İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2019 Perşembe

Türkiyeli Yahdilerin Görünür Erdoğan Antipatisi

Sinagogta orkestra eşliğinde coşku ile söylenen İzmir Marşı görüntüleri, çok da farkında olmadığımız bir başka gerçekliğin usul usul bir kenarda çalıştığını gösterdi. Neden usul usul, çünkü etkileri çok olabilir ama sayıları az, bu topluluğun. Sınıfsal ve kendilerine ait başka nedenlerle görünür değiller. Dolayısı ile çoğu zaman doğrudan gözlemleme imkanımız bulunmuyor. Ancak içlerinden çıkacak birilerinin beyanı, maksadı belirsiz görüntü paylaşımları üzerinden haklarında kanaat oluşturuyoruz. Şimdi de öyle oldu.
Dini bir mekanda toplanmış cemaatin, alkış tutmaya varan bir coşku ile İzmir Marşını söylemesi, siyasi bir tercihin dışa vurumunu gösteriyor. Onlar da sosyoloji olarak dini günler, evlenme ve cenaze merasimlerinde bir araya gelebiliyorlar ve şimdi bu video da gösteriyor ki, AkParti ve sembolize ettiği değerlere 'karşıtlık', bu insanlar arasında hakim eğilim haline gelmiş.
Tabi bu türden cemaatlerin aidiyet açısından kendilerini öncelikle bu topraklardaki devlete mi, yoksa yurt dışında benzer inançtaki insanların devletine mi sadık hissettikleri, önemli bir çalışma alanı.
Son yirmi yılda Türk Devleti, İsrail Devleti ile çok defa soğuk bir çatışma içine girdiğinden dolayı ülkemizde yaşayan, vatandaşımız olan Yahudiler, İsrail'in herhangi bir davranış değişikliğine gitmeden Türk Devletinin bir iktidar değişikliği yolu ile tutumunu değiştirerek çatışmacı politikaların tarafı olmaktan vaz geçmesi beklentisinde olabilirler. Hatta bu video, bu gösterinin tam da bu tezi kanıtladığını ortaya koyuyor. Yoksa tuzu kuru Yahudilerin, bu videoda; AkParti iktidarının uyguladığı ekonomik politikalar nedeniyle yoksullaşmalarını ya da uğradıkları ayrımcığı(!) ortaya koymak için karşıt olduklarının bilinmesine yönelik bir duruş geliştirdiklerini iddia etmek, heyecan verici gibi görünse de doğru olmaz.

