadan İnfaza Musa Anter Cinayeti, sayfa 158

28 Haziran 2018 Perşembe

24 Haziran seçimi üzerine çeşitlemeler

Valla, kanaatimce mevzu Kürt olmak ya da olmamak değil. Terör örgütü ve terörün partisi, kendine meşru bir sosyolojik zemin bulmak için Kürtlüğü kullanıyor ve maalesef pek çok Kürt insanı da "bu bizi temsil ediyor" kolaycılığı ile gönüllü olarak gidip bunlara vekalet veriyor.
Terörist eğitimlerinde Marksist-Leninist bir dünya görüşünü empoze eden örgüt, küresel emperyalizmin finanse etmesiyle siyasi oluşumlara girmek istiyor. Akıllarınca vergileri bundan sonra elektrik direğine bağladıkları masum insanı vahşice öldüren şerefsizler toplayacak. Devlet, bölgedeki üretimi ve istihdamı arttırmak için bütçesinden ilave fonlar tahsis ederken bunlar, höt diyerek bölgeye refah getireceklerini mi sanıyor?
Önünde sonunda devletimiz, terörün ve teröristin kökünü kazıyacak. Demirtaş, devletin askerini polisini "kimi süpürüyorlar ancak kanalizasyon temizlerler" kusmuğuyla itham ederken devletin atadığı kayyumların hizmet götürdüğü vatandaşlar, hizmet misyonuna prim vermediklerini Kürtçü kimlik siyasetine vekalet vererek göstermiş oldular. Tabi, aksi olsa ezdirmiş olacaklardı kendilerini(!)… Herkes kendinde eksik olanı tamamlama derdinde.
Ağzından çıkanı kulağı duymayan elbette hukuk önünde hesabını verecek. Onun dışındakiler, hizmet vermiyormuş, işini yapmıyormuş...
Bırakınız seçsinler, bırakınız sorumluluklarını alsınlar.
Sisteme dışarıdan ikide bir müdahale ederseniz, kendiliğinden dengeye gelmesini de önlemiş olursunuz. Zorakilikten denge çıkmaz.

26 Nisan 2017 Çarşamba

Sincar Saldırısı

ABD Dış İşleri Sözcüsü, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 25 Nisan, saat 02.00 itibariyle Sincar (Irak)'da Terör Örgütü hedeflerine yaptığı saldırıyı, "Çok endişeliyiz, derinden endişeliyiz... Türkiye yakın partnerimiz ve güçlü bir NATO müttefikidir... Türkiye’nin demokrasisi üzerine “samimi görüşmelerimiz devam ediyor... Türkiye’yle birlikte çalışmaya devam edeceğiz” beyanıyla karşılamış.
Bu beyan, kamuoyuna Türkiye'nin hamlesine karşı hangi pozisyonu -olumsuz- takındıkları ve kimin yanında olduklarını ifade etmek bakımından önemliydi. Tepkinin beyan düzeyinde kalması, kendilerini zayıf gösteriyor. Türkiye'ye silahla müdehale etmeye de kalkamazlar, bu kendileri açısından gayrimeşru ve sürdürülebilir bir savaş olmaz. Terör örgütünü süs olsun diye silahlandırmadılar. Silah, mühimmat, ekipman, para, meşruiyet verdikleri terör örgütü yöneticilerinden silahlı mukabele gelebilir ki bu da Türkiye'nin bölgede olduğunu iddia ettiği tehdidi görünür hale getirmek sonucunu pekiştirecektir.

9 Eylül 2016 Cuma

At izi, it izi

Başarısız darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen olağanüstü hal ve mevzuatı, Hukuk Devleti'nin rutin çalışması sırasında yapılamayacak, yapılsa bile göreve iade gibi itirazlarla hüküm icra edemeyecek bir çok uygulamayı, yapılabilir hale getirdi. Böylelikle Fetöcü devlet çalışanlarının tasfiyesi ile başlayan süreç, terör örgütü sempatizanlarını da içine almaya başladı.
Devletin böylelikle bir çeşit bağırsak temizliği yaptığı ifade edilebilir. Bunun hızlı yapılması yolundaki ...söylemlere prensipte katılmakla birlikte şeffaf yapılması hususundaki isteklerin üzüm yemekten çok bağcıyı dövmeye yol açacağı endişesi ile hızı yavaşlatacağı kanaatindeyim.
Devlete meydan okuyan, devlet içinde bir devlet kurmak isteyen bu insanların, dürüst bir şekilde "kaybettik, kendiliğimizden sistem dışına çıkıyoruz" demeleri beklenmediğinden; olası yanlış kararların yol açacağı tahribatı önlemek üzere yargı yolu daha sonra açılmak kaydıyla sistem dışına atılmaları, zamanın ruhuna uygun bir işlemdir.
Ergenekon ve benzeri davalarda mağdur edilen sanıkların daha sonra tazminat almaları gibi uygulamaların önü, ileriki bir tarihten başlayacak şekilde açılmalıdır.
Son olarak sistem dışına atmanın kriterleri ve referanslar, mahkeme aşamasında kullanmak üzere geriye sorumluluk verecek şekilde arşivlenmeli, olası sabotaj ihbarları değerlendirilerek sürecin tıkanması ve manipüle edilmesinin önüne geçilmelidir.

27 Haziran 2016 Pazartesi

Terör Örgütü konusunda neredeyiz?

