Fetö etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fetö etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2017 Pazartesi

Referandum ve MHP

Referandum oylamasında çıkan sonucu göz önünde bulundurduğumuzda MHP seçmeninin evet 'ten çok hayır yönünde oy kullandığını tahmin ediyorum.
Neden MHP'lilerin ekseriyeti hayır dedi?
Başkanlık sistem değişikliğini, ülkemizin gündemine getiren ve yapılan müzakereler sonunda isminin bile cumhurbaşkanlığı sistemi olarak dönüşmesini sağlayan Bahçeli'den başkası değildi. Peki neden Bahçeli bu esnekliği gösterdi?
Bahçeli, bu soruyu soran MHP dışı çevrelere, "siz ne karışıyorsunuz, ...size mi soracaktık?" derken tümüyle haklıydı ancak seçmenine ve kamuoyuna yaptığı açıklamada, bu kararı ile yürütmede baş gösteren Başbakan-Cumhurbaşkanı ikiliğini ortadan kaldırmayı hedeflediğini, Türkiye'nin içinden geçtiği ateş çemberi göz önüne alındığında; bunun gerekli olduğunu belirtmişti. Bu gerekçelerin MHP seçmeni açısından bir değeri olmadığı referandum sonucu ortaya çıktı.
Bahçeli'nin bu süreci neden başlattığı konusunda kamuoyuna açıkladığı nedenlerden farklı bir gerekçeyle hareket ettiği kanaatindeyim: Parlamenter sistemde partiler, hükümet olma potansiyelinde bulunduklarından çok değerliler. Fetönün ilgisinin kaynağı da bu durum. Sektöre giriş yapacaksanız, hızlı yol almak için şirket kurmak yerine satın almayı tercih edersiniz. Bahçeli, Fetönün partisini (MHP) ele geçirmek için kaynak ayırdığını ve çalıştığını biliyor, görüyor. Ancak Başkanlık sistemi ortamında partilerin, yalnızca yasama görevi kalacak, yürütme ile bir ilgileri olamayacak. Bahçeli de, Hızır ve Musa kıssasında olduğu gibi Başkanlık sistemine geçerek partisinin teröristler tarafından ele geçirilme ihtimaline karşı, içinde bulunduğu gemiye, el konulmasını önleyecek miktarda hasar veriyor.
Bahçeli, bu stratejisini seçmeni ile paylaşmadığı gibi MHP'li seçmenin "açıkladığın gerekçeler, AkParti'nin sorunu, bizim değil" itirazını ortadan kaldıramadı. Üstelik her geçen gün medya yolu ile MHP'li seçmen tabanında Bahçeli'nin değişmez başkan olmadığı, alternatifinin (Fetö tarafından desteklenen siyasiler) bulunduğu ve AkPartinin arkasına takılmış sığıntı bir MHP algısı işleniyor.
Bahçeli, partisinin içinde bulunduğu tehditi seçmenlerine açıklamadığı müddetçe huzur bulamayacak gibi görünüyor.

26 Ekim 2016 Çarşamba

Fetöyü kim korudu, kolladı?

Meclis Darbeyi Araştırma Komisyonunun çalışmaları, yakın tarihimizin gri ve karanlık alanlarını aydınlatmakta ve ülkemizin iç politik gündeminde "kim ne kadar sorumlu/suçlu" gibi bugüne aitliği kuşkulu tartışmalara kaynaklık etmekte, veri sağlamaktadır.
Sonuç itibariyle "Fetö'yü kim korudu, kolladı", 15 Temmuzun faturasını başka hangi adrese, bürokratlara kilitleyebiliriz ve en nihayetinde Hükümete nasıl çakarız? 

