Fethullah Gülen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fethullah Gülen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Gülen'in Suçunun İspatı

Bir kişinin suç işleyip işlemediği, teknik bir konudur: delillere bakılır ve ilgilinin bu deliller bağlamında 'o suçu' işleyip işlemediğine karar verilir.
Bir kişinin, ilgili suçu kendi adına değil de bir kurum, örgüt ya da devlet adına işlediği iddiasının, teknik düzeyde ispatı ancak çok istisnai hallerde mümkün olabilir:
Antetli kağıta yazılmış açık bir emir, yazının ekine iliştirilmiş; imza sahibinin bu hususta yetkili olduğunu gösteren imza sirküleri, ve yazılı emir belgesindeki ıslak imzanın ilgilisince atıldığına dair bir uzman kurulunun raporu veya
vicdan azabını ısrarlı bir itiraf ile gidermeyi isteyen, herkesin bir şekilde tanıdığı, dolayısı ile beyanın yeterli olacağı örgütçü, sivil, siyasi, sivil ya da askeri bürokrat itirafı...
Bunlardan bir ya da birkaçının varlığı, suçu işleyenin, adına hareket ettiği kurum veya devleti, o suç kapsamında temsil ettiğini tevsik eder.
Peki FGülen gibi suçu teknik düzeyde -eline silah alarak ateş etmek gibi- bizzat işleyen değil de azmettiren, olaya liderlik eden birinin olayla ilişkilendirilmesi nasıl olacak? Kurumlardaki prosedürün aynısı, tekrar edelim: Antetli kağıtta yazılı emir + imza sirküleri + imzanın gerçek olduğuna dair uzman kurulu raporu ya da bizzat FGülen tarafından itiraf!
Burada bir duralım: ABD ve Fetö yetkilileri ile her ikisinin Türkiye'de ikamet eden sempatizanlarının pazarladığı gibi değil çünkü.
Açıktır ki, kurumun ya da bir örgütün suçlandığı durumlarda suçlayandan teknik düzeyde belge, bilgi istenmesi, ipe un sermektir. Burada ayak izlerine bakılarak bu yapıp etmelerin büyük resimde ne tür sonuçlar doğurduğuna bakmak yeterlidir. Olayın örgüt üyeleri ya da sempatizanı kişiler tarafından yapıldığının ortaya çıkması, asıl failin örgüt olduğunu göstermesi bakımından yeterlidir.

1 Eylül 2014 Pazartesi

Can Paker'den Fethullah Gülen Tecrubesi


Fatih Üniversitesi Rektörü Şerif Ali Tekalan, Can Paker’i Pensilvanya’ya; Fethullah Gülen’i ziyarete davet eder. Aylarca uygun bir zaman bulunamasa da 1 Nisan 2013’te üç günlük bir seyahat için yola çıkarlar. İlk gün cemaatin televizyonu olan Ebru TV ziyaret edilir, ardından Pensilvanya’ya çiftliğe gidilir. Hocaefendi’nin ikindi namazından sonra geleceği ifade edilir. Kitaptan devam ediyorum:

“İkindi namazı geldi. Namaza gidildi. Namaz kılındı. Ben kılmadım. Çok kibar insanlar. Ama belli ettiler, bir şaşkınlık oldu.

Ondan sonra Hocaefendi namaz kılan cemaate sohbet yapıyor...

İslami kavramları ortaya atıp öğretiyor. Benim gibi bir dinleyen için aralarında çok bağ olmayan bir şekilde konuşuyor. Ben bir bağ kuramıyorum.

Her vaazdan sonra Türkiye ile ilgili suallere cevap verirmiş.

“Ben biraz rahatsızım. Bugün cevap vermeyeceğim“ dedi.

Benimle de akşam namazından sonra sohbet etmek istediğini söyledi. Sonra istirahate çekildik.

Akşam yemeği yendi, namaza gidildi.

Namazdan sonra, bu sefer başka bir yerde, 10-12 kişi, Hocaefendi’yle iki saat kadar konuştuk.

İşte orada ortaya kavram atıp bırakmıyor. Çok disiplinli ve fevkalade analitik konuşuyor.

Çok okuduğu ve bilgili olduğu belli.

Artı, bütün dünyayı takip ediyor. Suriye diyorsun, Suriye analizi yapıyor. Bütün yapısal analizini yapıyor. Irak, İran, Avrupa’yla ilgili de öyle. En son bilgilere sahip.

O iki saatlik konuşmada “Cemaatte neden bir gizlilik var?” diye sordum.

Haklı buldu beni. “Açılmamız gerekiyor,” dedi.

Bu kapalılığın yanlış yorumlara yol açacağını söyledim.

