24 Ekim 2013 Perşembe

Sarit Hadad

Sarit Hadad. İsrailli. 78 doğumlu. Saygılarımı sunuyorum.



Bu parça eski bir Yahudi şarkısı. Başka versiyonlarını da dinlemek mümkün. Ben bu yorumu sevdim. Umarım siz de seversiniz.

Nikos Vertis'le yaptığı düet muhteşem:



Aşağıda yine bize çok sıcak gelecek bir başka şarkı var: Bir konser görüntüsü eşliğinde, iyi eğlenceler.



Turkish (included Kurdish), Greek, Jewish, Armenian, Bulgarian, Arab, Serbian (included Bosnian) people look like each other. Our cultures are near. The problems which we though that have being, are fictional.

Küçük Prens - 3


ŞARKICI

Elindeki mikrofonu vucudunun uzantısı gibi taşıyan kadını görünce “deja vu” hissine kapıldı Küçük Prens.

 “Artık hazırım” dedi kadın. Derin bir nefes alarak şarkı söylemeye başladı. Sesinde hüzün vardı...

Gezegeni, yanardağları ve çiçeği aklına geldi, Küçük Prensin… 

Belli ki selamlamayı bitirmiş doğrulmakta olan kadın, Küçük Prens’in dalgın gözlerle kendisine baktığını görünce asabileşti:

“Ama alkış, sanatçıların gıdasıdır ve siz Küçük Bey, yalnızca sizin için söylemiş olmama rağmen beni takdir etmekten uzaksınız...”

 “Yine deja vu!” diye düşündü Küçük Prens. Evet, çiçeği ete kemiğe bürünmüş ve bu kadın suretinde ortaya çıkmıştı. Çabuk toparlandı ve alkışlamaya başladı.

“Özür dilerim... itiraf etmeliyim ki beni bir başka gezegene götürdünüz. Dönmem zaman aldı” dedi, Küçük Prens. Gülümsüyordu.

Kadın, bu nazik cevaptan memnun oldu.  “Demek, siz de hayran oldunuz sesime” dedi. “Beni daha gençken görecektiniz…”

“Ama ben sizin gençliğinizi görecek kadar yaşadım mı, emin değilim” dedi Küçük Prens. Kısa bir sessizlik oldu. Kırdığı potu fark ettiğinde Küçük Prens, kadının yüzü, üçüncü renk değişimini geçiriyordu.

“Özür dilerim, yaşınızı ima etmek istememiştim” dedi. “Hem aritmetikle aram o kadar da iyi değildir. Bana çok sevdiğim bir dostumu hatırlattınız…”

“Sahi mi? Kimmiş O?” dedi kadın. Sesinde hiddetten gücenmişliğe doğru bir geçiş vardı.

“Ben” dedi Küçük Prens, “buraya oldukça uzak bir gezegenden geliyorum. Orada dostum olan bir çiçek vardı, çok güzel bir çiçek”

“Çiçekleri severim” dedi kadın. “Takdir hissinin bir göstergesi olarak çokça çiçek verilmiştir bana.”

“İnsanlar çiçek yetiştiriyorlar, ama onların dilinden anlayan çok az “dedi Küçük Prens. “Ticaretin dili araya girdi mi ruh ölüyor. “

“Hımm...”dedi kadın.

“Küçük Prens’tir adım” dedi, Küçük Prens. “Sahi siz kimsiniz?”

“Ay!.. sen onu da mı bilmiyorsun” dedi kadın. “Yeniden tansiyonum çıkacak. Şu duvardaki resimlere bak bari…”

Duvarda kadını şarkı söylerken gösteren posterleri vardı.

“Oh! demek resim çektirip duvarlarınıza asmışsınız” dedi Küçük Prens.

“Bu kadarı da fazla” dedi kadın. “Ya sen ne dediğini bilmiyorsun ya da çok küstahsın!”

Köprüleri atmıştı kendine göre. Küçük Prens, bir yerlerde yanlış bir şeyler olduğunu seziyordu ama adını koyamamıştı.

“Lütfen” dedi. “Açıklayın bana. Yanlış bir şey mi söyledim?”

“Daha ne söyleyeceksin” dedi kadın. “Kim olduğumu bilmemene rağmen sana özel şarkı söylüyorum. Ama sen duvarlar dolusu posteri kendi kendime çektirdiğimi iddia ediyorsun… hiç utanman yok mu senin?”

