Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2021 Salı

Anketler ve Seçmenin Manipülasyonu

Eskiden beri halkın nabzını ölçmek için anket üstüne anket yaptıran Tayyip Bey, Afrika'ya gitmek üzere havaalanında yaptığı basın toplantısında gelen bir soru üzerine anketlere inanmadığını söyledi ya; anlayış ya da kavrayış sorunu olan kimseler, bunun da kendi amaçlarına hizmet eden (korktuğu gibi yorumlanabilecek) menfi bir söylem olduğu yolunda açıklamalarla kendilerini istihdam etmeye devam ettiler. Erdoğan kategorik (koşulsuz) olarak anketleri reddettiğini açıklamadı, anketler üzerinde algı oluşturmaya dönük manipülasyona (yönlendirmeye) işaret etti. Şimdi muhalif medyaya anket sonuçları veren MetroPOLL şirketinin başkanı Özer Sencer, liderler anketinde Erdoğan'ın 4. olduğu ilk üçün Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu ve Meral Akşener tarafından paylaşıldığını açıkladı. Toplumun gelir seviyesi arttıkça objektif kriterlere göre ortada bir başarısı bulunmadığı için kerameti kendinden menkul (sahip olduğu nitelikleri kendisi söyleyen) insanlar sınıfından gördüğümüz kişilere teveccühün artıyor olmasını makul ve mantıklı bulmamız için bir neden söyleyin ve böylelikle sermayesi eriyen bu insana merhamet etmiş olun. Seçmenin tümüyle akılcı saiklerle tercih oluşturmadığını, hadisenin duygusal boyutları olduğunu da biliyoruz. Ancak toplumsal çoğunluğun hayatı, çekirdek çitleyip buzlu bir camın ardından seyrediyormuş gibi davrandığı bilgisine de itibar edecek değilim. Kanaatime göre algı oluşturduğunu zannedenler bu faaliyetlerine devam etsin, para kazandıkları mahreçlere, müşterilerine zaman kaybettirsinler. İlk üçte kıymet verdikleri insanlar, bir oy yarışında kolay elimine edilebilecek, belki adaylık sürecinde kolay yıpratılabilecek insanlar. Yönetim meselesinde seçmeni küçümseyenin kazanma ihtimali yoktur.

5 Eylül 2019 Perşembe

Parti kurmak Şart mı?

Mahkeme, kadıya mülk değil, eyvallah. Dolayısı ile Tayyip Erdoğan - AkParti ilişkisinin de üstünden geçelim, ama sonra yapalım bunu müsadenizle...
Şimdi Babacan, Davutoğlu, Gül ve partiden istifa eden diğer siyasileri konuşmanın zamanı çünkü...
"Ananızın karnından siyasetçi doğmadığınız gibi teklif almadan önce siyasetçi olmayı bile düşünmüyordunuz belki. Ama oldu. Bir dönem memlekete hizmet etme imkanınız oldu. Bu emekle itibar da sağladınız. Özgüveniniz pekişti.
Sonra pasif görev ve zaman içinde bulunduğunuz yerden çok şey duydunuz, çok şey gördünüz ve bunlar sizi rahatsız etti. Kuzey Irak'tan tankerle petrol taşımacılığı yapan şirket, ekonomiye nezaret eden kişininmiş, filanca silah ithalatından başka biri komisyon alıyormuş, memleketin neresinden biriyle konuşsanız ailenin arsa alımı suretiyle fiyatları yükselttiğinden söz ediyor, vb. Muhalif medyanın bile belgeleyip yazmadığı dedikodulara, ya çokça anlatıldığından ya da anlatana duyulan sempati nedeniyle inandınız."
Kim ki yüksek siyaseti para için yapar, o gerçekten kalıbının insanı değildir. (Bu vesile ile tarafımızı göstermek bakımından 'veyl olsun bunu yapanlara, cehenneme odun olsunlar' şeklindeki temennimiz kayda geçirmiş olalım.) BasİT biridir, o kişi. Kişisel açıdan yüksek siyaset, güç için yapılır. Güç, insanlara istemedikleri şeyleri (bile) yaptırma kudretidir. Bunu ailelerde, işletmelerde, çeşitli organizasyonlarda ve devlette yöneticiler üzerinden görürüz.
Başkanlık sistemi, ittifakları zorunlu kılıyor. Yüzdeye giren seçmenler üzerinden partiler, siyasi pazarlıklar yapabiliyorlar. Zira kazanmak yahut kaybetmek, küçük farklarla oluyor, olmaya da devam edecek.
AkPartiden siyasi bir gelecek ümidiyle kopan arkadaşlar, kendilerine itibar edecek olan seçmen kitlesi ile ne yapmayı hedefliyorlar? Bu sosyolojinin iktidar adayı olma şansı var mı? Bu gün için yok. Yarın için var mı? Olması için bir neden göremiyorum. Ama bu gelişme, AkParti'nin oy potansiyelinde bir düşüşe yol açarsa; bu sonuç, karşı tarafın başarı elde etmesine yarar.
İş hayatımız boyunca bir çok işyeri tecrübemiz oldu. Gün geldi, birinden çıktık, diğerine girdik. Sağlıklı psikolojik zemini olan bir insan, problemli bile ayrılsa, eski işyeri hakkında etrafta olumsuz beyanda bulunup onun müşteri kaybetmesi için bir çabanın içine girer mi? Bu olduğunda, 'sistem güçlüden yana çalışır' sistem kuralı işler ve seçmenler nezdinde AkParti bir miktar yıpransa da asıl bu arkadaşların oluşumu prestij kaybeder. Seçmen, geçmişinde kapanmamış yaralar taşıyan partilere kitle halinde oy vermez.
AkParti içinde kalmaya 'dayanamayan' arkadaşların önlerinde, siyaseti bırakmak gibi soylu bir seçenek daha var(dı). Tabi bu, işler bu noktaya gelmeden evvel mümkündü. Kamuya açıklama yapmamış siyasetçiler için hala geçerli bir seçenek bu. Zira siyasete bir başka partide devam etme kararının sonucu, Millet İttifakıyla işbirliği yapmak ve acı gününde terörle irtisaklı belediye başkanlarını teselli etmek gibi görünüyor.

