Merkez Bankası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Merkez Bankası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2018 Çarşamba

Merkez Faiz Arttırdı

Kadı Burhanettin, merhum; sonuca ulaşmak için sabırlı ve tahammüllü davranmak gerektiğini beyan ediyor:
"... Ey gönül sabr et tahammül kıl ona
Yâre erişmek işi az az olur..."
Merkez, faizleri arttırdı ancak uygulamanın 1 Haziran'da başlayacağını ilan etti.
Büyü bozulmasın diye kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Tayyip Bey, mesela. Konuşmalarında "bak yine beni dinlemedi, yaramazlar" tadında bir çıkış yapmadı. Allah için rakipleri de ağızlarını açıp kışkırtıcı bir göndermede bulunmadılar. Bir kırmızı pazartesi sendromudur, gidiyor. Ama yolunda gitmeyen şeyler de var. Finans kesiminin kaşar yöneticileri, "bu devlet, bize ödeyeceği faizlerle batmaz be kardeşim" pişkinliğinde mevcut faiz oranını henüz sindirmedikleri halde (açgözlülükten) yeni faiz arttırımı için "yok, Çetinkaya, sadeleştirme konuşmasında ve Londra'da yabancı yatırımcılara dünyanın en yüksek ikinci reel faizini veriyor olmamıza rağmen yeni faiz arttırımı için sinyal verdi" biçimindeki beyanlarıyla Merkez üzerinde yeni baskılar oluşması için şimdiden kamuoyunu hazırlamaya başladılar. Çetinkaya'nın öyle bir stratejisi yok, işini yapmaya çalışıyor ama kime anlatacaksın? Allah, kimseyi açlıkla imtihan etmesin. Düzgün bir aile terbiyesi almadığı halde çocukluğunu açlıkla, yoklukla, yoksunlukla geçirmiş insanlar, üç nesil evladını besleyecek servete de ulaşsalar da varlığın tadını çıkaramıyor, her şeyini kaybedip yeniden açlığını geçirdiği o çukura dönme korkusuyla zalim üssü zalim oluyorlar. Kemikleri yok bunların. Hani diyorlar ya paranın dini imanı yoktur, el hak doğru. Aile terbiyesinde fire varsa "çok para sahibinin" de dini, milliyeti öncelik sırasında çok arkalarda geliyor. Bu grubun ortak paydası, kaybetmekten korktuğu o parayı çoğalarak korumak oluyor.
Servet, kişisel değerlerini hayatta kalmak üzerine inşa etmiş insanı ele geçirdiğinde arabanın önüne koşuyor, at gibi kullanıyor.
Dövizdeki düşüş sürecek, çok daha fazla sürecek. 4,20 kuru için Merkez'in ihracatçıyı korumak üzere aldığı bir karar vardı. Kur, 4,20'ye doğru indikçe bakalım Merkez, bunun düşüşün alt sınırı olmasını nasıl engelleyecek?