"Kimseyi ateşten korumaz kelimelerim"
Hükümet yetkilileri ve AkParti seçmeni, Gülen Cemaatinin, 2010'dan itibaren Fetö'ye dönüşmeye başladığını 17 Aralık 2013 tarihindeki meş'um darbe girişimiyle fark etmeye başladı. 7 Şubat 2012 tarihinde Hakan Fidan'in ifade vermek üzere savcılığa çağrılması ve bu surette Tayyip Bey'in hasta yatağında tutuklanarak tasfiye edilmek istenmesi, bilinen ilk Fetö girişimi oldu ise de bu durum, Gülen cemaatine kaynak (para, insan, pozisyon) temin eden genel dindar kitlenin karşısındaki benzerine empati yapmaya eğilimli olduğundan (onun kendisine benzer olduğunu sandığından) döneminde hakkıyla ve yeterince değerlendirilmedi. Tayyip Bey bile Ekrem Dumanlı'dan aldığı "o savcılar bizden değil" ifadesi ile yetindi, olayı takip etmedi. MİT'in bu olaya bir ekip tahsis ederek neler olduğunu anlamaya çalışması, ilk bakışta görev alanına girer gibi görünse de savcıların HSYK yerine istihbaratçılar tarafından soruşturulması, demokratik hukuk devleti teamülleri bakımından kabul edilebilir değildir. 
Bugünkü bilgilerimizle 2010-2012 döneminde cemaatten Fetö'ye dönüşümün tamamlandığı ve 2012'den itibaren yoğun bir şekilde Fetöcü yeni vizyon, misyon ve stratejilerin uygulamaya konulduğunu görüyoruz. Fetö medyası, hukuk zemininde yaşanan skandal, sahte delil ve iftiraları örtmekte başarılı bir performans sergiledi. Fetö'nün kendi varlığını korumak ve bulundukları kadroları ele geçirmek için başkalarını hiçbir ilkeye dayanmaksızın tasfiye etme stratejileri, dönemin bulanık ortamında yeterince görülemedi. Bütün bu değerlendirmeleri yaparken ülkenin nasıl bir siyasal zemin üzerinde olduğunu hatırlamakta yarar var. O çatışmacı zemin, Türkiye'de vesayet rejimini ayakta tutmaya çalışanların emeklerinin bir sonucu olarak Türkiye'ye zaman ve enerji kaybettirmiş, koca bir ülkeyi, etkisiz eleman gibi küvezde tutarak etrafında olan bitene bigane kalmasına yol açmıştır. Malum olduğu üzere bir sisteme müdehale edildiği aşamanın koşullarına göre sonuç alınır.
Başlangıç sorusuna geri dönelim: Fetöyü kim korudu, kolladı? Fetöyü fetöcüler dışında kimse koruyup kollamaz. Bu yapının, ülkenin geneli göz önünde bulundurulduğunda cemaat diye nitelenmesi, 17 Aralık 2013'e kadar geliyor. Demek ki, bu tarihten önce yapılmış her türlü kaynak transferleri, Fetöye değil Gülen Cemaati olarak adlandırılan yapıya açılmış avanslardır. "Ne istediniz de vermedik" söylemi, kendisine benzediğini sandığı için empati kurduğu ve dolayısı ile kolaylık sağladığı bir topluluğa yöneltilmiş bir ihanet suçlamasından başka nedir?