Terör Örgütü, bir yıl öncesine kadar kendini Kürt Kimliğinin savunusu üzerinden ifade ediyor ve bu tutumu da -devletin açık bıraktığı alanları doldurarak "sistem güçlüden yana çalışır" kuralı gereği, bölge sosyolojisinde kendince bir karşılık buluyordu.
Devlet, bu bir yıl boyunca hatasını telafi edip aynı sistem kuralının yeniden çalışmasına ortam hazırladığı Bölgeyi, teröristlerden temizleyerek hizmetin halka ulaşmasını dolayısı ile halkın rızasını sağlamış oldu.
Terör örgütünün kentlerdeki varlığı tasfiye edildi, kırsaldaki varlığı ile de mücadele ediliyor.
Terör örgütünün; bölgeden insan, para, lojistik -kaynak- temin etmede kullandığı Kürtlük söylemi, açığa çıkarılmış; yapılmış bulunan hukuksal düzenlemelerle devletin teminatı altına alınmıştır.
Geçmişte olmadığı kadar terörün tasfiyesi ortak hedefi için kendi iç bütünlüğünü sağlamış devletin, coğrafya ve iklim koşullarının uygunluğu nispetinde; -küresel güçlerin lojistik yardımı yapmasına rağmen- makul bir süre içerisinde sonuç alacağı beklentisindeyiz.

Bir Amerikan Kolluk Kuvveti olarak Terör Örgütü

Terör örgütü, son bir yıldan bu yana küresel güçlerin ama özellikle ABD'nin Suriye zeminindeki faaliyetlerinde kullandığı "özelleştirilmiş silahlı unsuru" olmak hasebiyle tetikçilik-taşeronluk yapmakta ve sürecin sonunda hamisinin gölgesinde bir devlet sahibi olmayı ummaktadır.
Kimse küresel güçlerin oyuncağı olmayı seçmiş bir terör örgütüne onun istediği şekilde "halkın temsilcisi" muamelesi yapmasın. Son bir yıldır bu yapı, elinde güç olanın siparişle iş yaptırdığı bir işletme gibi faaliyet göstermektedir. Dolayısı ile yapı ölçek değiştirmiş olduğundan kendisine dönük davranışın da değişmesi gerekir.
Zaman zaman bir yıl ve daha öncesine ait fotografların kullanılarak bu "Amerikan kolluk kuvvetine" övgüler yapıldığına şahit oluyorum. Bu okuma biçimi, tarih dışı, romantik ve Türkiye açısından kötü niyetlidir.

20 Mayıs 2016 Cuma

Terörle Mücadelenin Geleceği

Terörle mücadelenin son terörist de ortadan kaldırılıncaya kadar sürdürüleceği fikrini anlamakta güçlük çekenler, acilen bu politikadan vaz geçilerek "şiddetin şiddeti doğurduğu" gibi söyleniş bağlamı farklı ve konu ile ilgisi olmayan argümanlar üzerinden terörle mücadelenin netice alınmadan durdurulması ve terör örgütü ile yeniden müzakere masasına oturulmasını istemekteler.
 
Kanaatimce Bölgede yaşayan ve ataerkil kültürün korkutmaları yerine barışa ve kardeşliğe destek veren insanımızı, pratikte teröristin inisiyatifine terk etmek anlamına gelecek olan masaya oturma fikrinin söylem olmak dışında hiçbir değeri yoktur.
 
Elbette bu toprakların gerçek sahibi olan sessiz çoğunluğun kardeşçe yaşamak yönündeki arzusunu/seçimini, sevgi açlığı içinde travmatik bir çocukluk yaşamış ve psikolojik yardım alamadığı için kendini şiddet üzerinden ifade eden teröristin tercihi ile bir ve eşit tutamayız.

Terörist profili, yukarıdaki belirtilerin yanında kendisine ilk sevgi/ilgi göstereni kaybetmemek için yapabileceği başka seçimleri göz ardı ederek katıldığı grubun kendisine biçtiği rolü, bir kabul seramonisi sanıp ailesinde aradığı tüm nitelikleri grubuna aktarmış, yıllar sonra geçmişi yeniden hatırlarken "başka seçeneği olmadığını" ifade eden ve kendini kurban hisseden eli silahlı kadın ya da erkekten müteşekkildir. 
  
Bu profilin güncel uğraş kriterlerindeki kimi değişimlerin yol açtığı ve kendini siyasetçi, akademisyen, üniversite öğrencisi, esnaf, beyaz yakalı çalışan, işçi, çiftçi vb gibi farklı görünürlükler üzerinden ifade eden başka teröristlerin varlığı, yapıp ettiklerine göre değerlendirilmektedir. Bu ikinci grup, aktif bir silahlı eylem içinde olmadığından ölü severliğin kültürel taşıyıcısı olarak memleketimizin bütünsel varlığına yönelmiş başka tehditlerle örgütünün yapacağı stratejik işbirliklerine kaynak (zaman, emek, para) ayırmak suretiyle hizmet vermektedir. Bu gruba girenlerin doruk deneyimlerinin, toplumda normal sesle ifade edilmesi, genellikle suç kapsamına gireceğinden ruhlarındaki tatminsizlik her geçen gün büyüyecek bu da potansiyel bir şizofreniye zemin hazırlayacaktır.
 
Peki, son terörist de ortadan kaldırılıncaya kadar terörle mücadelenin sürdürülecek olmasının pratikteki anlamı ne? Bu tarz işlere bulaşmış herkes ölecek mi gerçekte?
Buna dünyada en çok kullanılan enerji kaynağı olan petrolün akıbeti üzerinden kurgulanacak bir metaforla anlatmanın daha uygun olacağı kanaatindeyim: Petrol, bir gün bitecek mi? Hayır, petrol hiçbir zaman bitmeyecek. Ancak petrol çıkarma maliyetleri öyle yüksek bir noktaya gelecek ki, onu çıkarmak ekonomik olmaktan çıkacak. Şu halde yeryüzünde petrol bitmeden, petrol çıkarma maliyetlerindeki artıştan dolayı petrolün kullanımı bir gün biteceğinden çıkarılma faaliyetlerine son verilecektir. 
  