Merkez faiz arttırıyor

Merkez Bankasınca yayınlanan basın duyurusuna göre Merkez, piyasa beklentilerine uygun olarak faiz çeşitliliğinde sadeleşmeye gidiyor. Pratik değeri artık neyse; piyasalar bu habere çok sevinmiş gibi görünüyor. İddiaya göre sadeleşme açıklaması bile kurların gerilemesine yetmiş. Merkez, telif hakkı kendine ait bir çok faiz çeşidi kullanıyor. Ana dili Türkçe olmayan ekonomistler için dünyada başka örneği olmayan uygulamalara aşinalık kazanmak yıpratıcı olabiliyor. Tabi, “bu da neydi ya?” türünden sadeleşme isteyen çok sayıda Türk asıllı ekonomistin varlığına da işaret edelim.
Asıl önemli haber, dolaylı faiz artışı ile ilgili. Merkez Bankası bugün yaptığı açıklamada “Bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı, Merkez Bankası politika faizi olacaktır. Bu oran, mevcut fonlama faizine (% 16,50) eşitlenecektir. Merkez Bankası gecelik vadede borçlanma ve borç verme oranları bir hafta vadeli repo ihale faiz oranına kıyasla -/+ 150 baz puanlık bir marj ile belirlenecektir. Yeni operasyonel çerçevenin uygulanmasına 1 Haziran 2018 tarihinde başlanacaktır. “ denildi.
Merkez’in bu tip dolaylı anlatımlarını tahmin edebileceğiniz gerekçelerle çok masum buluyorum. Haberdeki en önemli husus, 1 Hazirandan sonra Merkez’in piyasaya repo üzerinden para vereceği, daha önce GLP’ye park etmiş taleplerin de artık ihtiyaç gidermek için repo kapısına gelmelerini duyurmasıdır.
Politika faizi ya da uzun adı ile “bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı”, yüzde 8 düzeyinde bulunmaktayken şimdi bu oran %16,50 olacak ve muhtemelen halen yürürlükte olmayan gecelik repo uygulaması da aktif hale getirilecek.
Böylece Merkez, Tayyip Bey engelinin etrafını dolanmış, piyasanın faiz artışı isteklerini kabul etmiş oluyor. Ancak haber, piyasalarda umduğum etkiyi henüz uyandırmadı. Anlamada bir sorun yaşandığını, kurlarda hızlı bir aşağı yönlü bir hareket beklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Kim bilir belki de bu kur düzeyinden yeterli alıcı gelince satıp piyasadan öyle çıkmak istiyorlardır.
(Emperyalistler, Birinci Dünya Savaşının başında İttihat ve Terakki tarafından tek taraflı alınan bir kararla kaldırılan kapitülasyonları, savaşı kazanmaları üzerine Osmanlı yönetimine dikte edip yeniden yürürlüğe koymuşlardı. O savaş yorgunu, ümitsiz, fakir toplumun kanını emmeye doyamıyorlardı bir türlü... Nereden aklıma geldiyse?)

12 Mayıs 2018 Cumartesi

Ortalama fonlama maliyeti

Merkez Bankasının gecelik ve haftalık repo, geç likidite penceresi gibi çeşitli yollarla piyasaya (bankalara) ihtiyaç duydukları likiditeyi (nakdi) sağlaması sonucu oluşan borçlanma faizinin ağırlıklı ortalamasına; ağırlıklı ortalama fonlama faizi deniyor. Kitabi tanım bu.
Ortalama fon maliyeti kavramı, piyasadaki tüm aktörleri bağlamıyor. Zira Merkez ile para alış verişine girme kararı, banka yönetimlerine ait; dolayısı ile her gün teşekkül eden ortalama oranın tespitine katkı veren bankalar farklılaşıyor, bunların ihtiyaçları, kullandırılan kredi türleri, miktarı ve uygulanan faiz oranları da değişiyor. Dinamik bir ilişki bu.
Kavram, öyle yansıtıldığı gibi piyasaların fonlanma maliyetlerini gösteren makro bir bilgi taşımıyor; ama böyle algılanması için medyası, piyasası ve akademisiyle bütün ekonomi kesiminde sessiz bir uzlaşma görülüyor.
Kavram, esas olarak ilgili dönemde Merkez Bankası politikasının yol açtığı (Merkez'in) karlılık durumunu tanımlıyor. Ancak Merkez Bankası, karlılık misyonuyla hareket etmediğinden yukarıda tanımlanan ağırlıklı ortalama getiri kavramının ekonomi dünyasına işlevsel bir yararı olmayacak.
Ortalama fonlama maliyeti, işlemlerin yapıldığı gün itibariyle bütün piyasayı etkileyen bir oran olmayıp biraz da zorlama ile o gün Merkez Bankası ile fon ilişkisi içine girmiş bankaların borçlanmalarına ilişkin bir bilgi taşıyor. Biraz zorlama çünkü hem olayın en büyük aktörü olan mevduata ödenecek faiz oranları, ortalama fonlama maliyetine dahil edilmemiş durumda; hem de bir bankanın o gün Merkez bankasının sunduğu kredi imkanlarından ortalamalara uygun bir kullanım yapması imkansız.
Merkez Bankası, piyasayı yönlendirmek amacıyla Geç Likidite Penceresi (GLP) faiz oranında artış kararı aldığında "Merkez, faiz arttırdı!" diye sevinen ya da yerinenler, bu faizin GLP gibi çok dar bir kesimi ilgilendiren teknik bir kavram olduğu, sağlıklı bankaları ve diğer ekonomik kurumları ilgilendirmediğini görmezden geliyorlar. Ruh ikizi oldukları bu söylemleri ile ortaya çıkıyor ve gerçekte ekonomik değil siyasi bir yorumda bulunmuş oluyor ve demek istiyorlar ki;
- "Merkez, faiz arttırdı. Çünkü Merkez, Tayyip Bey'i dinlemiyor, hatta ihanet ediyor. Haydi Tayyip Bey, oraya da müdahale et, dağıt orayı..."
-"Merkez, faiz arttırdı. Hani arttırmayacaktı? Arttırdı işte. Yaptıklarınız yanlış, Merkez Bankası bile size tahammül edemiyor..."
Takip edebilenler için son bir tespit: GLP'deki 75 puanlık artış sonrası, "Merkez, artık GLP'ye müdahale etmeyi bıraksın, politika faizini değiştirsin" demeye başlayanlar, bir yanlışı düzeltme görüntüsü altında Merkez'in politikalarına yabancılaşmaya ve bu politikaları etkisiz kılmaya yöneldiklerinin farkında mı?