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Uzun Yazı

Pek çok alanda hele de kaotik yapısı nedeniyle yönetilmesi ustalık isteyen siyaset gibi bir alanda bilgi önemli ama asla yeterli değildir. Bilgi, teknik düzey gibi daha düzenli, akışkan, ucu başı belirli (determine) ortamlarda önemli ve gereklidir.
Kaos, sezgiyle ustalıkla yönetilir. Sezgi, kendi içinde tecrubi örüntülerin davranış kalıplarını, sistem kurallarını (sünnetullah'ı) içselleştirmiş olmayı gerektirir. Bakkal dükkanı ile ulusal yahut uluslararası ölçekte bir firmayı işleten zekanın ihtiyaç duyacağı yeteneklerin farklı olması, mekanlardaki işlev ve ilişkilerin karmaşıklığı ile ilgilidir. Sistemde karmaşa arttıkça bilgi azalır, sezgi öne çıkar. Bilgiden yoksun bir sezgi de işe yarayabilir ancak bu durum bilginin küçümsenmesine yol açmamalıdır. Nitekim sağlıklı bir geçmiş analizi ve sünnetullah, bilginin üstüne bina edilmiş ancak bilgiyi davranışa, karar almaya dönüştürerek kendini sezgi, his yolu ile ifade eder hale gelmiştir. Bu işi en iyi kadınlar anlar.
İstişare, evet önemlidir. Ama unutmayalım ki İNSANLAR istişare ediyor. Güce yakınlık, ihtiyaç sahibi olma, beklentiler vb. nedeniyle ifade ve fikir hürriyeti, istişarede ortamında da olsa her zaman çalışmaz. Hatta bunun çalışacağı beklentisi, istisnaidir. İstişareden pratikte beklenen murad, en uygun fikri bulmanın ötesinde; katılımcı herkesi bağlayan bir karar almaktır. Bu yapılabilir ise fikir, kötü bile olsa toplumsal destek, kararın arkasında olduğundan maksat hasıl olacak, olmasa bile yönetim erki, sapmalardan bir bütün olarak sorumlu olacaktır, kısmi değil.
Siyasetin ortak kabul etmediği, %100 motivasyon halidir. 1974 Kıbrıs Harekatı sonrası Koalisyonun büyük ortağı tarafından askeri müdehale ruhunun seçimler üzerinden Meclis'te kendilerince konsolide edilmek istendi. Bu toplumsal menfaate aykırı ancak yerinde bir taktik harekettir. Sonuç, umulduğu gibi olmadı.
Tarihte kardeşçe, barış içinde, masalsı bir yönetim görmek pek mümkün olmamıştır. Il. Murat ya da İbrahim Ethem, İngiliz Kralı Vlll. Edward gibi iktidarı gönüllü bırakan insanlar çok azınlıktadır. Bu kişisel bir tercih olmanın ötesinde çevre baskısı, dış tehdit gibi unsurlar nedeniyle de tahakkuk eder. Roma'da Senato ile birlikte ikili, üçlü, dörtlü imparatorluk tecrübeleri yaşandı. Ancak İmparatorluğun çağına göre çok büyük bir coğrafyaya hitap etmesi nedeniyle alınan bu tedbirler, hiçbir tecrübe, uzun ömürlü olmamıştır.
Güç, sistem kuralı gereği temerküz (yoğunlaşmak) ister. Demokratik sistemlerin, gücü; yasama, yürütme, yargı olarak üçe ayırması ve bu alanları bağımsız kılması, gücün temerküz etmek isteyişini sınırlandırmayla ilgilidir. Demek ki, özellikle yasamanın işine odaklanması çok önemli. İşine ama... Eksik bilgi ya da algı zehirlenmesi nedenleriyle Avrupa Topluluğu tarafından kınanacak olmaktan çekindiği için terör örgütüne destek veren akademisyen bildirisini ifade hürriyetine sokmamak gerekirdi.
Tayyip Bey'in, Abdülhamit olmadığını biliyoruz ancak analoji (benzerlik kurma) yolu ile o günkü problem ve gidişatın bugün tekrarlanmaması için doğru soruları sormak zorundayız. Tayyip Bey, kaostaki artışı toplumla iletişim kanallarını (istişare) açarak aşmak yerine kendi iyi niyetine güvenip bildiği gibi gitmek istiyor. Yaptığının doğru bir yöntem olduğu kanaatinde değilim. Ancak koşullar (Doğu Akdeniz'e mevcut Türk varlığını bilmeden hesap soran muhalefet, Erdoğan düşmanı sosyolojinin performansı, İsrailinden, terör örgütü ve bileşenlerine, ABD, Rusya, Esed vb pek çok unsurun varlığı) tehdit okuması olarak öne çıkıyor. İstişare yapmadığı için yarın hep beraber Erdoğanı yanlış karar aldı diye suçlayabiliriz. Ama bugün kanaatimce, bu tip bir değerlendirmenin günü değil. Erdoğan'ın arkasında olma günü. Türkiye'nin toplumsal gücünü bu aşamada düşürecek her türlü gelişmeden kaçınmak gerekiyor.

