26 Ekim 2016 Çarşamba

Fetöyü kim korudu, kolladı?

Meclis Darbeyi Araştırma Komisyonunun çalışmaları, yakın tarihimizin gri ve karanlık alanlarını aydınlatmakta ve ülkemizin iç politik gündeminde "kim ne kadar sorumlu/suçlu" gibi bugüne aitliği kuşkulu tartışmalara kaynaklık etmekte, veri sağlamaktadır.
Sonuç itibariyle "Fetö'yü kim korudu, kolladı", 15 Temmuzun faturasını başka hangi adrese, bürokratlara kilitleyebiliriz ve en nihayetinde Hükümete nasıl çakarız? 

"Kimseyi ateşten korumaz kelimelerim"
Hükümet yetkilileri ve AkParti seçmeni, Gülen Cemaatinin, 2010'dan itibaren Fetö'ye dönüşmeye başladığını 17 Aralık 2013 tarihindeki meş'um darbe girişimiyle fark etmeye başladı. 7 Şubat 2012 tarihinde Hakan Fidan'in ifade vermek üzere savcılığa çağrılması ve bu surette Tayyip Bey'in hasta yatağında tutuklanarak tasfiye edilmek istenmesi, bilinen ilk Fetö girişimi oldu ise de bu durum, Gülen cemaatine kaynak (para, insan, pozisyon) temin eden genel dindar kitlenin karşısındaki benzerine empati yapmaya eğilimli olduğundan (onun kendisine benzer olduğunu sandığından) döneminde hakkıyla ve yeterince değerlendirilmedi. Tayyip Bey bile Ekrem Dumanlı'dan aldığı "o savcılar bizden değil" ifadesi ile yetindi, olayı takip etmedi. MİT'in bu olaya bir ekip tahsis ederek neler olduğunu anlamaya çalışması, ilk bakışta görev alanına girer gibi görünse de savcıların HSYK yerine istihbaratçılar tarafından soruşturulması, demokratik hukuk devleti teamülleri bakımından kabul edilebilir değildir. 
Bugünkü bilgilerimizle 2010-2012 döneminde cemaatten Fetö'ye dönüşümün tamamlandığı ve 2012'den itibaren yoğun bir şekilde Fetöcü yeni vizyon, misyon ve stratejilerin uygulamaya konulduğunu görüyoruz. Fetö medyası, hukuk zemininde yaşanan skandal, sahte delil ve iftiraları örtmekte başarılı bir performans sergiledi. Fetö'nün kendi varlığını korumak ve bulundukları kadroları ele geçirmek için başkalarını hiçbir ilkeye dayanmaksızın tasfiye etme stratejileri, dönemin bulanık ortamında yeterince görülemedi. Bütün bu değerlendirmeleri yaparken ülkenin nasıl bir siyasal zemin üzerinde olduğunu hatırlamakta yarar var. O çatışmacı zemin, Türkiye'de vesayet rejimini ayakta tutmaya çalışanların emeklerinin bir sonucu olarak Türkiye'ye zaman ve enerji kaybettirmiş, koca bir ülkeyi, etkisiz eleman gibi küvezde tutarak etrafında olan bitene bigane kalmasına yol açmıştır. Malum olduğu üzere bir sisteme müdehale edildiği aşamanın koşullarına göre sonuç alınır.
Başlangıç sorusuna geri dönelim: Fetöyü kim korudu, kolladı? Fetöyü fetöcüler dışında kimse koruyup kollamaz. Bu yapının, ülkenin geneli göz önünde bulundurulduğunda cemaat diye nitelenmesi, 17 Aralık 2013'e kadar geliyor. Demek ki, bu tarihten önce yapılmış her türlü kaynak transferleri, Fetöye değil Gülen Cemaati olarak adlandırılan yapıya açılmış avanslardır. "Ne istediniz de vermedik" söylemi, kendisine benzediğini sandığı için empati kurduğu ve dolayısı ile kolaylık sağladığı bir topluluğa yöneltilmiş bir ihanet suçlamasından başka nedir?



