milli gelir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milli gelir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2021 Salı

Türkiye'nin milli Geliri ve Fakirleşme edebiyatı üzerine

Şimdi kur fırladı gidiyor ya, üniversiteyi bir şekilde bitirmek dışında bir akreditasyon kriteri bulunmadığı için kendini kolayca iktisatçı olarak tanımlayan kişiler arasında Türkiye’nin döviz bazındaki büyümesi konusunda sureti haktan görünüşlü bir telaştır gidiyor... Bir yıllık mal ve hizmet üretimini ölçen GSMH, TL bazında olağanüstü büyüyor ancak döviz kurunda öyle yıkıcı bir artış var ki, bırakın üzerine koymayı zemini bile eritiyor; dolayısı ile döviz bazında küçülüyoruz. Bir zamanların 17. büyük ekonomisi bu yıl ilk 20'ye bile giremeyecek bir halde... Küçülmeden söz edenler arasında fakirleştiğimizi ifade etme cüretinde olanlar da var. Anladığım kadarıyla bu ülkede her şey olursun, ama rezil olmazsın anlayışı ile hareket edenlerin imza atmayacakları metin yok. Şimdi toparlayalım: İktisat biliminin içinden konuştuğumuza göre ülkelerin milli gelir hesaplarının ulusal para ile yapılması konusunda “hayır öyle olmaz” deyip bize durduk yere yaş aldıracak, saç baş yolduracak, maraza çıkaracak kimsenin olmadığını, bu konuda literatürde mutabakat bulunduğunu gönül rahatlığıyla ifade etmiş olalım. GSMH rakamının yıl sonu kuru ile dövize çevrilmesi, ülkemiz milli gelirinin diğer ülkelerle mukayese yapılabilmesini sağlamak içindir. Ayrıca bu döviz bazlı toplam büyüklük (GSMH), ülke nüfusuna bölünür ki, kişi başı milli gelir ortaya çıksın. Şimdi bu yıl döviz kuru fırladı gitti, TL bazında ölçülen GSMH, döviz bazında küçülmüş oldu. Ayrıca nüfusumuz da arttı. Bu durumda kişi başı milli gelirin düşmesi gerekir ki, fakirleşme ile bu kastediliyor olmalı. Durum böyle mi? Durum şu: Döviz bazlı milli gelir hesabı, ortalamada bu gelire sahip birinin turist olarak o paranın ait olduğu ülkeye gitmesi halinde o ülkede yerleşik biri gibi davransa ne kadarlık bir alım gücüne sahip olduğunu gösteriyor. Yani geçen yıl kişi başı milli gelirimiz 100 USD, bu yıl 90 USD ise ABD’de bu yılki gelirimizin alım gücü 90 USD’lik mal almaya yeterlidir ve bu rakam geçen yıla göre azalmış demektir. Aynı ülkenin kişi başı milli geliri, 130 USD olmuşsa onlar bizden daha fazla bir alım gücüne sahiptirler demektir. Bu özü yanlış olmamakla birlikte çok kaba bir değerlendirmedir. Çünkü mallar için geçerli olan iktisat kuralları, hizmetler için aynen geçerli değildir. Nitekim hizmetler, hizmet fiyatları, yaşam düzeyi bakımından ülkede kazanılan ile ülkede harcanan arasında daima bir uyum vardır. Kişi başı milli gelirimiz Amerikalılardan daha az diye daha az yemek yiyor değiliz, aracımıza daha az akaryakıt ta koyuyor değiliz, üstümüze aldığımız yorgan da görece kısa değil. Zaten bu durumu ifade etmek üzere geliştirilmiş Satın alma gücü paritesi konusu, tam da bu farklılığın sonuçlarını en aza indirmek suretiyle karşılaştırma yapmak üzere geliştirilmiş bir iktisat aracıdır. Peki fakirleştik mi? Dedik ya ekonomi konuşuyoruz. Öyleyse bilelim ki fakirleşme, makro ekonominin içindeki gelir dağılımının konusudur. Döviz fırladı gitti de soframızda benzer oranda bir daralma mı oldu? Biz gelirimizi tüketim ve yatırım kalemleri içinde önceliklerimize göre dağıtıyoruz. Tüketim hacminde daralma yaşanması fakirleşmek midir? Fakirleşme, iktisat açısından gelir dağılımındaki bozulmanın yaygınlaşması demektir. Döviz kuru ile fakirleşme arasında iktisat açısından bir ilişki yoktur. Döviz cinsinden küçüldüğümüzü ifade eden analiz, iktisattan ziyade siyaset ve demagojinin konusudur. Dövize çevrilen milli gelir, aritmetik (bölme) işlemine tabi tutulmuş ve küçülme gibi fiziki karşılığı olmayan bir sonuca ulaşmıştır. Hepsi o kadar. Bu aynı zamanda iktisadın bugün için sınırıdır. GSMH'yı döviz cinsinden ifade etmenin afaki kur artışı nedeniyle anlamsız hatta yanıltıcı olduğu ortaya çıkmışken tam yerine gelip manzara koymanın iktisatçılıkla bir ilgisi yok. Türkiye'nin iktisatçıları, enflasyon ve kur artışı konularında literatüre katkı yapabilecek gözlem setine sahipler. Ama hayır onların çoğunluğu iktisat değil, gün sonunda gündelik parti siyasetine tahvil edilecek yorumları birbirinden çalmak ve tekrar etmekle meşguller.