“Çiçeğin gibi davran ona “dedi içindeki ses, Küçük Prens'e. Kelimelerini özenle seçmeliydi. Kelimelerin yanlış anlaşılma nedeni olduğunu öğrenmişti, Tilkisinden.

“Yine özür dilerim sizden” dedi. “Kabalık etmek istememiştim. Bilmiyorum gerçekten, açıklar mısınız? Bu resimleri kim çekti?”

“Ben gerçek bir sanatçıyım” dedi kadın. “Ama sen sanat nedir bilir misin?” Sesinde küçümseme vardı.

“Boş ver “dedi. “Ben şarkı söylerim. Daha ergen olduğum dönemden bu yana hep assolist olarak sahne aldım, hem de en önemli yerlerde. Kimlerin önünde söylemedim ki, devlet başkanları, iş adamları, yüksek bürokratlar... aklına kim gelirse beni dinlemiş ve hayranlığını dile getirmiştir."

"Hayranlığı dile getirmek de bir hünerdir...”

Küçük Prens, bunun kendisiyle ilgili bir ima olduğunun farkındaydı ama bilmediği ancak tetiklediği bir nedenden ötürü kadının bu dili kullandığını anlıyordu.

“Bunlar, benim sahne aldığım yerlerde kullanılan posterler” dedi kadın. “Sen poster nedir bilmez misin?”

“Siz anlattıkça anlıyorum” dedi Küçük Prens. “Ben daha önce hiç sanatçı görmedim.”

Kadın, bu sözde hayat buldu. Nihayet onu ölümsüz yapacak küçük fani çıkagelmişti.

“Anlamaya başlıyorsun” dedi. Gözleri gülüyordu.

Varlığını tanımıştı. "artık; meşruiyet krizi çıkarmaz” diye düşündü Küçük Prens. “Şu yetişkinler gerçekten tuhaf oluyorlar…”

“Biraz daha bahsetsenize kendinizden” dedi Küçük Prens.

“Ah küçüğüm nereden başlayayım. Yıllar yılı ismim süsledi ışıklı tabelaları. Standart oldum müzik camiasında ben. Sesin rengi kavramı benle birlikte girdi insanların dünyasına. Ama zaman değiştiriyor her şeyi: fiziği, algıyı, beğeniyi… Hep şaşırttım ben insanları. Şaşırtmaya çalıştım. istedimki alışmasınlar bana, sıradanlaşmamalıyım. Evet sevsinler ama alışmasınlar, şaşırtayım onları. Alışınca fark edemezsin çünkü. Sonra bir gün anladım ki onca çabaya rağmen insanlar alışmışlar bana. Özlesinler ve yokluğumu fark etsinler diye buraya, gençliğimde yazlık olarak kullandığım bu gezegene geldim. Ama pek gelip geçen yok burada. Unutuldum ben galiba…”

Ağlamaya başladı kadın...

Teselli etmek istedi kadını Küçük Prens. Ama nasıl davranacağı konusunda tereddütleri vardı. Ağlamak çocukların savunma araçlarının önde geleniydi. Yoksa yetişkinler, bu önemli silahın farkına mı varmışlardı ki kadın ağlıyordu?

“Siz” dedi Küçük Prens, umursamaz bir tavırla “ Siz, kim olduğunuz konusunda yeterince bilgilisiniz sanıyordum…”

“Ne demek şimdi bu?” dedi kadın. Bir yandan da gözyaşlarını siliyordu.

“Kendinizi başkalarının beğenilerine bırakmış olduğunuzu görüyorum” dedi Küçük Prens. “Gerçekten çok mu önemli bu?”

“Sanatımın takdir edildiğini göremezsem yaşayamam ben.”

“Ben sanatın ne olduğunu gerçekten bilmiyorum” dedi Küçük Prens. “Ama insanın ancak kendisi için bir şeyler yaptığında mutlu olduğunu biliyorum. Kendiniz için söyleseniz şarkılarınızı, bu yeterli olmaz mı?” dedi.

“Ama bu yalnızca eğlence değil benim için…” dedi kadın. “Ben geçimimi bu yolla sağlıyorum.”

“Sanat, geçimin bir yolu diyorsunuz yani. O zaman rekabeti de kabul etmek durumundasınız.”