16 Aralık 2017 Cumartesi

Faiz Artıyor mu?

Merkez Bankasının Aralık Ayı toplantısında Geç Likidite Penceresi faiz oranını 50 baz puan arttırması, yazılı medyanın manşetlerine "Merkez, faiz arttırdı" biçiminde bir yorumla taşındı. 'Bu doğru mu', 'Orda neler oluyor' konularına açıklık getirmek istedim.
Geç Likidite Penceresi, mali sistemin sigortası olarak 2002 yılında tasarlandı. GLP uygulamasının; o günden 2016 yılının son çeyreğine dek, günlük yükümlülüklerini yerine getirme konusunda zorluk çeken bankaları, faiz miktarını yüksek tutarak uyarmak ve fakat fonlama da yaparak pozisyon zafiyetlerinin bankacılık sistemine zarar vermesini önlemek gibi sınırlı bir midyonu/işlevi vardı.
Merkez Bankası, geçen yıl Kasım ayında başlayan döviz kurundaki ani ve sürekli yükseliş hareketini kırmak için bankaları fonlamayı tedricen bıraktı. Ancak GLP kanalı, sistemin sigortası olduğundan açık tutuldu, yani pozisyon kapatamayan, borcunu ödeyemeyen, günlük yükümlülüklerini karşılama konusunda zafiyet gösteren bankalara yardımcı olmak misyonunu karşılamaya devam edildi. Merkezin bu yol ile bir diğer amacı, Merkez'in fonlama imkanlarına güvenip dövizde pozisyon almış bankalara; ihtiyaçları olan TL'yi döviz satarak karşılama, temin etme konusunda yönlendirmekti. Ayrıca zaten politika faizinin üzerinde olan GLP faizleri, bankalar bu imkanı ana arter gibi kullanmasınlar diye tedricen arttırıldı. Böylece Merkez, bankaları piyasaya döviz satma konusunda teşvik etmiş oluyordu ki bu politika, o dönem sıkça sözü edilen -gerçekte varlığı şüpheli- döviz talebini de karşılayıp kurlar üzerindeki baskıyı çözecek bir işlev görecekti. Merkez ayrıca döviz mevduatın zorunlu karşılıklarını düşürerek mali sektörün bu senaryoya olumlu katılımı için ön finans imkanı da sağlamıştır.
Dans, tek kişiyle olmuyor. Merkez, Bankaları kendi senaryosuna uygun davranma konusunda ikna edememiş olacak ki; Bankalar, GLP aracını kullanmayı döviz bozmaya tercih ettiler. ("Sakın anneme reklamcı olduğumu söylemeyin, o beni genelevde piyanist sanıyor" sendromu. Kar merkezli Banka yönetiminin performansı, etiğe tercih ettiği anlaşılıyor.) Merkez, bankaların kullandığı GLP kredi hacimlerini açıklamadığından detayını bilmiyoruz ancak tedricen GLP faizlerini yükseltmesinden anlaşılıyor ki, burada TL fon talebi artarak sürüyor.