18 Aralık 2017 Pazartesi

Nebukadnezar üzerine

Paylaştığım resim, Willian Blake isimli İngiliz bir ressam tarafından çizilmiş. Tabloda resmedilen 'hayvansı', Babil Kralı Nebukadnezar'dır.
Nebukadnezar, Kudüs'ü feth edip Yahudi Krallığını yıkarak kentte bulunan İsrailoğullarını sürgün etmiş ve Yahudilerin günümüze değin sürecek diasporalarını başlatmıştı. Dört ayaklı bir hayvan gibi çizilmesinin arkasında "sen öyle yaptın, ben/biz de seni böyle aşağılarız" gibi bir mantık olduğu kanaatindeyim. Ayrıca İncil'de Nebukadnezar'dan gördüğü bir rüya bağlamında söz edilir. Buna göre Nebukadnezar, bir gece, gördüğü bir kabusun etkisi ile uyanıp rüya tabircilerini huzuruna çağırır. Bu rüya tabircileri, Nebukadnezar'ın konuştuğu dili bilmeyen Aramice konuşan bir topluluktur. Geldiklerinde Nebukadnezar, bir rüya gördüğünü ancak kendisi hazır olup tabircilerin de huzura gelmelerine doğru geçen zaman içinde rüyayı unuttuğunu; ekipten kendisine hem rüyayı hatırlatmalarını hem de onu tabir etmelerini ister. Tabirciler arasında dehşet verici bakışmalar yaşandığını tahmin ediyoruz... Ekibin başı, mütevazı bir adam. Bu isteği, misyonlarını anlatarak geçiştirmek ister: "Efendimiz, bizlerin ilmi, rüyaları tabir etmektir. Biz ancak bize anlatılan rüyayı tabir ederiz. Başkaca bir bilgimiz yoktur" biçimindeki açıklayıcı ifadesi Nebukadnezar nezdinde bir karşılık bulmaz, kral olduğunu hatırlatıp motive olmaları için dönemin imkanları çerçevesinde tehditler savurur: Rüyayı hatırlatma ve tabir etme işlerini birlikte yapmazlar ise kafalarını bir daha boyunları üzerinde göremeyeceklerdir. Muhtemelen cümle bitiminde başlamış olan ölümcül sessizliği daha sonra peygamber sıfatını da alacak olan genç Danyal'ın ayak sesleri bozacaktır. Danyal, konuşma müsaadesi ister ve hem rüyayı anlatır hem de onu tabir eder. Hz. Danyal, Kudüs sürgünü kapsamında bizzat Nebukadnezar tarafından seçilerek yetiştirilmek üzere saraya alınan bir kaç gençten biridir. Bu olaydan sonra Babil Hakimi olacak ve yıllar sonra Tarsus'ta vefat edecektir.
Neyse biz yine Nebukadnezar'a dönelim. Analoji yaparsak bu kıssa ile Nebukadnezar'ın, iş dünyasında pozisyonunun verdiği yetki veya avantajı, sonuna kadar kullanan insanlardan olduğunu görüyoruz. Bu gün de çok sayıda yönetici var; benzer değer yargılarına sahip. Taleplerinin makul olup olmadığına bakmadan "istiyorum, çünkü yönetici benim" diyen. Ben bunların bir kısmı ile çalıştım. Büyük resim okuması yapmaktan hoşlanan ve herhangi bir konuda yeterince uzmanlık sahibi olmayan insanlardı.
Tarihte bir çok fatih, bir yerleri feth ettiği için bu ünvanı aldı. Kralların tarih boyunca bir misyonu da toprak almak, fethe çıkmaktır. Nebukadnezar'ın, Yahudileri Sürgün etmesinin Yahudi dinine düşmanlığından değildir. Süleyman Mabedini yıktırması, sürgüne gönderdiği Yahudilerin geri dönüş gerekçelerini ortadan kaldırmak içindir. Ayrıca sürgün ettiği Yahudileri, ülkesinin görece tenha yerlerinde iskan etmiş ve Kudüs'te sürgüne gönderilenlerin yerine kimseyi yerleştirmemiştir.
Gelelim Nebukadnezar'ın romantik yönüne: Bu dört ayaklı hayvansı görüntüyle resmedilen Nebukadnezar, yurt hasreti çeken eşi Semiramis'i memnun etmek için Babil Şehrinde üzüm yetiştiriciliğini geliştirmiş ve Babil şehrini asma bahçeleri ile donatarak şehrin bu yönü ile meşhur olmasını sağlamıştı.
Son olarak Matrix filminin Nebukadnezar'ın rüyası üzerine kurgulandığı düşünülüyor. Filmin kadın oyuncusu Trinity vurulunca dehşetle uyanan Neo, bunun bir rüya olduğunu anlar. Uykudan uyanan Neonun filmde bindiği geminin (Morpheus'un gemisinin) adı da Nebukadnezar'dır. Filmin sonunda bu gemi patlatılmıştır. Aslında yok edilen / yok edilmeye çalışılan, Gemi'nin indindeki Kral Nebukadnezar'dır.