“Sanırım evet, bu da şimdiki durumumu açıklıyor.”

“Sanatı kendiniz ya da çevrenizdeki insanlar için yapsaydınız geçiminizi sağladığınız bir başka işiniz olurdu. Örneğin toprakla uğraşıp ekin biçerdiniz ya da fabrikada tütün sarar veya bir ofiste görev yapardınız… Uğraşının uygun bir anında kendinizi için şarkılar söylerdiniz. Ama siz, işbölümünün kutsandığı bir toplumda kurgulanmış  bir mesleğe ömür verdiniz. Oluşturduğunuz standartlar gün geldi önünüze engel olarak çıktı. “

Kadın yeniden ağlamaya başladı.

“Ağlamayın…” dedi Küçük Prens. “Bunun size bir yararı olmaz. Siz kalbinizle olan bağı koparmışsınız. “

Kadının ağlaması hıçkırıklı bir hale dönüşmüştü.

“Bir yol daha var” dedi Küçük Prens.

“Belli ki dünyalısınız siz “dedi.

“İnin dünyaya. İnsanların sizi çağırmasını beklemeden karışın aralarına. İnsanlar yadırgamayacaklardır bunu. Onların çoğu yaşadıklarını bile unutmuşlardır. Farkınızı bilerek karışın aralarına. Yapacak bir şeyler mutlaka vardır. Bunu, o şeyi görünce içinizden gelecek şarkı söyleme hissinden anlayacaksınız…”

“Kimsin sen! “dedi kadın. Elleri şevkatle Küçük Prense doğru uzanmıştı.

“Ben bir çiçeğin gönlünden sürgün oldum ilkin” dedi Küçük Prens. Duygulanmıştı. Sevginin geleceğe bağlar kurmak anlamına geldiğini biliyordu.

“Sanırım bu karşılaşma ikimizi de biraz ehlileştirdi” dedi Küçük Prens.

“Şimdi gitmeliyim. Hoşça kal.”

14 Eylül 2013 Cumartesi

Sözün Büyüsü - 2

Söz/kelimeler, duyanı/okuyanı büyüler, elinden tutar başka mecralara götürür, devasa söylemler inşa ettirir, sonra o ifade gücünü hayranlıkla seyreder, egonuzun hakkını verirsiniz: Helal sana, ne de güzel ağzının payını verdim. Gerçekte hiçbir şey olmamıştır. Olan biten kağıt ya da ekran gibi bir yüzey üzerinde insanların ittifak ettikleri sembollerin seslendirilmesi sonucu beyinde oluşan/uyanan algıyla ilgili bir değişiklik/farklılıktır. İstediğiniz, beklediğiniz sonuçların yanısıra kasdetmediğiniz, beklemediğiniz sonuçlar da çıkar oradan... Anlamın bir kere var olduktan sonra hukuki sonuçlar dışında kendini üretenle olan bağı kopmuştur.

Küçük Prens - 2


Yetişkinler için Küçük Prens - Savcı

Küçük bir gezegendi. Yüzeyinde iki masa, masaların önünde ve arkasında birer sandalye ve bütün bunları çevreleyen L biçiminde büyük bir çekmeceli dolap vardı. Birinci masanın üzeri gazetelerden kesildiği anlaşılan küpürlerden dolayı dağınık görünüyordu. Masanın dışındaki sandalyenin üzerinde de henüz okunmamış ciddi bir gazete yığını istiflenmişti. Öteki masa da üst üste konmuş kitapların işgali altındaydı.

Adam, ayakta; hafif eğilmiş bir pozisyonda yeni bir gazete küpürü kesiyordu. Küçük Prens’in gezegene geldiğini fark etmişe benzemiyordu.

“Merhaba” dedi Küçük Prens. “Çok dikkatli biri olmalısınız.”

Adam hemen cevap vermedi bu ince sesli soruya, kafasını bile çevirmedi, kesime devam etti. Az sonra küpür elinde Küçük Prense döndü. “Evet” dedi, “hukuk dikkat ister.”

“Oh siz avukat olmalısınız” dedi Küçük Prens. “Daha önce hiç avukat tanımamıştım.”

“Yaklaş!..” dedi buyurgan bir sesle Adam. Amacı tahakküm kurmak değildi aslında ama mesleğini yaparken böyle davranmanın etkili olduğunu öğrenmişti. “Avukat değilim ben. Hukuk deyince aklına yalnızca avukatlar mı gelir senin?”