Terör de böyle olacak: görünürdeki tüm teröristler temizlendikten sonra kalanlar, kendilerinden öncekilerin akıbetlerini gördüklerinden ya bu "işi" bırakıp yurt içi ya da yurt dışına çıkarak kaybolurlar ya da seveni kalmamış serseri aşık gibi kendilerini de imha edecekleri daha büyük kamikaze eylemlerine girişerek terörden temizlik işini bizzat kendileri yaparlar. Yurt içinde kaybolma fikri, geçmişte Alman Nazilerinin kalarak ya da göç ederek bulundukları/yaşadıkları toplum içine karışıp izini kaybettirmek biçiminde denedikleri tecrübeye uygun olarak ecelleri izin verirse/zamanı geldiğinde yakalandıkları, son derece huzursuz, doğal ve sahici bağlar kuramayan bir zaman kullanımı biçiminde yaşayacakları bir gelecek tasavvuru içinde kalacakları öngörülebilir.

5 Nisan 2016 Salı

Türkiye etnik temele göre kurulmuş bir devlet değildir

Türkiye Cumhuriyetini Kürt etnik temelinde bölerek bir devlet kurmayı hedeflediğini sandığımız terör örgütü ve sempatizanları, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin etnik temelli olduğunu iddia ederlerken içi boş söylemler dışında hangi kriterlere dayanıyorlar?
Cumhuriyetin ilanından sonra devlet iktidarını kullananlarca oluşturulan dayatmacı/jakoben din, tarih ve kültür anlayışını, savunmak mümkün değilse de Viyana Kuşatmasıyla başlayan parçalanma sürecinden "kurtardıkları" vatanı, bir kez daha böldürtmemek için üzerinde yaşayan insanları ve kültürlerini gerçekte var olmayan yeni ve muhayyel/kurgusal (fizik karşılığı olmayan) bir "Türk" kimliği potasında "hizaya sokma" gayreti içinde çalıştıklarını anlamak o kadar zor değildi.
Bu uygulamaların "Türk Etnisitesi ve Milliyetçiği" ile bir ilgisi olmadığını tespit etmek için akıl baliğ ve önyargısız bir tutum içinde olmak yeterli.
Onbirinci çocuğu yeni doğan işsiz Temel'e eşi Fadime, " ...artuk buna bir çözüm bulmamız lazum. Ben bundan sonra salonda yatacağum" deyince, çaresiz Temel, başını öne eğmiş: "eğer faydası olacaksa bende yanuna geleyim" demiş.
Her ne kadar muhatabiyet konusunda bu güne kadar değer atfetmekten kaçındığım; terör örgütünün söyleminden ikna olanlara, fıkra ile analojik ilişki kurmak bağlamında "bir faydası olacaksa, biz de (Türkler olarak etnik temelde) bir devlet kuralım" desek, bu sözdeki hikmeti, tarihin üzerimize yüklediği misyonu, bir kinaye olarak yeterince ifade edebilmiş olur muyuz?

23 Ocak 2016 Cumartesi

Leyla Zana'nın Görüşme Talebi

Leyla Zana, terör örgütü meselesinde Türk Devletine yardımcı olmamak için milletvekili töreninde şov yapmış ve milletvekili olmamıştı. Bu durumu, 'terör örgütü üzerinde tesir gücü olan biri' olarak yeni dönemde kendisinden ümitli olmamız, işimizi Öcalan'la halletmemiz konusunda kendince bir "alan açma stratejisi" biçiminde yorumlamıştım.
Devletin bölgedeki operasyonel başarısı ve ısrarla hedefinden sapmayacağını açıklaması üzerine, gizli ve açık pek çok kanaldan gelen uzlaşı ...talepleri, akademisyen bildirileri, dost suretindeki "bölge uzmanı" önerilerinden sonra Zana'nın bu girişiminin de terör örgütünün "ricası" üzerine yapılmış olduğu kanaatindeyim.
Her girişimde olduğu gibi buradan da terör örgütüyle devlet arasında bir uzlaşma çıkacağı algısını, bölgede yakın bir gelecekte hayatını kaybedecek teröristleri, "bir şey yok, yakında hallediyoruz" söylemi ile mevzide tutmak ve başarabilirlerse bu kalanlarla zafer kutlaması yaparak devleti, "barıştık(!)" denilen yerde bitirmek istiyorlar.
Tayyip Bey, birinci Zana görüşmesinden sonra başlattığı sürecin hangi virajlarla bu aşamaya geldiğini biliyor. Aldanacağını düşünmüyorum.
Ancak Ruslar bile toplantı üstüne toplantı yapabiliyorken sizce de hala terör örgütü yöneticilerinin infaz haberlerini duymuyor olmamız, garip değil mi?

16 Ocak 2016 Cumartesi

Ölçek değiştiğinde davranış da değişir

Bugün Yeniyüzyıl'da yayımlanan bir yazının satır aralarını okumam vesilesi ile öğreniyorum ki, birileri, yakın bir gelecekte geçmişin çözüm sürecine benzer bir sürecin, üstelik eninde sonunda (yani bir tercih olarak değil zorunlu olarak) yeniden yaşanacağı beklentisine girmiş, devlet ve müttefiklerinin çabalarının anlamsızlığı üzerine ahkam kesiyor.

Şimdi daha iyi anlaşılıyor; zihinlerindeki varsayım ve beklentilerle değerlendirme yapıp terör örgütünün devleti bir noktaya getirmesini bekliyor; o vakte kadar da aramızda dolaşacaklar ya, bağımsız ve bağlantısız görünmeye gayret ediyorlar. 

 Devlet politikasındaki değişim ile gerçekleşmeleri teferruat gören ve sosyolojiyi terör örgütünün istihdamına mahkummuş gibi okumaya devam eden bu tiplerin etki alanı, -Alev Alatlı'nın stratejik kavramını kullanarak belirteyim:- grup zinası kapsamında virüs bulaştırdığı, sosyal eşcinsel insanlarla sınırlıdır.