5 Ocak 2016 Salı

Milli Gelir Artışının Düşüklüğü


Mahfi Eğilmez’in neden Türkiye’deki kişibaşı milli gelirin, dünya ortalamasının altında kaldığına dair kendi sayfasında yaptığı analizin bir bakıma sonucu niteliğindeki saptamalarını vermek ve eleştirmek istedim.  
"2010 yılından sonra başlayan bu düşüşün arkasında da bazı şeyler var kuşkusuz. Bunlara da değinelim.

(1) IMF’nin parasal desteği ve o desteğe bağlı gözetimi bitince ekonomi politikasında zayıflamalar başladı.
Belirsiz bir ifade, somut olarak işaret ettiği bir durum yok.

(2) AB ile tam üyelik müzakereleri iki tarafın da inancını kaybetmesiyle yüzeysel olarak sürdürülür hale gelince yabancı sermaye girişlerinin hızı kesildi.
Bunun neden sonuç ilişkisi ile ortaya konacak bir belge, analiz yok. Böyle buyurdu Zerdüşt.

(3) Özelleştirmelerden elde edilen gelirler azalmaya başladı.
Yine matematik yok ancak bu özelleştirme niteliği itibariyle yıllar boyunca azalacak bir kalemdir. Geçen seneki özelleştirme miktarı, 4 milyar USD’dir.

(4) Cari açığı daha fazla yükseltme imkânı kalmadı.
Ne demek bu? Altlıksız bir önerme. Yani cari açık, enerji fiyatlarının küresel anlamda düşmesi gibi ithalatın parasal olarak artmasına yol açan bir faktörün ortadan kalkması nedeniyle düşüyor olmasına rağmen -başka her şeyden bağımsız olarak yükselebilme imkanı kalmadığı için mi düşüyor? Bu nasıl bir ekonomik yorumdur?

(5) TL, dolar karşısında değer kaybetmeye başladı, böylece bu kez iş tersine döndü ve GSYH ve kişi başına gelirimiz olduğundan daha hızlı değer kaybıyla karşılaştı
Fiktif büyüme gibi fiktif büyüme azlığı sorunu. Teknik bir gerekçe. Ekonomiyi iç ilişkileriyle değil sonuçları itibariyle etkileyen bir durum.

(6) Yapısal reformları yapmadık. Bankacılık ve bütçe reformlarının devamını getiremedik.
Bunlar, sakız gibi çiğnenen, içi boş, jenerik ifadeler. Henüz pratik olarak neye tekabül ettikleri tarafımızca bilinmiyor. Açıklarlarsa biz de öğrenmiş oluruz.

(7) Özel kesim ve hanehalklarının borçlanma sınırlarının sonuna geldik, yeni borçlanmalar ancak eskilerini ödemeye yönelir oldu ve dolayısıyla gelir yaratamaz hale geldi.
Burada artan kredi hacmi ile büyüme arasındaki görece kuvvetli ilişkinin kredinin yeniden kullanımı nedeniyle zayıfladığı vurgulanmakta. Bunun milli gelir artışının engellenmesinde ne kadarlık bir etki doğurduğu konusuna hiç girmeyelim, milli gelir denkleminde üretim faktörlerinin finansmanı konusu bağdaşık konular değil çünkü. Burada kredi kullanımının ne kadarlık bir büyüme yarattığına dair bir iddia var da ben mi göremiyorum.

Yazının tamamına aşağıdaki linkten ulaşılabilir:
http://www.mahfiegilmez.com/2015/03/tl-ile-buyuduk-usd-ile-kuculduk.html

Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...