"Ortalama fon maliyeti" diye bir kavram var. Merkez Bankasının Bankalara hangi kanaldan ne kadar ve hangi faizle kaynak aktardığını gösteren bilginin toplanarak ortalamalarla ifade edilmesini kapsıyor.
Öteden beri medya ve ekonomi çevreleri, bu ortalama rakamın gerçekten de fon maliyeti olduğunu zannettiler. Bu rakam, Türkiye'deki ekonomik ilişkilerin hasıl ettiği reel faizmiş değil ki. "Ortalama fon maliyeti arttı, azaldı." söylemlerini fütursuzca kullandılar. Oysa durum hiç de göründüğü gibi değil.
Bir kere bu adlandırmayı Merkez Bankası yapıyor. Merkezin muhatabı bir kişi değil, bir kitle. Merkez bu kitleyi oluşturan bankalara, değişik yöntem ve değişen faiz oranları ile kaynak sağlıyor. Bütün bu alış veriş konsolide edildiğinde (bir araya getirildiğinde) ortaya çıkan ortalama faiz, Merkez Bankası'nın ortalama karıdır. Her banka Merkez'den kullandığı yöntem ve kaynak miktarınca faiz ödemiş oluyor. Yani kitleyi oluşturan her bir bankanın maliyeti, bir diğerinden farklı.
Ortalama fon maliyetinin artması ya da azalması, muhatap bankaların o anki pozisyon, yükümlülük ihtiyaçlarının bir tezahürü, ekonominin gidişatı konusunda bir fikir vermiyor, ilgisi yok.
Bir süredir Merkez, GLP dışında bütün fonlama imkanlarını durdurmuş durumda. GLP'de ilk iletide beyan ettiğim, pencereden uzak tutma, döviz bozdurma amaçlı GLP faiz artışlarını, ülkede faizler artıyor çünkü ortalama fon maliyeti artıyor diye görmek ne kadar mantıklı. Bence değil. Hiç değil, hatta.
Üstelik bu iddianın arkasında örtük olarak bir finansal kuruluş olan bankaların Merkez'den GLP yolu ile temin ettikleri fonları, hesap kapama dışında sanki plasmana (kredi kullandırmasına) konu ettikleri gibi bir ima da var ki tam bir fecaat.

10 Kasım 2017 Cuma

Döviz Operasyonunun 2017 versiyonu

Bankalar, geçen yılın Kasım ayında ülkemizin kur üzerinden yurt dışı kaynaklı bir operasyona tabi tutulduğunu anlamış olmalılar ki, sahip oldukları döviz pozisyonlarını hükümetin ve Merkez Bankasının 'döviz varlıklarınızı satın' tavsiyesine rağmen satmamış, korumuşlardı. Bunu nereden biliyoruz? Çünkü Merkez Bankası; Bankaları, dövizlerini satmaya zorlamak için TL edinme yollarına engeller getirmişti: Repo ihalelerini iptal etmiş, Geç Likidite Penceresi (GLP)'nden verdiği fonl...arın faizini yükselmişti. Daha önce Bankalar için prestij kaybı anlamına gelen bir işlem olan GLP, arada yapılan ilave faiz (maliyet) artışına rağmen Kasım 2016'dan kurun düştüğü Eylül 2017 dönemine kadar aktif bir biçimde kullanılmıştı, hala kullanılıyor.