28 Aralık 2015 Pazartesi

2016 yılına girerken Türkiye'nin terör sorununa yeni çözümler

Davutoğlu'nun, "siyasi olgunluktan uzak, gönlü geniş Anadolu insanıyla gönül bağını kesen, çatışma ve gerilimden medet uman, sığ ve üslupsuz bir yaklaşım sergileyen HDP ile aynı masaya oturmanın anlamı kalmadığını" bildirerek, "anayasa değişikliği" kapsamındaki randevusunu iptal etmesinin önemli bir aşama olduğu kanaatindeyim.

Terör Örgütünün aklını ve dengesini yitirerek dağılma sürecine girebilmesi, teröristlerinin tek tek ortadan kaldırılması suretiyle değil, hiyerarşisindeki görece yüksek kadroların tasfiye edilmesiyle mümkün olacaktır. Fiili olarak bu aşamanın hayata geçirilmesi, buna paralel legal yapıda bir partinin olması/kurulması hallerinde; kısa sürede Türkiye, iç barışını tesis edecektir.

HDP, kendisini terör örgütünün zombisi haline getiren yöneticilerinden (MKYK'sından) tümüyle ayıklanmadıkça seçimler yolu ile aldığı vekalet sosyolojisini temsil edemeyecektir.

HDP ya da benzer bir adlandırma yolu ile kurulacak terör örgütünün iştiraki siyasi bir partinin, ana sermayesini oluşturan (terör örgütü) yapı ile karşılıklı etkileşim içinde olması, kendi içinde anlaşılabilir ve kanaatimce gerekli bir husustur. Demirtaş tecrübesi, tek yönlü emir almanın, Türkiye açısından sorunun çözümünde yararı olmadığı halde zararının (insan, zaman ve sermaye kaybının) çok olduğunu ortaya koymuştur.






15 Aralık 2015 Salı

Terör Örgütü neden başarılı olamaz?

Terör örgütüne sempati besleyenlerin sosyal medyada yaptıkları yorumları okuyunca şu iki hususu ihmal etmelerinden dolayı kendilerini tarihin dışında konumlandırdıklarını (çöp oldukları, biçiminde de okunabilir) ve asla başarıya ulaşamayacaklarını görüyorum:

Birincisi, devletin AkPartili yıllarında yaşadığı dönüşümü, vatandaşını hiçbir kimlik dayatmasına gitmeden olduğu gibi kabul ettiği gerçeğini görmezden geliyorlar. Bu anlamda Kürt sorunu, sosyolojik bir sorun olmaktan çıkmış; üretilmiş, kurgulanmış ve köpürtülmüş bir söylenceye dönüşmüştür.
İkincisi, keskin nişancı suikastleri, araç yakma, hendek kazma, mayın döşeme gibi teröristik faaliyetlerden bir kahramanlık öyküsü çıkmaz. Bunların herbiri, bir başkasına 'ben bunları yaptım'diye anlatıldığında insanın yüzünü kızartacak, insan içine çıkmasını imkansız kılacak, utanç verici eylemler.

Hikayesinden gurur duyulmayan bir faaliyet, cebir dayattığı gücü bittiğinde; ortadan kalkacaktır.

20 Ekim 2015 Salı

AkPartinin informel vaadleri

AkParti'nin 1 Kasım seçimlerindeki yazılı olmayan en önemli vaadleri:
1- Paralel yapının, kamu bürokrasisinden sökülüp atılması,
2- Terör Örgütünün bir yıllık süreç içinde ortadan kaldırılması,
3- Terör Örgütü ile Paralel Yapının faaliyetlerini görmezden gelen medyatik yapıların hukuk  devleti  imkanları ile tasfiye edilmesi,
4- Terör Örgütü ve Paralel Yapı elemanlarını, vatandaşlıktan çıkaracak yasal düzenlemelerin yapılması,
5- Sosyal Medyada faaliyet gösteren, propagandayla görevli, Terör Örgütü ve Paralel Yapı elemanlarının, İş-Kur üzerinden eğilimlerine göre açılacak beceri geliştirme kurslarında eğitilerek sertifikalandırılması

28 Eylül 2015 Pazartesi

Ne Yapsam Şaşırırdın?

Bu yazı, siyasal fantezi temalı bir oyuna ilişkindir. Oyunun, kuralı geçerli kalmak kaydı ile hayatın aile, işyeri, tanıdıklar gibi başka alanlarında yeniden tecrübe edilmesi yararlı olacaktır.
Bu oyundan maksadımız, siyasi parti ve liderlerine ilişkin algılarımızı sorgulamak, bunların gölgede kalmış belirsiz yanlarını ortaya çıkarıp görünür hale getiren bir çerçeve elde etmektir. Buna göre Cumhurbaşkanı ve en çok oy almış olan dört parti ve lideri üzerinden giderek oyunu oynayan seçmenlerdeki siyasi aktör algısının netleştirilmesi test edilmektedir.

Kural: Şimdi, bir grup iyi yetişmiş ajandan oluşan bir örgüt var. Bunlar dilimizi iyi biliyorlar, taklit yetenekleri çok üstün, plastik maske yapabiliyor, diledikleri kişilerin fizik ve davranış görünümlerine girebiliyorlar.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
CUMHURBAŞKANI
Bir gece, örgüt, Cumhurbaşkanlığı yerleşkesine sızarak Tayyip Beyi etkisiz hale getiriyor ve kimseye belli etmeden kendi adamlarını Tayyip Beyin yerine geçiriyorlar. Ertesi gün ve devam eden süreçte bu sahte Cumhurbaşkanının hangi eylem ve söylemlerinden dolayı halkımız, yani siz! ey okuyucu, “yahu durun bakalım, bu işte bir gariplik var. Tayyip Bey, bunu söylemez böyle yapmazdı, Tayyip Bey bu değil. Birisi onun yerine geçmiş olmalı” diyebilir? Evet, hangi gelişmeler olması halinde:

Eylemler:

-          Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinde içkili, çalgılı, danslı kokteyller vermesi halinde.