15 Aralık 2017 Cuma

Ya Kayyum Başa, ya Kuzgun Leşe

"Kudüs, üç Din'in birlikte barış içinde yaşayabileceği bir şehirmiş" Öyle diyorlar... Bu ifadenin eksik öncülü, Kudüs'ün ancak Müslümanların idaresinde herkes için yaşanabilir bir şehir olduğu gerçeğidir.
Hristiyan yöneticiler, Haçlı Seferleri ile bütün bir 12. yüzyıl boyunca;
Yahudi idareciler de son yetmiş yıldır uyguladıkları başarılı şiddet performansları ile toplum yönetme sanatından bihaber olduklarını ortaya koymuş oldular. İtina ile her nevi acı ve kötülük üretimi yapabiliyorlar.
Bunları görüp bildikten sonra tevazu olsun diye mi kendimizi de kirli sepetine koyup üstümüze çamaşır makinasının çalıştıracağız. Aşırı tevazu kibirdendir. Hayır, birilerine şirin görünmek çabası için kendi kültürümüzü zalimlerle bir tutan yaklaşımlara prim vermeyeceğiz.
Tarih, iktidarın Müslümanlarda olduğu dönem boyunca bölgede huzur ve sükunun sağlandığını ortaya koyuyor.

21 Mayıs 2017 Pazar

İsrail Hükümetine Açık Mektup

Kudüs'te, Filistin'de yıllardır yaşanan zulümleri gördükçe İsrail Hükümetine dostane bir çağrı yapma zamanının gelmiş te geçmiş olduğunu anlıyorum.
Bilmiyorlar, insanları doğru düzgün, şikayetsiz yönetmeyi bilmiyor, beceremiyorlar. Öyle bir tecrübeleri hiç olmamış. Bulundukları yerde zorun gücü, şiddeti, acısı ve dayatmasıyla, enerji harcayarak durabiliyorlar. Sürdürülebilir değil bu.
Bırakın kardeşim. İktidarınızı devam ettirmenizin ne İsrail toplumuna ne Filistinlilere ne de kimseye bir faydası yok: Zulüm üretiyor, acı çektiriyorsunuz.
Buradan, Türkiye'den bir ekip gönderelim, onlar yönetsin Kudüs'ü.
Bir toplumu "öteki" kılmadan, düşman görmeden yönetmenin pratiğini yapmış bir milletin ahfadıyız biz.
İşler sarpa sarmadan, vakit çok geç olmadan adına ister kayyum yönetimi deyin ister bir başka ifade...
Elli yıllık devlet tecrübesiyle geldiğiniz yer, Filistinlilerin acı ve kayıplarını transfer eden, o kaybı kazanç zanneden anksiyete (kaygı, korku ve endişe) hastası bir toplum yapısı olmaktan başka nedir? Nefsinize ve sizden farklı olan insan kardeşlerinize daha fazla yazık etmeyin.

11 Ağustos 2014 Pazartesi

İsrail Devletinin son Gazze saldırısının Düşündürdükleri

Temmuz-Ağustos 2014 döneminde; Gazze de yaşananları, bir Yahudi-Müslüman çatışması gibi göstermek yanıltıcıdır. Evet bu insanlık dramına toplumsal meşruiyet kazandırmak için dinsel kavramların kullanılması büyük yarar sağlıyor ve pratikte yaşanan çatışma, gerçeğin çarpıtılması sonucu, dar bir bakış açısıyla böyle de özetlenebilir. Ama bu yorum, İsrail’i an/dönem itibariyle yöneten hükümet ile Gazze yönetiminin varlıklarına güç ve meşruiyet sağlayan yandaş  bir yorumdur ve Gazze’de olan biteni açıklamaktan uzaktır. 

Vucudun bir saldırı anında kortizol salgılayıp bağışıklık sistemini devre dışı bırakması ve bütün enerjiyi savunma organlarına tahsis etmesi gibi başarısız hükümetler, fiktif düşmanlar yaratıp toplumu bu düşman fikri etrafında kenetleyip birlik beraberlik ruhunu geliştirmeyi ve ülkenin kaynaklarını savunma harcamalarına yoğunlaştırmayı iyi beceriyorlar. Tam bir 1984 romanı ruhu. 

Nasılki, Türklerle Yunanlılar bir zamanlar söylendiği gibi can düşmanı değildilerse, bugünkü araplarla israil toplumu da gerçek bir düşman ikilisi oluşturmuyorlar, bu denklem özü itibariyle kurgusal ve dolayısı ile algısal nitelikli. Ancak zaman acıları perçinliyor ve kalıcı hale getiriyor. Toplumlar arasında gerçekte var olmayan düşmanlık, devlet kurumları tarafından istihdam ediliyor, kurumsallaştırılıyor ve böylelikle geleceğe taşınıyor. Tehlike, uçucu olanın giderek katılaşması ve vücut bularak yahudi, arap gibi daha temel kimlikleri varoluş tehdidine uğratması ihtimalidir. 