21 Ekim 2016 Cuma

Bahçeli ve Başkanlık Sistemi-2

Türkiye Gazetesi yazarı Fuat Uğur, 21.10.2016 tarihli yazısında Bahçeli'nin Başkanlık Stratejisine ilişkin bir değerlendirme yapıyor. Buna göre Fetönün MHP'nin ele geçirilmesi için bir milyar USD bütçe ayırdığı, Akşener'in geri dönmek için hukuki girişimlerine başlayacağını ilan ettiğine vurgu yapıyor.
2015 yılından bu yana parti içinde kadrolaşan Fetönün bir hayli yol aldığı ve tasfiyesinin seri, acısız ve gürültüsüz olmasının mümkün görülmediği de ortada. Uğur, Bahçeli'nin Başkanlık ...rejimi gelmesi halinde Meclis'in yasama fonksiyonu ile sınırlı işlev göreceği, bu cazibe önleyici durumun da partisinin ele geçirmek isteyenlerde motivasyon düşüşüne yol açacağı beklentisinde/stratejisinde olduğunu ifade ediyor.
Bahçeli, Fetönün MHP'yi ele geçirme tehdidini savuşturduktan sonra eskiden beri tanıdığımız yaralı parmakla işi olmayan geleneksel formatına, kendi şahsi fabrika ayarlarına geri dönecektir.
Bahçeli'nin Başkanlık Sistemi ile ilgili yeni geliştirdiği strateji, yukarıdaki açıklamalar ışığında kanaatimce Bahçeli'nin zeka ve vizyonuna yakışır, anlamlı bir yere oturmaktadır.


http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/593755.aspx


Tecrube

Hayat, bir tecrübe alanı ise her yaşadığımızdan sonuçlar çıkarmak suretiyle olan biteni yokluğa terk etmemek hem kendimiz hem de başkaları yararına; bundan ne öğrendiğimizi ortaya koymak yararlı olacaktır:
Askerliğimi kısa dönem levazım çavuşu olarak yaptım. Tugayın fırını ve yemekhanesi de bölüğümüze bağlıydı. Hizmet alan sayısı çok olunca yemekhanenin kapasitesi de büyük oluyor, dolayısı ile levazım bölüğünün kadrosu yetersiz kalıyor; bu durumda da yemekhane bölümünde işl...eri kesintisiz ve sorunsuz sürdürebilmek için tugayın diğer bölüklerinden geçici görevlendirme ile er temin ediliyordu.
Askerliğini yapanlar bilir, bölük dışı görevlendirme seçimi, ilgili komuta kademesi tarafından sür'atle fırsata dönüştürülür ve genel olarak kendi bölüğünde sosyal uyum sorunları çeken, psikopat, madde bağımlısı kişilere öncelik verilerek bölük dışı görevlendirme listesi oluşturulur. Arada birkaç düzgün insan evladının bulunması, kendi şiddetini kendisi üreten bu hababam kabusunu sona erdirmez. Bu duruma nezaret eden subay, astsubay ne yapsın? Daha psikopat birkaç çavuş bularak bu başıbozuk kitlenin uyum sorunları ile baş etmesini sağlamaya; taburun geneli için kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir hizmet üretmeye çalışırlar.

Batsın bu dünya

Orhan Gencebay'ın Batsın bu dünya isimli ünlü şarkısı, depresyon halini, belirtilerini ustaca sayıp döken ancak bunu sözleri ile azami derecede uyumlu, içe dönük, insanın yüreğine dokunan bir melodi ile yapan, estetik değeri yüksek bir sanatsal çalışma. Artık klasik olmuş, zamanı aşan popülerliğinin gücünü de bu sahicilikten alıyor olmalı.
Halkın şarkıyı kabulü, bir şekilde kendi duygularına sözcülük yapması nedeniyle uyum ve özdeşleşme hususu, kanaatimce ancak 80'li yılları...n ortasına kadar çalışmış olabilir. 85'lerden sonra hele doksanlarda şarkının artık bir klasik olarak görünmesi nedeniyle olabilir: dinleyici nezdinde söz-müzik bağlantısının koptuğunu ve nostaljik değerinin öne çıktığını, geçmişinde depresyon yaşasın yaşamasın yaşı müsait dinleyicinin bu şarkı üzerinden kendi kişisel tarihine ve geçmiş duygularına erişim sağladığını düşünüyorum.