-          Doğan Grubu ve Paralel Yapının Medyası çalışanlarından danışman seçmesi/ataması; fırsat bulduğu her akşam, bu ekiple Beştepe’de yemek tertip ederek onlarla samimi pozlar vermeye başlaması halinde,

-          Zorunlu haller dışında yurt dışına çıkmayacağını; devleti temsil görevini hükümete bıraktığını açıkladığında,

-          İsrail’e giderek “Arapların Osmanlıyı arkadan vurduğu” mesajını işlemesi halinde,

-          Halka sempatik görünmek amacıyla selfi çekim yapmaya başladığında,

-          Sigara içmeye başladığında,

Söylemler:

-          Türkiye’nin tüm renkleri oradayken ben de Gezi Parkında olmak isterdim. O gençlerden af dilemek istiyorum.

-          Fethullah Hoca ve cemaatine yapılan paralel devlet suçlaması haksızlıktır, operasyonlar zulümdür.

-          17/25 Aralık operasyonları, hukuk çerçevesinde yapılmıştır. Hukuk bürokrasisinde Paralel Yapı elemanları bulunmamaktadır. Huzursuzum, en kısa sürede yargılanıp aklanmak istiyorum.

-          Türkiye, çok etnisiteli bir toplumdur. Her bir etnisite kendi kaderini tayinde özgür bırakılmalıdır.

-          Türkiye’de terör örgütü yoktur ve hiç olmamıştır. Kimse birilerinin hak hukuk mücadelesi veriyor olmasını çarpıtmasın.

-          Bayrak, milli marş, din, iman, milletin gelişmesine bağlı olarak bugünkü önemini yitirmelidir, yitirecektir.

-          Kıbrıs Türk Toplumu, kendi kararlarını biz dahil kimseye sormadan alabilecek olgunluktadır.

-          Gazze ve Filistin sorunu, İsrail’in iç işleri sorunudur, İsrail otoritesinin karar vereceği bir konudur.

-          Mursi konusunda yanıldım, Sisi’ye hayranlık duyuyorum, Esed kardeşimdir.

-          ABD, Avrupa Birliği ve İsrail, ülkemizin gerçek dost ve müttefikidir.

YORUM : Beyan listesinin maddeleri uzatılabilir. Buradan da görülüyorki, Tayyip Bey, Türkiye’nin tarihsel vizyon ve misyonuna sahip gerçek bir liderdir. Varlığı, değer ve yaklaşımları, ülkemizin kodlarıyla uyumlu ve temsil kabiliyeti açısından yeterli ve gereklidir. Yokluğu ya da politikalarının tasfiyesi halinde Türkiye, başka fren mekanizmaları üretemezse çözülme sürecine girer.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
AK PARTİ

Şimdi başlangıç koşullarına dönüyoruz. Yani olay, bu defa Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinde değil AkParti Merkez Binasında geçiyor: Aynı ekip, AkPartiye sızarak Başbakan ve önemli bazı parti ve hükümet yetkililerinin yerlerine geçiyor. Ertesi günden itibaren bu sahte AkPartili yetkililerden duyacağımız hangi beyanlar, “yahu, durun, bu işte bir terslik var. Bunlar neler diyor, neler yapıyor böyle? ” kanaatinin oluşmasına yol açar? Diğer bir deyişle hangi eylem ve söylemler, AkPartili yetkililerin sahteleri tarafından rehin alındığını kuşkusu uyandırır?

Eylemler;

-          Avrupa Birliğindeki üyelik başvurumuzun, Başbakan talimatıyla geri çekilmesi halinde,

-          Ülkenin batısındaki tüm askeri birlikleri, doğu ve güneydoğuya sevk ederek bölgede sıkıyönetim ilan etmeleri halinde,

-          Misakı Milli kapsamında Musul ve Kerkük’ün ele geçirilmesi için sınır ötesi operasyon başlatılması halinde,

-          Yeni bir Anayasa yapılmasını engellemek için Anayasa Komisyonundaki partili üyelerini geri çekmesi ve komisyona yeni üye vermeyi reddetmesi halinde,

-          ABD ve İsrail’den yeni nesil savaş uçakları ve mühimmat satın alması halinde,

Söylemler;

-          Parlamenter sistem, demokrasinin ve insanlığın son durağıdır. Başkanlık modeli, Tayyip Bey’in kendi iktidarını kurması için dayattığı bir araçtır.

-          Tayyip Bey, görevinin anayasal sınırlarına dönmelidir. Ülkemizdeki tüm kötülüklerin kaynağını Tayyip Bey’de gören yaklaşıma yakınlık duyuyoruz.

-          Koalisyon, her türlü iktidarı dengeleyen ve frenleyen, Türkiye’nin de ihtiyaç duyduğu bir demokratik uyumun adıdır. Türkiye, her fikrin kendini yansıtması bakımından koalisyonları sevmeli ve alışmalıdır.

-          13 yıllık iktidarımızda çok büyük hatalar yaptık, ekonomik olarak ülkeyi küçülttük; insanımızı fakirleştirdik, millete büyük zaman kaybettirdik.

-          2023 hedefleri, ıvır zıvır, öylesine yazılmış ifadelerdir.

-          Bütçe gerçekleşmeleri, emekli maaşlarında bir artışa imkan tanımıyor.

-          Israrla Üniter Devlet modelini savunmak, faşizmdir. Bu konu da dahil olmak üzere her türlü referandum teklifine açığız.

-          Bireysel ve toplumsal özgürlükler tehlikelidir.

-          Türkiye Toplumu, dindarlar ve dinsizlerden oluşur.