Kısıtlı düşündüğü için utandı Küçük Prens. “Yaşıma verin” dedi. “Avukat değilseniz kimsiniz siz?”

“Burada soruları ben sorarım” dedi Adam. Sesindeki hiddeti fark edince küçük bir çocuğu azarladığını anladı. Sesini yumuşatarak: “Sen” dedi. “Burada ne arıyorsun. Hem bu yaşta. Sahi yaşın kaç senin? Annen baban ya da senden sorumlu başka biri ile mi geldin? Söyle bakalım kimsin sen?”

“Ben Küçük Prensim” dedi, Küçük Prens. Seri sorulardan dolayı biraz korkmuş ve keyfi kaçmıştı. “Ben” dedi “buradan geçiyordum, sizi görünce konuşmak istedim. Gördüğüm kadariyle yalnızsınız…”

“Pöh!..” dedi Adam. “Ben gücün önemli  bir parçasıyım. Yalnızlığım güvenlik nedeniyledir. Kimseyle gereksiz yere dost olmam. Sonra adil davranamayacağımdan korkarım. Ben hukuk Adamıyım...”

“Evet” dedi Küçük Prens “…daha önce de söylemiştiniz bunu. Ama insan dostsuz nasıl yaşar?”

“Zordur elbette bu” dedi Adam. “Ama gerekçesini söyledim sana. Kutsal bir görevdir yaptığım. Hata kabul etmez. “

“Bir başka gezegende yaşayan kanun adamı olduğunu söyleyen biri ile tanışmıştım” dedi Küçük Prens. “Onunla tanışıyor musunuz? “

“Evet” dedi Adam. “Yargıçtır O. Ben Savcıyım.”

“Ooo…” dedi Küçük Prens, “…hukukçular sandığım kadar yalnız değillermiş, sevindim buna.”

“Sen…” dedi Savcı, “Küçük Prens’sen, krallığının sözleşmesinin bizde olması gerekir. Adını söyle bakalım krallığının kayıtlarımızı kontrol edelim hakkında hukuksal bir takip var mı ortaya çıksın. “

Sıkıldı Küçük Prens. “Yok” dedi. “Gerek yok buna.”

“Gerek olup olmadığını ben söylerim” dedi Savcı. “Hem bu gezegende iddia makamında son sözleri hep ben söylerim” dedi. “ama karar yetkisi yüce mahkemenindir, kurallar böyle…Gerçi adından da buluruz nasılsa...”

Bilgisayarının başına geçti Savcı.

“Hımm “dedi. “Bir kitap var seninle ilgili... Okumuş, notlar almışım... Senin krallığının kapatılmasına ilişkin dava hazırlığı yapmışız” dedi. “Ancak yaşın 18 den küçük olduğu için yargıca göndermemişiz iddianameyi. Sahi kaç yaşında oldun şimdi?”

“Aman Tanrım!..” dedi Küçük Prens. “Krallığımın kapatılması mı? Ne demek şimdi bu. Üç volkan, bir çiçek ve sürekli büyüyen boabob ağaçlarından başka bir şey yok ki benim gezegenimde.”

“Gezegenin kapatılmasını istemiyoruz ki iddianamede…” dedi Savcı. Sesi soğuktu. “Senin evrensel yasalara uymayan, sorumsuz beyan ve eylemlerini yazıp prensliğine son vermek talebini açmışız Yüce Mahkemeye. Nihai kararı onlar verir...”

“Ama benim sorumsuz beyan ve eylemlerim de ne demek? Tanrım neden bahsediyorsunuz siz? “

“Dur bakalım…” dedi Savcı. Hukuk söz konusu oluğunda kimseyi tanımazdı. Klasörlerin yer aldığı dolapların yanına gitti. Dolabın üstündeki fihristi aldı, masaya koydu.

“Küçük Prens…” diye mırıldanarak fihristin içinde K harfinin yer aldığı sayfayı açtı. Eliyle aşağıya doğru taradı. “11539. dosya…” dedi. Sonra dolapların kapaklarına baktı. Bir çekmeceyi açıp içinden bir dosya çıkardı.