5 Ekim 2016 Çarşamba

Bazı güncel gelişmeler, bağlantılar

Toplumsal işbölümü çerçevesinde toplumun güvenliği, istihbarat, polis ve jandarmaya tevdi edilmiş durumda. Bu sektörler, tehdit taramasını işlerinin bir parçası olarak her gün düzenli bir şekilde yapmak durumundalar. Misyonları bunu gerektiriyor yani. Halk, 15 Temmuz gibi özel ve şok edici, sistemi yöneten zihni ve organlarını kilitleyen tehditi gördüğünde sezgisel dürtülerini harekete geçirerek "bu kalkışmanın halli ile görevli insanlar istihdam ediyoruz, bana ne, onlar çözerler dememiş" inisiyatifi ele almış, şahsını riske etmiş ve yıllar boyu anlatılacak olan topu kale çizgisinden çıkaran o meşhur refleksi geliştirmiştir.
Muhtemel bir ikinci kalkışma durumunda da benzer bir süreç işleyecektir. Halkın psikolojisini, "ne zaman yeniden gelecekler?" biçiminde korku, kaygı zemininde bırakmak ancak halkı, yormak ve direncini kırmak isteyen darbeseverlerin isteyebileceği bir iş olabilir. Halk, yine büyük bir tehdit gördüğünde, sokağa inebileceği gibi seçim zamanı sandığa iradesini yansıtarak kendi kaderine sahip çıktığını ve çıkacağını gösterecektir. 
15 Temmuz'u izleyen günlerde halkın demokrasi nöbetlerine yoğun oranda katılım göstermesi, Türkiye toplumunun self (kendilik) imajında çok önemli değişimlerin yaşanmasına vesile oldu. Halk, tarihin aynasında kendini bizzat tarihi yazan bir özne olarak gördü. Ülkedeki hemen herkesin bildiği büyük bir olayın içinde kendisini görmek, kendi öyküsünü yazmak, hayatın rutinini aşan ve tek tek halka, neler yapabileceğini gösteren bir özgüven inşasına neden oldu. Bu davranış kalıbının bir aya yakın bir süre tekrar edilmesi, 'demokrasiyi koruyan, kollayan' demokrat kimliğinin gelişmesine ve içselleştirilmesine neden oldu. Katılımcıların eylemlerde gördükleri insanlarla benzerlik algısı taşıması, bir gruba ait olma ihtiyacını karşıladığı gibi ortak gelecek tasavvuru açısından da ümitli olmamızı sağlıyor.
Bütün enerjisini 15Temmuzda harcamış olan Fetönün, o tarihten bu yana hayatın pek çok alanında ortaya çıkan kirli çamaşırlarının toplumsal tabanda meydana getirdiği ayıltıcı, göz kamaştırıcı aydınlanma etkisi nedeniyle ülkemizde bir tehdit olarak bundan böyle varlığını sürdürebilmesi, kanaatimce mümkün olmaktan çıkmıştır. Hala tespit edilememiş olası kripto (gizli) Fetöcülerin birincil ve temel amacı, bulundukları kamusal ya da özel  pozisyonlarda kişisel varlıklarını korumak, tasfiye edilmemek olabilir. Bunun Fetö açısından yeniden kullanılma imkanı/riski doğurduğu açık olmakla birlikte kriptonun ana motivasyonu, örgütten farklı olarak o güne değin elde ettiği kazanımları korumak olacaktır. Bu durumda tüm vadelerde Fetö'nün ikinci kalkışmanın ana dinamosu olamayacağı aşikardır. ABD, Kasım ayında yaşayacağı seçimlerden sonra da Fetöyü kendi (ABD) küresel hegemonyasını sorunsuz bir şekilde işletebilme yeteneğine haiz olması nedeniyle istihdam etmeye devam edecek gibi görünüyor. Fetö networkü, kolayca bypass yapılacak, yerine başkalarının monte edilebileceği bir yapı değil çünkü. Kaldı ki, Fetö, ABD derin devletinin kendisine cephe alma riskine karşılık  ABD içinde bir B planı yaptığını düşünüyor da olabilir. 
Komplocu bir yaklaşım olarak Bülent Ecevit'in Başbakanlığı döneminde olmayan sağlık sorunları nedeniyle görevinden azil aşamasına geldiği hatırlanırsa Hillary Clinton'un seçimlere kısa bir süre kala ciddi sağlık sorunlarına sahip olduğu izleniminin kamuoyuna görüntüleriyle birlikte servis edilmesi arasındaki benzerliğin bir Fetö marifeti olup olmadığı tartışmalıdır. Bu senaryo, Fetö'nün uyum kabiliyetindeki başarısından ilham almaktadır ve doğruluğu çok mümkündür.
Bundan böyle, Fetö'nün geleceği, ABD'nin kendi iç sorununa dönüşmüştür. Ne yapacaklarını biraz da onlar düşünsün, öyle değil mi?
Ikinci kalkışma, kurgu sahibi Albayın ifade ettiği gibi Türkiye'yi parçalamak isteyen Batılı güçlerin ülke içinde 'bir başka gelecek tasavvuruna' sahip küskün bir sosyolojiyi motive edebilecekleri bilgisine, senaryosuna itibar ediyor. Ancak teorik de olsa bu tanıma uyan, "Kürt Aşiretler" dışında işçi sınıfı da dahil olmak üzere ikinci bir toplum kesiminin mevcut olmadığı görülüyorğ. Kürt Aşiretleri, gerek bu vesile ile yaptıkları devlete bağlılık açıklamaları, gerekse terör örgütünün aşiret yapısına yönelik saldırıları karşısında örgütle işbirliğine gitmelerinin intihar etmekten farksız olması nedeniyle iddia edilenin aksine sağlam durdukları ve duracakları açıktır.
Küresel ölçekte yaşanmakta olan ekonomik krizlerin etkilerinin yanısıra özellikle  uluslararası derecelendirme kuruluşlarının, Türkiye Ekonomisinin olumsuz  etkilenmesi amacıyla mesleki itibarlarını riske eden kararlar alıp açıklamalar yapmaları, içinden geçtiğimiz sürecin önemini ve kırılganlığını ortaya koyuyor. ABD'nin Suudi Arabistan'ın ülkesindeki varlıklarına terör mağdurlarını bahane ederek el koymaya hazırlandığı bu günlerde ekonomimiz için ihtiyaç duyacağımız uzun vadeli kaynakları nereden geleceği konusu da aydınlanmış oldu. 
Insanımızın, tepkisellikten, intikam duygusundan uzak, şükürden ve sabırdan beslenen bir ruh haline girmesi, en büyük temennimiz. Biz, değiştirebileceğimize odaklanıp korku ve kaygı zeminine yoğunlaşmamızı isteyenlerin beklentilerini boşa çıkardığımız oranda Güçlü Türkiye'yi inşa etmiş olacağız.