YORUM : Görülüyorki, AkParti ile Tayyip Bey arasında, Türkiye’nin iyi ve güçlü yönetilmesi açısından bir anlayış ve iş birliği var. Demokratik Parlamenter sistemin, Başkanlık sistemine evrilmesi, bu bakımdan çok önemli bir aşamadır. 13 yıllık Hükümet uygulamalarının getirdiği toplumsal kazanımlar, önemlidir. AkParti, iktidar partisinin taşıması gerekli asgari özelliklere sahiptir: gelecek odaklıdır, dolayısı ile hedefleri vardır ve insanlara umut aşılamaktadır. AkPartinin, ülkesi ve milletin bölünmez bütünlüğünün korunması konusunda hassas bir yaklaşımı var.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

CHP
Şimdi CHP’ye dönelim. Ekip, bu defa Kemal Bey’i ve parti yöneticilerini etkisiz hale getiriyor. Sizce hangi eylem ve söylemler, “hey, orada neler oluyor? Bunlar neler söylüyor böyle? Bunlar dünkü CHP değil.” tepkilerini doğurur? Yabancı bir ekibin varlığını akla getirip sorgulatır?

Eylemler:

-          Cumhurbaşkanını ziyaret edip, çıkışta bu ziyaretin başlangıç olduğunu devletin zirvesinde iyi bir diyalog ile çözülmeyecek ülke sorunu bulunmadığını beyan ettiğinde,

-          Cuma namazlarına gitmeye başladığına dair görüntüler verdiğinde,

-          Doğu ve Güneydoğu turuna çıkıp parti mitingleri düzenlediğinde,

Söylemler:

-          Türkiye’de iktidar gücünün kullanımı açısından Başkanlık Sistemi elzemdir, sistemin bir an önce buna uygun bir şekle dönüştürülmesi gerekir.

-          Zamanında AkPartiye anayasayı değiştirme konusunda destek vermememiz, hataydı.

-          Çözüm sürecine aktif destek vermemiz ve denetiminde Hükümete yardımcı olmamız gerekirdi.

-          Tayyip Erdoğan, bütün kötülüklerin kaynağı değildir, saygıdeğer Cumhurbaşkanımızdır. Makamı da göz önünde bulundurulduğunda Tayyip Bey’i asılsız suçlayan beyanlardan herkes kaçınmalıdır.

-          17/25 Aralık operasyonları, darbe girişimidir. Paralel devlet yapılanması, tasfiye edilmelidir.

-          Hükümetin Suriye politikası tartışılır ama bizim Şam’a heyet gönderip uzun bir süre Esed propagandası yapmamız da yanlıştı.

-          İslam Dini, onun pratiği ve dindarlarla ilgili eleştirel tavrımızı, değiştiriyoruz. Laikliği, serbesti ve müdehale etmeme yönüyle benimsiyoruz.

-          Hükümet, terör örgütünün üstüne gitmelidir. Bizden istenecek her türlü desteğe açığız.

-          Gezi eylemleri, bir çeşit kalkışmadır.

YORUM : CHP, hükümet politikalarına taban tabana zıt bir politika izleyerek müzmin muhalif bir şekilde kendini istihdam etmeyi sonsuza değin sürdüremez. Sosyolojik tabanı, AkParti seçmeninden pek çok açıdan farklılaşmış bir durumdadır. Bu nedenle MHP’den farklı olarak bir taban kayması tehlikesi olmaksızın, bir yandan ülkenin önünü açan hükümet politikalarını açık yüreklilikle desteklerken diğer yandan ülkenin menfaatlerine uymayacağını düşündüğü uygulamaları eleştirerek iktidarı yolda tutabilir, kendi partisi dışındaki seçmen kitlesine de ülke meselelerine vakıf, her zaman tercih edilebilir bir alternatif olduğu mesajını verebilir.

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
MHP
Ekibin bu defa MHP’ye yönelerek Devlet Bahçeli’yi ve A Takımını ele geçirdiğini varsayalım. Bundan sonra yapılacak hangi eylem ve söylemler, ülke seçmeninin “işin içinde bir iş olduğunu, Bahçeli ve arkadaşlarının doğal davranmadığını, orada neler olduğu?” şeklinde düşünmesine yol açabilir?

Eylemler:

-          Cumhurbaşkanını ziyaret edip, çıkışta bu tarz temasları, çok yararlı bulduğunu beyan ettiğinde,

-          Bahçeli, yoğun bir yurt dışı programı açıklayarak dış temaslara başladığında,

-          İlk yurt dışı gezisinin dönüşünde yapacağı basın toplantısında Türkiye’ye dışarıdan bakmanın vizyonunu geliştirdiğini ifade ettiğinde,

-          HDP parti bürokrasisinin tepesindeki yöneticilerle görüşmeler yapmaya başladığında,

-          Hiç yazılı basın bildirisi vermeyip basın toplantılarını şifahi yapmaya başladığında,

Söylemler:

-          17/25 Aralık ile MİT tırlarının aranması operasyonlarında Paralel Yapıya verdiği destekten dolayı pişmanım, görmediğim halde –maalesef- iddia ederek iftiralara alet oldum ancak tövbe ettim, değiştim.

-          Başkanlık Sistemi, Türk Milletinin tarihsel tecrübesine en uygun ve en ideal bir yönetim sistemidir. Tarihimizden çıkardığım sonuç budur.

-          Mevcut anayasa, bir darbe ürünü olarak Milletimizin bugünkü ihtiyaçlarını karşılamamaktadır. Parti olarak Parlamento çatısı altında oluşacak Anayasa Hazırlama Komisyonuna gerekli tüm desteği vereceğiz.

-          Türkiye’nin iktidarına talibiz.

-          Türkiye’yi ileriye taşıyacak her oluşumda MHP’nin misyonu, uzlaşma olacaktır. Bu kapsamda, 7 Haziran sonrası izlediğimiz uzlaşmaz politikadan dolayı tüm seçmenlerden özür diliyorum.

-          Çözüm sürecinin içindeyken parti olarak hiçbir olumlu katkı vermediğimiz gibi sürekli süreç aleyhine konuşarak Hükümet üzerindeki denetim yetkimizi kullanmadık.