Çocuklar ölmesin. Ölme konusunda yetişkinle çocuk arasında bir ayrım yapmanın mantığını anlayamıyorum. Bombalar da anlamıyor zaten. Tüm ayrımları ortadan kaldırıp önüne geleni kucaklıyor, öldürüyor.

Yetiskinler dunyaya gelmelerinde sorumlu olduklari cocuklari korumak icin akilli olsun. “Akıllı olmak” çok açıklayıcı değil. Gazze’de yaşıyorsanız o bombaları etki alanınızdan bireysel olarak uzaklaştırmanız mümkün değil.  “Çok akıllıydı ama bu sefer yeterince hızlı koşup kaçamadı, öldü.” Akıllı olmak, seçimlerini doğru yap: “ya ülkeyi terk et” ya da “güçlü olana itaat et” anlamları dışında onaylayabileceğimiz somut bir başka anlam daha taşır mı? Çocuklarını korumak isteyen yetişkinlerden etki alanında yapabilecekleri şeyler isterken sormamız gerekmiyor mu: Bombayı atanın hiç mi kabahati yok!

Gecede onbes defa sirenle kalkan israelli bebek kolu bacagi kopmus gazzeli cocuk her sey bittikten sonra travma ve eksikliklerini ölene dek tasiyan zedelenmis yetiskinler olacak. Olmasin. Çok haklı. 11 yaşına kadar çocuk gelişiminde oluşan bireysel altyapı, bir ömür boyu kalıcı etkiler bırakıyor. Bu anlamda her iki toplum da önemsenecek derecede hem mevcut hem de potansiyel hasarlarla malul. 1980’den beri İsrail’i yöneten insanlar, kendi yarattıkları sonuçlarla yüzleşiyorlar bugün.

 Herkes kendi cocugundan sorumlu.cocuklari oldurulurken ateskes istemeyen taraf bundan nasil sikayet edebilir?? Her ne kadar “çocuğu öldürülürken barış istemeyen taraf” genellemesi toplumu temsil etmekten uzak olsa da bunu diyen adamın yıllardır o bölgede yaşadığı gerçeğinden yola çıkarak kendi travmasını içselleştirdiğini ve sizden ve benden farklı algı ve tepki/reflekslere sahip biri olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.  Artık onun ne söylediğinin bir önemi olduğunu sanmıyorum, konuşan 8-9 yaşlarında travma geçmişi olan  bir çocuğun ergin sesidir ve söylediklerini yapacak kudretten yoksundur.  Oysa “karşı kıyıda” erken yaşlarda edindiği travmatik refleksler yüzünden “Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp / Apansız silahına davranan”, kudret sahibi yetişkinlere kim, nasıl müdehale edecek?

Yıllar geçiyor ve oradaki çatışmalar, barışa evrilmesi gerektiği halde tam tersine şiddet sarmalına hizmet ediyor. Ben oralarda barış olacağına dair bir ümit taşımıyorum. Bu iş öldürmekle de bitirilemez. Kortizol metaforu önemliydi. Kortizol devrede olduğunda normalleşme olmaz, enerji akılda değil kol ve bacaklardadır çünkü. Bağışıklık sistemi bu dönemde devre dışı kaldığından süreç uzadıkça iç organlar da zarar görür. Metafor çalışıyor…

Çatışmanın barışa evrilmesi için, dönem itibariyle saldırgan taraf olan israil hükümetinde yer alan ekibin tasfiye edilerek gerçekleştirdikleri her türlü eylemden ötürü reddi miras yapılması, Filistin tarafından özür dilenerek başta Gazze olmak üzere Filistin'in hem madden hem de manen tamamının yaralarını sarmak üzere harekete geçilmelidir. Bunun öznesi israil halkıdır. Ancak bu tavır, Filistin'de büyüyen travmayı eyleme geçmeden durdurabilir.


Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...