Bütün bu dönem boyunca Bankaların döviz pozisyonlarını değiştirmeyerek yüksek faiz ödemek suretiyle Merkez Bankasına borçlanmalarını, operasyonun her an yeniden başlayabileceği kaygısından başka ne ile izah edebiliriz? Finansal kurumlardaki bu öngörünün devlet bürokrasisi açısından sürpriz bir bilgi olduğu kanaatinde değilim. Ancak varlık fonunun geçmiş bir yılı, etkin bir şekilde değerlendiremediğini düşünüyorum. (Fon, birkaç işlem yapıp likit olsaydı, mali piyasaların regülasyonunda misyon yüklenebilirdi.) Merkez Bankası, Bankaların pozisyonlarını bozarak TL'yi geçmelerini istiyorsa GLP'yi, şimdiki oranı olan %12,25'ten, %18-20'lere çıkarmalı ki, hala TL borçlanmak cazip olmasın. Ancak geçen yılın Kasım ayından bu güne; döviz pozisyonlarını korumanın, Bankaları abad etmese de varlıklarını güvence altına aldığını unutmayalım. Şimdi öngörülen pozisyon değişikliği ile yurt dışı kaynaklı olduğunu tahmin ettiğimiz operasyon, başarısızlığa uğratılacak mıdır? Merkez Bankası'nın Bankaları riske eden bir tutum içinde olmayacağı kanaatindeyim.

İdeal ve kalıcı olan, Merkez Bankası ile BDDK'nın, döviz spekülasyonuna yol açan aktör ve kullandıkları yöntemleri ortaya çıkarmalarıydı. Bu yapılmadığı müddetçe vücutta enfeksiyon bitmez

28 Nisan 2017 Cuma

Geç Likidite Penceresi Faiz Artışları, Örtülü Faiz artışı mı?

Merkez Bankasının, son dönemlerde bankacılık sektörünü yönlendirirken çokça kullandığı, "Geç Likidite Penceresi faiz oranları" politikasını, 'örtülü faiz artışları' biçiminde niteleyen görüşler, siyasi ve algısal nitelikte olup ekonomi ve finans literatürüne uygun bir söylem ve muhteva içermemektedir.
Geç Likidite Penceresi uygulaması, likiditesi kalmayan, mali durumu bozulan bankaların taahhütlerini karşılayarak sistemi bozmaması için geliştirilmiş bir para politikası aracı...dır. Bankalar, itibar kurumlarıdır, ellerindeki parayı hırsla, aşırı bir şekilde kredi olarak kullandırıyorlar da taahhütlerini karşılamak için Geç Likidite Penceresinden Merkez Bankasına borçlanmaya geliyorlar değil yani.
Uygulama, bankaların fon yönetimlerinin uç (extrem) durumlarda hesap kapamak için kullandığı bir imkan olup kimi romantik ekonomistlerin zannettiği gibi üzerinden kredi kullandırmak suretiyle faiz elde ettikleri bir kaynak değildir.
Geç Likidite Penceresi faizi, içerdiği tehdit algısından dolayı kur riskini almak istemeyen fon yöneticilerinin ödemeyi tercih ettikleri bir bedeldir. Burada oluşan faiz, bankanın gelir tablosuna zarar olarak aktaracağı bir giderdir, maliyet değildir.
Örtülü faiz iddiası, şayet bilgi eksikliğinden kaynaklanmıyorsa iddia eden açısından utanç vesilesidir, mesleki intihardır ve maalesef internet ortamında onlarca isim bu ithamı kuşanmış durumda kendisini görecekleri beklemektedir.

Geç Likidite Penceresi Faiz Artışı Ne Anlama Geliyor?