-          Davutoğlu’nun nerede olduğunu söyle sana nerede olacağımızı söyleyeyim politikasını terk ettik.

-          Türkiye Ekonomisinin gelişmesi ve gelir dağılımının iyileşmesi için formüller bulduk.

YORUM : MHP liderinin ne kadar çok konuda beklentilerin tersine, olumsuz tavır takındığı stratejisini  şimdi daha net görüyoruz: Bütün varlığını karşıtına endeksleyip eleştiri üzerinden söylem inşa etmek, sürekli geçmişte yaşıyor olmak ve geleceğe ilişkin özgün hiçbir şey ifade etmemek. Gerçeklere destek vermenin taban erozyonuna neden olacağı kaygısı, kendisi gibi olmayı daha ne kadar bir süre engelleyebilir, erteleyebilir? Daha ne kadar bir süre, parti çıkarları, ülke çıkarlarının önünde tutularak sistemin çalışmasını engelleyecek olan seçenek, tercih edilebilir? Geçmişin duygusallığı üzerinden bu partide kimlik kazanmış olan seçmenler, yarınki Türkiye’nin beklentilerini karşılamada MHP adresinin yeterli olmadığını görmekte ancak eleştirdikleri ataerkil (bizden) olanın tercih edilmesi sonucunda vekaletlerini, toplumun tamamını ilgilendiren sadaka kutusuna değil kendi küçük kumbaralarına atmaktadırlar. 
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
HDP
Ajan Ekibinin, HDP’ye yönelerek başkan eşbaşkan ayrımı göz etmeden bulduğu parti yetkililerini etkisiz hale getirdiklerini ve yerlerine geçtiklerini varsayalım. Yeni ekibin yapıp ettikleri ile söylemeye başladıkları hangi hususlar, vatandaş nezdinde “yahu, neler oluyor? Bunlarda bir şey var. Hiç böyle yapmazlardı. Hayırdır inşallah?” sorularıyla birlikte yurdum insanı nezdinde “bunların başına taş mı düştü? Yerlerine birileri mi geçti?” yorumlarına vesile olur?

Eylemler:

-          Cumhurbaşkanından randevu isterler, çıkışta görüşmenin çok yararlı olduğunu ve bu tarz görüşmeleri yine yapacaklarını, hatta rutine bağlayacaklarını açıklarlar.

-          Demirtaş, parti olarak terör örgütünün silah bırakmamasını kınadıklarını ve milletvekillerinin silah bırakma konusunda sonuç alıncaya kadar, Ankara’da açlık grevi yapma kararında olduklarını açıklar.

-          HDP eşbaşkanları, terörün durmamasını gerekçe göstererek istifa ederler.

-          HDP milletvekilleri, üzgün bir şekilde şehit cenazelerine katılmaya başlar.

-          HDP milletvekilleri, MHP’yi ziyaret etmek için girişimde bulunurlar.

Söylemler:

-          Terör örgütü, silahlarını ısrarla bırakmamakla yanlış yapmaktadır. Biz, kukla değiliz. Bizi kuran irade, bizi dinlemeyecekse bu işi sürdürmenin bir anlamı yok. İstifa ederiz. Şiddetin her türlüsünü ret ediyoruz. Örgüt, derhal tek taraflı olarak silah bırakmalı, silahlarını betona gömmelidir.

-          Bir an önce Anayasa değişikliği yapmak ve yönetimi etkin hale getirmek için Başkanlık Sistemine geçişi sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Biz parti olarak Hükümete bu konularda gerekli tüm desteği vereceğiz.

-          Türkiye’de Kürt Sorunu dışında da sorunlar olduğunu biliyoruz. Onlardan biri olan cari açık, Türkiye Ekonomisini kırılgan hale getirmektedir. Ekonomi politikalarına ilişkin eleştiri ve görüşlerimiz, şunlardır…

-          Doğu ve güneydoğu’da işçilik üzerinden alınan gelir vergisinin beş yıl boyunca sıfırlanması, bölge ekonomisini olumlu etkiler. Hükümeti, uygulama yapmaya davet ediyoruz.

-          Biz, arkamızı halka dayadık.

-          Türkiye’nin iktidarına talibiz.

-          Ermeni Soykırımı olmamıştır; olan biten, zulme uğrayan yol güzergahı üzerindeki Kürt halkının saldırısından ibarettir.

YORUM : HDP Eşbaşkanları, terör örgütüne sözü ile tesir edememekte, örgütün faaliyetlerini kınayamamakta, örgütün kendilerini ve partiyi kuyruk gibi, kukla gibi kullanmasına izin vermektedir. Parti ve yetkililerinin düşünce dünyası da terör örgütünün izin verdiği çapta olup Kürt sorunundan ibarettir. Partinin bunun dışında ülke sorunlarına dair bir çalışması yoktur. Zaten partinin iktidar olmak gibi bir amacı da bulunmamaktadır. Bütün bunlara rağmen halkın partiyi kendisinin sanıp sahiplenmesi ironik bir durum olmakla birlikte sonuç olarak kendi bileceği bir iştir. Zira Parti, terör örgütünü temsil etmek ve örgütün ihtiyaçlarını gidermek üzere kurulmuştur. Nitekim diğer Kürt etnisitesine sahip partiler, örgüt desteğinden yoksun oldukları için önemsenecek miktarda oy alamamaktadırlar.

3 Haziran 2015 Çarşamba

Tarihsel Eşik: 7 Haziran Seçimleri

Bu pazar günü, kim iktidar olsun, bizi kim, hangi parti, hangi bakış açısı yönetsin diye seçim yapacağız.
 
Bu seçimi, insanımızın yürüyüşü açısından tarihsel bir eşik olarak görüyorum. Çıkacak sonuçlara göre tarihi misyonun devamı ya da oyun dışına çıkıp hakkında verilecek kararı bekleyen kurban rollerinden biri ile devam edeceğiz.