14 Eylül 2016 Çarşamba

AkParti ne yapsın?

Televizyonlara yansıyan partilerin bayramlaşma görüntülerini izliyorum. Her iki muhalefet partisi yetkilileri, at izi it izine karışmasın uyarısında bulunurken AkPartili muhatapları, kılı kırk yardıklarını, bu tip istenmeyen durumlar olması halinde telafi edeceklerini beyan ediyorlar...
Bu diyalogların anlamı ne?
Fetö soruşturmasını teknik açıdan kim yürütüyor? AkParti mi?
AkParti mi, dört yıl önce Bankasya'da iki kez binbeşyüz liralık hesap hareketi yapmış bir polis görevlisini sigaya çekip -üstelik emekliliğine iki yıl varken-meslekten atıyor? Bu işleri yürüten yargı bürokrasisi değil mi? AkParti bu süreçlere nasıl müdehale edebilir ki? Olağanüstü hal mevzuatı, bu konuda yürütmenin yargıya müdehalesini öngören bir düzenleme içermiyor ki?
Bir tanıdık, "ne var diyor, Türk yargısına güvenmiyorlar mı?" Hiç mi vaktin yok, otur "Pardon" filmini izle diyeceğim ama yok... "Malını peşin satan" empati yoksunlarının kibriyle uğraşmak insanın zoruna gidiyor.