Merkez Bankası, Para Politikası Kurulunun 26 Nisan 2017 tarihli kararında "Geç Likidite Penceresine uyguladığı faiz oranlarını, 50 baz puan arttırılarak %12,25 'e yükselttiğini" açıkladı. Karar, ne anlama geliyor?
2000 yılının Kasım ayında Demirbank'ın batmasına yol açan sürecin bir daha yaşanmaması amacıyla sisteme monte edilen "Geç Likidite Penceresi", bankaların her akşam kapatmaları gereken takas borçlarını karşılamayacak durumdaki Kurumların ihtiyaçlarını, TCMB'den kısa ...vadeli kredi kullanarak gidermeleri esasına dayanıyor.
Döviz fiyatlarında Kasım ayından sonra meydana gelen ani ve sürekli yükselişi kırmak isteyen Merkez Bankası, Bankaları dövizlerini satmaya zorlayacak bazı tedbirler aldı. Munzam karşılıkları düşürüp bozmaları için bankalara döviz aktardı. Pek işe yaramamış olacak ki, bankaları döviz satmaya zorlamak için önce kendisinin bankalara yaptığı günlük kredi kullandırımlarına (repo ihalelerine) sınırlama getirdi, ardından da bu uygulamayı askıya alarak faizi (maliyeti) daha yüksek olan Geç Likidite Penceresinden işlem yapmayı öne çıkardı.
Ancak öyle anlaşılıyor ki, 'tedirgin bankalar', kurdaki oynaklık nedeniyle ihtiyaç duydukları TL'yi, Merkez Bankasının hilafına döviz satarak değil, geç likidite penceresinden temin etme konusunda ısrarcı davrandıkça; Merkez Bankası, Geç Likidite Penceresi için uyguladığı faiz oranlarını aşağıdaki gibi arttırdıkça arttırıyor:
25.11.2016, %10,00
25.01.2017, %11,00
17.03.2017, %11,75
27.04.2017, %12,25
Bir süreden beri kurdaki aşağı yönlü hareketi, referandumun sonuçlarından biri olarak okumak mümkünse de Merkez Bankasının yukarıda ifade ettiğimiz çabasının sonucu olarak bankalardaki döviz varlıkların satışı yolunun açıldığı, erken satanın yüksek kurdan TL'ye döndüğü bir sürece girdiğimiz kanaatindeyim. Bu durum başta enerji fiyatları olmak üzere enflasyona ve artacak tüketimle birlikte üretim ve istihdama olumlu yansıyacaktır.

18 Ocak 2017 Çarşamba

Merkez Bankası Stratejileri

Önce Bankalar arası piyasada sınırsız olan borç alma limitlerini, 22 milyar TL'ye düşürdü, Merkez Bankası. Hemen arkasından 22 milyar TL'yi aşabilecek taleplerini karşılamak üzere döviz mevduatındaki munzam karşılıklarını da, 50 baz puan düşürdü. Böylece "Bu değişiklik ile finansal sisteme yaklaşık 1,5 milyar ABD dolar ilave likidite sağlamış olduğu" kanaatindeydi. Bir ekip anlayışı, baba şefkati görüyor muyuz bu yaklaşımda? Sınırlıyor ama cebin...e de para koyuyor.
Ama olmadı. Bankaların döviz spekülasyonuna karşı Merkez ile birlikte hareket ettiklerini söyleyemiyoruz. Bunu Merkez'in hamlesinin döviz kurunu düşürmediği gibi yükselmesine devam etmesinden anlıyoruz. Merkez'in itibarı zedelenmişti.
Üç gün sonra Merkez, biraz sertleşerek haftalık repo ihalelerini iptal etti ve bankalar arası borçlanma limitini 11 milyar TL'ye indirdi. Bu, "ihtiyacı olan döviz rezervlerini bozdursun" anlamına geliyordu.
2001'in Kasımında Demirbank'ın yaşadığı "rezervi olmadığından" takas kapatamama gibi bankaların saygınlığını zedeleyecek bir durum olmaması için de "geç likidite penceresinden" görece yüksek faizle piyasayı destekleyeceğini açıklıyordu. Sonuç etkileyici oldu: 3,90'dan başlayan düşüş 3,72'leri gördü. Sürecin devam edeceğini bekliyorduk ancak 3,75 dengenin sağlandığı nokta oldu. Ekip ruhu hala yoktu. Bankalar, iyi oynayan kazansın modunda...
Merkez Bankası, 17 Ocak Salı günü akşam saatlerinde, Bankaların piyasadan döviz talebini önleyecek yeni bir karar aldı. Makul bir faiz karşılığı Bankaların döviz talebini kendisinin karşılayacağını, ancak bunun bir satış işlemi olmadığını ifade etti. Zira anlaşmada öngörülen süre dolduğunda banka almış olduğu dövizi Merkez'e aide edecek, TL'sini geri alacak. Bu swap yöntemi ile bir yandan Merkezin "dillere destan" rezervleri erimeyecek öte yandan da bankaların döviz ihtiyaçları için piyasadan döviz toplamasının önüne geçilmiş olacak. Etkisini, 18 Ocak Çarşamba günü göreceğiz. Şaşıracak İngilizler...
Merkez Bankası, finans hatta ekonomi literatürüne yeni iddialar, yeni tarzlar katmaya devam ediyor. Başarılar diliyorum.