2200 yıllık devlet olma maceramız, çok şükür bu güne değin değişik hanedan adları altında kesintiye uğramadan süregeldi. Batı istikametindeki yürüyüşümüz, Viyana Bozgunu ile ciddi bir darbe aldı ve geriye püskürtüldü: 240 yıl süren bu geri çekilme ve parçalanma süreci, Anayurda doğru akan göçlere rağmen milleti, bir yandan mali ve fiziksel kayıplara uğratırken, diğer yandan onu kendisi yapan özgüveninde de ciddi sorunlara yol açtı. Artık küresel bir aktör değildik. Tutunduğumuz bu coğrafyayı da kaybetme korkusu, yöneticilerimizi akıl dışı tutumlara sevk etti. Bizi biz yapan kimliklerimizin içini boşalttı ve yeniden tanımladı, yöneticilerimiz. Böylece, tarihte özne olmak gibi başımıza her türlü badireyi açmış olan tutumumuzdan vaz geçecek ve bizi gerileten düşmanlarımızla dost olup kendimizi korumaya almış olacaktık.
 
Geçmişi yeniden ama travmatik bir biçimde kurguladı, bu bürokratik kadro. Türkçe ezan ve namaz, Türkçe ibadet, Müslümanlığın; Hititler, Frigler ve Urartular gibi Anadoluyu mesken tutmuş geçmiş uygarlıklar da Türk kimliğinin yeniden kodlanmasında kullanıldı. Dış kıyafet, şapka ile bütünleştirilip yeni törenler ve kutlama alışkanlıkları ihdas edildi, imparatorluk günlerinden kader birliği yaptığımız ve birlikte geri çekildiğimiz kardeş etnik kimlikler, kültürel kalıntı muamelesi gördü, aynı bürokratlarca. Bu kardeşlerimizin kendi dil ve kültürleriyle bağlantılı tezahürlerinin sürekliliği engellenmek istendi… Şeklen karşıtımıza, ruhen de tarih şuurundan bihaber, dolayısı ile ortak hedefleri olmayan, kimliksiz bir topluma dönüşüyorduk.
 
Bugün, adına bürokratik oligarşi dediğimiz dünün üzerimizde bedensel ve ruhsal operasyonlar yapan bu güruhu, kendini CHP’de konuşlandırmış durumda. Bunlar, devleti kuran irade olduklarını sanmakla devleti yönetme arasında bir benzerlik kurmakta ve garip bir şekilde hiçbir dönem, iktidar hazırlığı yapmamaktadırlar. 2015 yılında bile kullandıkları medya reklamlarında iktidar olmanın sıra meselesi olduğu ima etmekte ve artık sıranın kendilerine geldiği inancıyla kurulacak bir koalisyonun amiral gemisi olmak istemektedirler. Seçim öncesi Ak Partiyi alkışlayarak kendine yer açmaya çalışan bu kadronun, seçim sonrası yine alkışlarla ait oldukları seyirci tribünlerine yönlendirilmeleri, hiç sürpriz olmaz.

Kürtleri temsil iddiasındaki terör örgütü, yok edilemediği için kendini başarılı sayıyor ama kazanım olarak gördüğü ve pazarladığı her şey, aslında Ak Parti’nin devleti, millete adapte etme çabasının bir sonucu. Avuçlarını yalasınlar, kısa vadede insanları aldatıp şirin görünebilirler çünkü medyanın önemli bir kısmı, onların böyle görünmesi için propaganda yapıyor. Milletin ferasetine, sezgisine güveniyor, inanıyor, saygı duyuyoruz.
MHP, SP ve BBP gibi partilerin Ak Parti ile ideolojik planda benzerlikleri, farklılıklarından fazla. Ak Parti ile karşılaştırıldığında bu partileri özgün kılan bir husus olmadığından, Ak Parti’nin büyük oranda Tayyip Erdoğan’ın karizmasından ve iktidarı boyunca yapıp etmelerinden dolayı, çekim alanının merkezinde bulunması doğal karşılanmalıdır. Sürecin kendi tabanlarını Ak Parti’ye kaydırmasından endişe eden bu parti yönetimlerinin, mevcut kurumsal yapılarını sürdürebilmek için büyük küçük her türlü meselede Ak Parti’ye muhalefet ederek kendi değerleri ile çelişen tavırlar geliştirdiğini üzülerek görüyoruz. Ancak buna direnemezler: Örneğin, Bayırbucak Türkmenlerine yardım etmenin hesabını soramaz bu partiler. Ak Parti, Büyük Türkiye Vizyonunda yanlış yapmadığı sürece, bu partilerin tıpkı Numan Kurtulmuş’un Has Partisi gibi Ak Parti’ye katılmasını ve kalan tabanın enerjilerini Ak Parti hareketine yönlendirmesini, tarihi bir teamül olarak görüyorum.

Ak Parti, 2002’den bu yana toplum devlet ilişkisinde milletten taraf olarak normalleşmeyi sağlamaya, devleti milletle uyumlu hale getirmeye çalışıyor. Bu alanlardaki iyileşmeler, milletin gerileme dönemindeki yaralarını sardığı, toparlandığı anlamına geliyor. Dolayısı ile Türkiye’nin tarihsel misyonuna dönmesi, suların yokuş aşağı akması gibi doğal bir süreç.

Hepimiz kendi yaşadığımız tarihsel kesitin şahitleriyiz. Gönül, her şey benim zamanımda olsun, gözümle göreyim diyor. Bu yolculuk, sürücü koltuğunda, yolcu koltuğunda ya da bagajda giderek de devam edebilir. Bileti olanın, üstelik sonsuz sayıda koltuk varken bagajda gitmesini, özgür tercihine bağlamak bana mantıklı gelmiyor. Bu ülkenin büyük resmine ve tarihi misyonuna itibar edip çıktığımız bu kutlu yolda gün, birlik olma, bir olma günüdür.

Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...