Ergenekon Madurunun bitmeyen öfkesi

NTV'deki bir tartışma programı vesilesiyle Ergenekon Davasında yargılandığı için uzun süre tutuklu kalmış bir Mağdurun, "Sizler Tayyip Bey'in 17/25 Aralık sonrası tepkileri sonucunda yaşanan gelişmeler üzerine bu cemaatin baskısından kurtuldunuz, bugünkü özgürlüğünüzü bir bakıma Tayyip Beye borçlusunuz" biçimindeki söylem karşısında şiddetle öfkelendiğini; beden dilinin de bu freni patlamış hale eşlik ettiğini gözlemledim.
Bu olay, bir kez daha aynı objeye bakıp farklı şeyler gördüğümüzü ortaya koydu. Mağdur, Tayyip Beyi, Ergenekon Savcılarına sahip çıkmakla ve "ne istediniz de vermedik" söylemi gibi çok anlaşılabilir, zayıf bir zemin üzerinden eleştiriyor. Fetöcü ekibin savcı, polis, asker görünümlü teröristlerini, kendine Tayyip Beyden daha yakın bulduğunu ima ediyor.
Belli ki, darmadağın olmamak, kendi psikolojik bütünlüğünü muhafaza etmek için konfor alanını, penceresini terk etmeye niyeti yok. Özgürlüğünü "düşman"ına borçlu olmak duygusunun ne kadar rahatsız edici olduğunun farkındayım. Ayrıca öyledir; empati bozar, haklılık peşindeki insanı. Bırakalım, bir ömrü, haklı olma takıntısıyla onay peşinde koşarak geçirsin, tarih dışı kalsın. Bu da O'nun seçimi.
Bu tekil gözlemden bir sosyoloji çıkar mı, emin değilim ancak öyle olduğunu sanıyorum. Algıyı pekiştirecek gelişmeler olduğunda; onu da paylaşırız. Ancak bu tip esnekliğini kaybetmiş bireylerin kendi psikolojik dengesini takıntılı bir şekilde olumsuzda kurmasından dolayı toplum geleceğine olumlu bir katkı sunması mümkün değildir.
O zaman "kime ve neden" ekran görünürlüğü sağlıyorsunuz?

Efruz Bey-1

Her şeyi bildiğini sanan yönetici ve hısımlarla çalışmak zordur. Bildiğinde ısrar eder çünkü; haklı olduğunun kabul edilmesini, egosuna pay çıkarılmasını ister. "Ulu Efendi" olduğu kanaatindedir ancak bu durumun mütevazı oluşu(!) gereği doğrudan telaffuz edilmesini istemez.
İçten içe etki alanındaki herkesin her şart altında otoritesine gönüllü bir katılım/destek verdiğini ya da vermediğini, boyun eğdiğini ya da eğmediğini bilmek ister.
Her aykırı düşüncenin kendisine yönelik bir meydan okuma, bir tehdit olduğu kanaatindedir. Direnme ve püskürtme gücünüz olmadan özgürce fikrinizi söylemeniz, güçlü tarafından sistemden tasfiyenizi gerektirir.
Bu gibi kendine hayran, narsist yöneticilerin çalışanlarında aradığı birincil yetenekler, hem iç hem de dış işlerinde hiçbir inisiyatif kullanmadan yöneticilerine bağımlı olmaları, harfiyen emirlerine uymaları, mutlak bir itaat içinde bulunmaları ve bütün bunları yaparken hiç bu kadar mutlu olmadıklarına dair ikna edici bir algıyı etraflarına yansıtabilmeleridir.
Efruz Bey adındaki bu yönetici tipin davranış biçimlerine değinmeye devam edeceğiz.

Karatay'ın başına gelenler

Geçen hafta Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Dr. Canan Karatay'ı hedef alan açıklamalar yaptı: Karatay'ın hamilelere yapılan diyabet testini (şeker yüklemesini) eleştirmesini yanlış bulmuş, ayrıca Karatay'ın ceviz yetiştiriciliği ile iştigal ettiği iddia ederek halkı ceviz tüketmeye davet etmesini etik dışı olarak nitelemişti.
Canan Hoca, şeker yüklemesi ile diyabetin tetiklendiğini dolayısı ile işlemin yarardan çok zarara yol açtığını ifade etmişti. Ceviz yetiştiriciliği konusunda... da böyle bir girişimi olmadığını beyan ederek iddiayı yalanlamıştı.
AkParti'nin ilk iki döneminde yaşanan sağlık devrimine kılavuzluk eden Recep Akdağ'ın, halk sağlığı ile ilgili konularda devasa ilaç sektörünü karşısına almaktan kaçınmayan ve doğru bildiklerini doğrudan; sözünü eğip bükmeden ifade eden bilge bir insanı, hedef alan suçlamalarına ne anlam vermek gerekir? Bilen biri yazarsa öğrenmiş oluruz. Yoksa izlemeye devam edeceğiz. Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu olduğunu biliyoruz.
Bir de genetiği değiştirilmiş buğdaydan üretilen ekmek dahil her türlü unlu mamulün, insan bağırsağında yapısal deformasyona yol açan gluten intoleransına (allerjisi) yol açtığına dair söylemin bu çıkışlarla akamete uğratıldığını hatırlatalım.

Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...