14 Eylül 2016 Çarşamba

Devlet Refleksi

IHH'nın Mavi Marmara Yardım Gemisinin İsrail Askerlerince saldırıya uğraması üzerine Tayyip Bey'in IHH organizasyonuna kendi hükümetlerinin izin verdiğini açıklaması ile sınırlarımızı ihlal eden Rus uçağının düşürülmesi üzerine Tayyip Bey'in "bir bakalım" temkinli duruşuna karşın Davutoğlu'nun "emri ben verdim" demesi aynı devlet refleksinin ifadesidir.
Her iki olayda da Başbakan, doğrudan bir talimat vermediği halde sorumluluğu gereği yetki kullanan STK ve devlet personelini koruma altına almışlar, androidlik yapmışlardır.
Davutoğlu'na sitem ve yer yer saldırıların olduğu bu günlerde hatırlatmak istedim.
Allah, adil olmamızı ister.

1 Nisan 2016 Cuma

Algı Yönetimi

Bir Nisan günü aynı gazetede yayımlanan iki haberi, haber yapıyorum, bugün; edep yoksunluğuna iki örnek olmak üzere:

Hürriyet'in "Bizi yalnız bıraktılar" manşetinin altında iki resim: küçük olanında Erdoğan'ın CNN'de yukarıdaki cümleyi verdiği mülakatın bir görüntüsü var. Büyük resimde ise iki liderin birbirine sarıldığı anın dondurulması ile elde edilen Erdoğan-Biden karşılaşması, .
Gazeteyi hazırlayanlar, algımızla oynuyor, objeler arası kaydırma yaparak manşetle bu büyük resim arasında ilişki kurmamıza zemin hazırlıyor (tuzak). Böylelikle 'çaktırmadan' Biden'ın Erdoğan'ı teselli ettiğin...i ima etmiş oluyorlar. Biden manşet ifadesine resimdeki vücut diliyle "Üzülme, biz varız" demiş oluyor. Önümüzdeki dönem Erdoğan'ı her küçük göstermek istediklerinde kullanacakları bir poz elde etmiş oldular.
Bunu yapan 'vatan evlatlarına' ihanet içinde olduklarını gördüğümü ifade ediyorum. Allah, insana emeğinden başkası yoktur, emeğinin karşılığı ödenir diyor. Herkes alacak emeğinin karşılığını...




İkinci haberde de Başbakana açık bir saldırı var. Hocasının müsamere Başbakanı ol demesi üzerinden Başbakana had bildiren edep yoksunluğu. Başbakanın emeklerini, performansını görmesine rağmen bu tavrı alanları kınıyorum. Yazık, insan suretiyle dolaşıyorlar aramızda. Allah, islah etmesin.



Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...