9 Eylül 2016 Cuma

At izi, it izi

Başarısız darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen olağanüstü hal ve mevzuatı, Hukuk Devleti'nin rutin çalışması sırasında yapılamayacak, yapılsa bile göreve iade gibi itirazlarla hüküm icra edemeyecek bir çok uygulamayı, yapılabilir hale getirdi. Böylelikle Fetöcü devlet çalışanlarının tasfiyesi ile başlayan süreç, terör örgütü sempatizanlarını da içine almaya başladı.
Devletin böylelikle bir çeşit bağırsak temizliği yaptığı ifade edilebilir. Bunun hızlı yapılması yolundaki ...söylemlere prensipte katılmakla birlikte şeffaf yapılması hususundaki isteklerin üzüm yemekten çok bağcıyı dövmeye yol açacağı endişesi ile hızı yavaşlatacağı kanaatindeyim.
Devlete meydan okuyan, devlet içinde bir devlet kurmak isteyen bu insanların, dürüst bir şekilde "kaybettik, kendiliğimizden sistem dışına çıkıyoruz" demeleri beklenmediğinden; olası yanlış kararların yol açacağı tahribatı önlemek üzere yargı yolu daha sonra açılmak kaydıyla sistem dışına atılmaları, zamanın ruhuna uygun bir işlemdir.
Ergenekon ve benzeri davalarda mağdur edilen sanıkların daha sonra tazminat almaları gibi uygulamaların önü, ileriki bir tarihten başlayacak şekilde açılmalıdır.
Son olarak sistem dışına atmanın kriterleri ve referanslar, mahkeme aşamasında kullanmak üzere geriye sorumluluk verecek şekilde arşivlenmeli, olası sabotaj ihbarları değerlendirilerek sürecin tıkanması ve manipüle edilmesinin önüne geçilmelidir.

21 Temmuz 2016 Perşembe

Fetö'ye karşı tepkilerimiz

Fetöyü de kapsaması bakımından genel ifade edeceğim:
Cerahat Cemaatinin, çok sonradan ortaya çıkacak "siyasi iktidarı, demokratik olmayan yollardan ele geçirme" hedeflerine ilişkin henüz üçüncü kişilerce aşikar olmamış kripto yapısı bilinmediği ve "dindar insandan zarar gelmez" empatisinin getirdiği analojik benzerlik (yanılsama) sonucu, bu tip insanların kamusal görevlerde tercih ve kabul edilerek işin, zaman içinde ehli olacağı düşünülen, haramdan sakınan, hakka hukuka riayet ve adaleti tesis edecek insanlara tevcih edildiği zannedildi.
17 Aralıktan önce "biz zaten bunların ne olduklarını biliyorduk" diye hava atan zevatın, dini olan her şeye karşı kategorik saldırgan ve tahammülsüz tutumu, bu beyanlarının da toptancı ve haksız olduğunu düşünmemize yol açmıştı.
Bugün meşrebince kendilerini öngörülü, bizi de aptal yerine koyanlar, neden kendilerine güvenip arkamızı dönmediğimizi anlayamazlar. 17 ve 25 aralıktan sonraki Cerahat temizliği harekatına bırakın destek olmayı, "iti ite kırdırdığı" kanaatiyle tribünden kahvesini yudumlayan köstekçiler, ilk fırsatta siyasi rekabetin dayatması karşısında şeytanla işbirliğine gittiler.
Bugün askeriyede arkadaşının kripto fetöcü olduğunu son kalkışmayla birlikte anlayan muvazzafların yaşadığı şaşkınlığı düşünün.
Büyük badire atlattık.

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Ne zaman ?