9 Ocak 2017 Pazartesi

Dolar Operasyonu ve Bundan Sonrası

Dolar kuru üzerinden yaşadığımız ekonomik dalgalanmanın, Türkiye ve hedeflerine ilişkin sabotaj niteliği taşıyan bir operasyon olduğu inancını aşağıdaki nedenlerle koruyorum:
- Hareketin arkasında bu durumu destekleyen gerçek bir döviz talebi yok,
- Kur hareketi, doğal davranmıyor, sürekli ve istikrarlı bir yükseliş karakteri gösteriyor,
Yılbaşından sonraki durulma, operasyon sahiplerinin devam konusundaki kararsızlığını gösteriyor. Aralık ayının 20'sinden yılbaşına kadar ol...an (içinde pek çok piyasada işleri durduran Noel tatilinin de bulunduğu) 'saldırısız Dönem'in de Merkez Bankası tarafından değerlendirilmediğini kayıtlara düşelim.
Merkez Bankası, 2001 döviz operasyonunda olduğu gibi bu operasyonda da olayı deşifre edici bir pratik geliştiremediğinden operasyoncular, kendi kendileriyle dans ediyorlar.
Bürokratik devlet aklı, döviz kurunun aşırı artışının, ihracatı arttırıp ithalatı engellemesi nedeniyle Türkiye ekonomisini cari açık açısından olumlu etkilediği kanaatinde. Tıpkı ABD'ye gerçek mal ve hizmetleri verip karşılığında farklı mal ya da hizmetler almak yerine, adına USD denen boyalı kağıtları almamız gibi ülke kaynaklarımızın yok pahasına satılması sözkonusu. Burada şöyle yapısal bir sorun var: İhracatımızın ithalatımıza bağımlılık oranları, sanayide yüzde 40, enerjide yüzde 60, otomotivde yüzde 50, kimyasallarda yüzde 50-55 civarında olduğundan kur artışı öncesi millileştirilmiş bulunan stok kaynakların, mamul hale getirilip satılmasından (ihracatından) sonra bugün için elde edilmiş bulunan kur avantajı da yitirilmiş olacaktır. Yeni kurdan temin edilen malların iç tüketimde kullanılan kısmının fiyat artışları yolu ile enflasyona yol açacaktır. Emek ve içeride üretilen mal fiyatlarının döviz artışı karşısında kendini güncelleyememesi (alım gücünü koruyamaması), döviz kuru yükselmesinin yol açtığı fiyat artışının tüketici nezdinde gelir arttırıcı bir etkisinin olmayışı, ekonomik hayatın yavaşlaması, küçülmesi vb gibi olumsuz senaryoları devreye sokması mümkündür.
Burada siyasi devlet aklının KOBİ ve esnafı rahatlatmak üzere KOSGEB üzerinden devreye soktuğu kredi genişlemesinin rolü ve önemi büyük olacaktır. Bu program, hem 2016 yılında başlayan kamu alacaklarının yapılandırması programının sağlıklı bir biçimde devam edebilmesini sağlayacak, hem de kısa vadede yürüyen alacak-verecek dengesinin bozulmasını önleyecektir.
Merkez Bankası, iki uzmanını bu operasyonu deşifre etmeye tahsis etse de kontrol yine kendi eline geçse...

Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...