Tayyip Bey’i beğendiğini fark ettim.

“Türkiye için büyük işler yaptı,” diyor.

Emniyette ve yargıda karşı karşıya gelmeleri için “olur böyle şeyler” anlamında bir cümle kullandı. Ben cemaatin çok yararlı işler yaptığını, önemli bir ağ olduğunu, ama böyle bir yapının siyasetin içinde olamayacağını, zaten yapamayacağını söyledim. Buna hiçbir şey demedi.

Tabii ki bir sivil toplum örgütü siyasete etki eder. Ama etki etmek ve siyaset yapmak ayrı şeyler. Karar mekanizmasının içinde olamaz sivil toplum örgütü. Ama siyasi karara etki etmeye çalışır. Ama karar vericilerin biri olamaz. Bunu konuştuk.

Ondan sonra odasını gösterdi. Yattığı yeri gördük.

Çok basit ve sade bir yer. Bir yer yatağında yatıyor ve küçük bir yerde yaşıyor. Muhtemelen çok okuyor.

O gece yine otelde yattık, ama geldik yine.

…….

Çok zeki bir insan. Çok okuyor. Oradan duyduğum kadarıyla ilkokul 3’ten terk!

Kimse geldiği yere boşu boşuna gelmiyor.

Çok büyük mesafe katetmiş. Tam bir lider. Liderden öte!

Ben ona sosyolojik ve siyasal olarak bakıyorum ama oradakiler öyle bakmıyor. Onlar, önder, kutsi tarafı olan birisi olarak bakıyorlar.

Tahminim, Gülen Hareketi, ciddi bir sivil toplum hareketi ve network olarak devam edecektir.

Ama siyasi karar verme mekanizması içinde olamaz, seçime girmiyor çünkü. Siyaset oydan alıyor gücünü.

Türkiye’de gücünü halktan almayan en büyük güç orduydu sekiz yıl. Onun da siyasi gücü kalmadı.

Gülen Hareketi’nin siyasi bir gücü olduğuna inanmıyorum.

Allah uzun ömür versin. Fethullah Hoca’dan sonra da, hareketin devam edeceğini düşünüyorum.

Bir CAN PAKER kitabı, Fatih VURAL, ALFA Yayınları, sh.546-549, Temmuz 2013




28 Mart 2014 Cuma

Benim bakış açımdan Ali Ünal

Salih Gürdal ismini, Beyan Yayınlarına ait eskilerin risale dedikleri, iki küçük kitapçık üzerinde gördüm ilkin. 1985 ya da 86 olmalı. Birinin adı, “Tevhit ve Şirk”, diğerinin adı da “Din Nedir”di. Her ikisi de fiziksel boyutları ile ters orantılı olarak hem yazım üslubu hem de içerik bakımından etkileyici eserlerdi. Defalarca okuduğumu, eşe dosta önerdiğimi hatırlıyorum. Şimdi bile bu satırları yazarken, o gençlik yıllarındaki hissiyatım geri geliyor, yazarına teşekkür ediyorum.  Yine o günlerde  olmalı; Ali Ünal, Pınar Yayınlarından, Mekke Rasullerin Yolu’nu çıkardı. Basit bir kapak tasarımının ardında inanılmaz güzellikte, akıcı bir Türkçe ile yazılmış Siyer’in Mekke dönemi anlatısı... Dönem ayetleriyle bezeli bir çalışma. Uzun bir şiir gibi. Sözün büyü olmasını, bu kitapta tecrube ettim demeliyim... Ardından dönemin ruhuna uygun bir gelişme oldu: Mekke Resullerin Yolu çalışması, radyo tiyatrosu formatında kaset olarak yayımlandı. Hatırladığım kadarıyla, rahmetli Agah Hun ve yine rahmetli Sadettin Erbil’in de içinde bulunduğu profesyonel bir kadro tarafından seslendirilen metin, Kitaro’nun müzikleriyle zenginleşmiş ve ortaya çok iyi bir ürün çıkmıştı. Sadettin Erbil’in, “Tat bakalım azabı!” ayetini seslendirmesindeki tını hala kulaklarımda. Allah rahmet etsin. Emeği geçenlere de teşekkür ederim.