Fethullah Gülen'in Türkiye'nin bekasına yönelik art niyeti olan her türlü örgüt ve devletle hem bireysel hem de kurumsal olarak işbirliği yaptığına kanaat getirmek için bugüne kadar olan biteni yeterli görmeyen cemaat müntesiplerinin kendilerine sormaktan kaçındıkları temel soru:
"Cemaatinde yetki verdiği insanlar ile Fethullah Gülen'in bizatihi kendisinin, Türkiye'yi parçalamak niyetiyle hareket ettiğine kanaat getirmek için daha neler, ne gibi işler yapmasını beklerdiniz?, ...bundan sonra başka ne(ler) yaparsa tarafınızca yoldan çıkmış bir insan muamelesi görür?"
İtiraf edin, ne sizler böyle "Elfaz-ı küfr" gibi bir kriter listesi çıkarabilirsiniz, ne de size ulaşan bilgileri çarpıtıp, (kendinizce) meşrulaştırıp benimsemeden bir adım atabilirsiniz.
Ataerkil bir davranış biçimi olarak vatana ihanet tanımınızın kendinizden olan şahıslar için Yavuz Sultan Selim Köprüsü kadar geniş, sıradan yurdum insanı için ise tarihi Urfa sokakları kadar dar olduğunu görmediğimizi mi sanıyorsunuz?
Cemaat kimliğine bir ömür vermek suretiyle gittiği yolun yanlışlığını görmeye, anlamaya tahammülü olmayanların; kafasını kuma gömen devekuşundan ne farkı vardır? "Batık maliyete acıyıp, işe düzelir ümidiyle kaynak ayırmaya devam eden, yalnızca iflasını erteler."
Yanlışta ısrar ederek kendisinin, ailesinin ve benzer arkadaşlarının emek, zaman, para, samimiyet ve dini değerler gibi kaynaklarını heba etmelerine yol açanların, tevazu maskesi altında gerçekte ne büyük bir ego taşıdıkları ortada değil mi?

2 Eylül 2015 Çarşamba

Yeniden bir kez daha AkParti-Fetö ilişkisi

2015 yılının son çeyreğine yaklaştığımız şu günlerde bile hala bazı insanların Fetö yapılanmasını, bir tehdit olarak küçümseyip bununla ilgili yürütülen mücadeleye kendi sorunları değilmiş gibi yaklaşmalarını kayda değer buluyorum. “Bir zamanlar AkParti ile Fetö yapılanması, aynı tren hatta aynı vagondaydı” diyerek de sözümona herşeyin farkındaymış havasında kendince ahkam kesiyorlardı.

Bu aynı tren ve vagonda olmak metaforu, Akparti ile Fetö cemaatini anlatmak için kullanılamaz. Vagon, lokomotife bağımlı olarak diğer vagonlarla birlikte aynı yönde gider. Diyelimki AkParti ile Fetö, aynı vagondalar, ön vagonda CHP, arka vagonda MHP, onun arkasında başka partiler var. Demekki tren, Türk Siyasal Partileri treniymiş. Bu örnekten bir şey çıkmaz. Demek istiyorsanızki, AkPArti, Fetö'yü destekledi, bürokraside yerleşmesine yardımcı oldu. Haklı olursunuz. Doğru, öyle oldu. Buradan nereye varacaksınız? AkParti yetkilileri de dahil bu gruba çeşitli adlar altında insan ve maddi kaynak sağlayan Türkiye Toplumu, dindar insan profiline uygun olarak adaleti tesis eden, haksızlık karşısında kimseyi tanımayan, dürüst, çalışkan, güleryüzlü, halka hizmeti hakka hizmet olarak gören bir neslin yetiştiğini düşündü. Desteğin arka planı bu değil midir? Buraya kadar bir sorun var mı? Dindar adam, hangi koşullarda adaleti incitip/bir tarafa bırakıp ataerkil ilişkileri (akrabalarının, grubunun çıkarlarını) öne çıkaran kararlar alabilir? Türkiye’deki insanların ortalamadaki müslümanlık algısına göre bir cevap vereyim: Tahayyül dahi edilmesi güç bir soru bu, ama cevabı basit:  hiçbir koşulda.

Bir dindarın, kendi cemaatinin çıkarları için başka insanlara iftira ederek madur olmalarını sağladığını gördükten sonra hala aynı vagondaydınız benzetmesi yapmak masum görülebilir mi? Bu ülkenin gerçek dindarı ile AkPartinin yetkilileri, zihnen aldatılmışlar, tecavüze uğramışlar, bunu görmek o kadar mı zor? Tecavüze uğradığını hisseden bir insan topluluğuna, “ama siz onları çok desteklemiştiniz, bu size iyi oldu” demek midir, yapıcı, insani tavır? Hayır, bu; hadiseyi okumayla ilgili bir kapasite sorunun varlığına karşılık gelir. Herkes, yapıp ettikleriyle kendi değerini kendi belirler.

Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...