Sonra bir başka gün, bir arkadaşım, Salih Gürdal’ın Ali Ünal olduğunu söyledi. Ne kadar sevinmiştim. Ali Ünal, gelecek vaad eden güzel bir insandı. Ama bir terslikle birlikte geldi bu bilgi. Yanlış hatırlamıyorsam, Tevhit ve Şirk’te, Allah’ın adı anıldığında titreyen, dağlardan yuvarlanan taşların varlığını yazan Ali Ünal, sonradan bu görüşünü sakıncalı bulmuş ve kitabın yeniden basımını istememiş. Doğru mu yanlış mı bilmiyorum, Hatırladığım bu. İzleyen dönemde Ali Ünal’ın İngiliz Dili ve Edebiyatı ya da Öğretmenliği gibi bir üniversite bölümünden mezun olduğunu duydum. Algıda seçicilikti benimki. Ali Ünal bilgileri geldikçe topluyordum.

Sonra Ubeyd Küçüker ismiyle Nebevi Tebliğ isminde bir başka çalışması yayınlandı, Ali Ünal’ın. Yine muhteşem bir dili vardı kitabın. Belki de bu yüzden Ubeyd Küçüker’in, Ali Ünal’ın müstear adı olduğunu öğrendiğimde hiç şaşırmamıştım. Tabii, neden müstear isimle yayınlıyor, neden buna gerek duyuyor, bilmiyor ama sormuyordum da.

Biz, yeni kitap çalışmalarını beklerken, Ali Ünal’ın Mekke Resullerin Yolu kitabının yeniden basımını da istemediği bilgisi geldi bu sefer. Gerekçeyi bilmemekle birlikte kitabın uzun bir süre basılmadığını sanıyorum. Ancak 2000’li yıllarda birkaç kez bu kitabı, tıpkı Küçük Prens’e yaptığım gibi, internet üzerinden satın aldım, eşe dosta özellikle okumalarını tavsiye ederek hediye ettim. Bu çok damar bir kitaptır, imanlı ve hisseden, canlı bir kalbin yazdığına şehadet ederim. Bir de Beyan yayınlarından çıkan “Kur’anda Temel Kavramlar” isimli çalışması vardı. Etkileyici ve akademik bir kitaptı bu. Kitapları arasında belki de en önemlisi olabilecekken bendeki etkisi nedense daha az olmuştur. Bu kusur, dönemle ilgili ilgimin değişmesinden ötürü bana aittir.

Doksanlı yıllara girmeden, 88 ya da 89 yılı olabilir, Ali Ünal’ın yazma işlerinden çekildiğini ve Fethullah Gülen’e intisap ettiğini öğrendim. O dönemde vaazlarında ilimden ziyade yoğun bir duygusallık ve bunun sonucu olarak ağlayarak hem kendisinin hem de dinleyenlerin rahatlamasını, gevşemesini sağlayacak bir enerji boşalması ile işbirlikçi hayırseverlerin başlattığı ölçüsüz bağışlardaki tiyatro havası, Hoca’ya karşı antipati duymama yol açtı. Hocadaki karamsar, depresiv tavrı anlamlandıramıyordum. Bana sağlıklı bir insan tavrı olarak gelmez bu. Sonradan kendisinin insülin kullanan bir şeker hastası olduğunu duyduğumda şaşırmadım. Düşünce-beden ilişkisi hakkında bir şeyler bilen biri olarak önce kaygı, endişe zemininde başlayan vaazların psikolojiyi iç enerjinin tükenmesiyle depresyona çektiğini bunun da bedende alerji, şeker gibi rahatsızlıklara uygun bir beden yapısı sağlayacağı ortadaydı.

Sonra uzun bir dönem gazetede yazdı ama gazetenin sürekli okuyucusu değildim. Etkilendiğim, bende hatırlamaya vesile olacak bir duygu geliştirmedi okuduğum yazıları.

Kendi penceremden Ali Ünal’ı anlattım sizlere.  Aslında kendimi de anlatmış oldum. Ali Ünal biyografisi yazmak değildi amacım, yanlışlarım olabilir, eksiklerime girmiyorum bile. Ali Ünal’ın, sahibi olduğu Gülen cemaati kimliği, kabul etmeliyim ki tüm sosyolojik aidiyetler gibi öyle bir çırpıda kaldırıp atılacak bir yapıda değil. Daha doğrusu, uzun süre üstünde taşıdığında deri'ne yapışır kimlik. Onca emek, insan bir çırpıda vaz geçemiyor elbet. Kimse bunu Müslümanlıkla izah etmeye kalkmasın, dinden, imandan değil, sosyolojiden, psikolojiden bahsediyorum. Kritersiz yola çıktığını ne zaman anlayacak insan? Yoldan çıktığını nasıl anlayacak? Daha ne olması gerek çığlık atmak için? Kimle konuşuyorum, bir çamaşır makinasıyla mı? Tevil et, yola devam et. Allah hepimizi hidayetine erdirsin. Amin.

http://hamdikeles.blogspot.com.tr/2014/04/ali-unal-yazsna-kucuk-bir-ek.html

Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...