“İşte iddianame…” dedi, dosyayı elinde sallıyordu. Masaya koydu. İçini açtı. “Bak!..” dedi “…okuyayım sana neler yapmışsın”:

“Gezegeninde bir çiçek bulduğunda ona sahip çıkmış ve onu rüzgardan korumak için bir kavanozdan yararlanmışsın…”

“Evet!.. ama ne var bunda” dedi Küçük Prens.

“Dur! daha bitmedi” dedi Savcı. “Hukuk adamıyım ben! Böyle ikide bir sözümü kesme, yargıdan mı kaçmak istiyorsun yoksa?” dedi. Yine hiddetlenmişti. Dosyaya döndü:

“Hesap yapmakta olan ciddi bir adamın yanlış toplama yapmasına neden olmuşsun.” dedi.

“Ayrıca bir sarhoşun yaşadığı gezegene uğramışsın… Hımm… Bu da yetmiyormuş gibi yaşlı kralın gezegenine de uğramışsın. Diğer ziyaretlerin, burada yaptığın konuşmalar ve dünyada yaptıkların da tek tek yazılı burada. Ne diyeceksin şimdi, söyle bakalım…”

“Ben bir şey anlamadım. Ne var bütün bunlarda, ben bir suçlama göremedim…” dedi Küçük Prens.

“Bir hukuk tekniğidir bu…” dedi Savcı “…ben delil toplar iddianameye yazarım. Kararı Yüce Mahkeme verir…”

“Tamam orasını anladım.” dedi Küçük Prens. “Kararı onlar verecek de siz neyle suçluyorsunuz beni.”

“Gezegenler arası bölücülük yapmak, laiklik ilkesini ihlal, ihaleye fesat karıştırmak ve yolsuzluk.”

“Ama ben bunların ne anlama geldiğini bile bilmiyorum. Yaptıklarımın bunlarla ne ilgisi var?”

“Ben iddianamede delil toplarım. Tek tek yaptıklarına anlam veremem. Dedim ya bir hukuk tekniğidir bu…Kararı Yüce Mahkeme verir.”

Sıkılmıştı Küçük Prens. “Siz dedi mesleğinizi ciddiye almıyorsunuz. Yaptıklarımın ne anlama geldiği konusunda bir iddianız bile yok ama bütün yaptıklarımı toplayıp önüne kocaman bir suçlama yazarak beni meşgul etmek istiyorsunuz. Oysa daha gezecek çok gezegen var.”

“Sakın ha!...” dedi Savcı. Daha fazla gezme ama biraz büyü de iddianameyi Yüce Mahkemeye sevk edebileyim. O kadar emek verdim…”

“Bak bunu öğrenmişsin…” dedi Küçük Prens. “Emek verdiğin şeyden sen sorumlusun.”

“evet emek verdiğim şeyden ben sorumluyum.”

“O zaman gerçekten iddian olan şeylerle ilgilenip emek versen de ortaya ciddi şeyler çıksa, bunu ben yaptım desen…”

“….hukuk adamıyım ben, kararı Yüce Mahkeme verir…”

“Ama bu halinle bir arşiv görevlisini andırıyorsun. Hayatın başkalarının yaptıklarını izlemekle geçiyor. Seçici olmazsan Yüce Mahkemeyi de boşuna meşgul edeceğini fark etmiyor musun?”

“…Kararı Yüce Mahkeme verir.”

İsmini yazınca Google ‘da yüzlerce sayfa gelsin istiyor bu diye düşündü Küçük Prens. “Yüce Mahkemede görüşürüz” dedi “…o zaman.”

12 Eylül 2013 Perşembe

Kumsal Nedir? Ne demektir?

Bu bloğun adı neden kumsal? Blog adı alırken neden bu metaforu kullandım? Belki başkası adlandırmadan bu konuda bir açıklama yapmam uygun olacak.

Kumsal, denizin karaya yani kıyıya vurduğu, kustuğu, içinden çıkarıp dışarı attığı nesnelerin birikme alanıdır. Evvelce denizde olduğundan biz karada yaşayanlarca bilinmeyen, keşfedilmeyen, farkında olunmayan tüm düşünce, bağlantı ve bağlantı ağının, kendi kumsalımıza vurmasıyla görünür kılındığı ve bunun diğer insanlarla paylaşıldığı bir ortamdır burası.

Tüm kıyı şeridi, kamusaldır, herkese açıktır. Ben, bunun farkında olarak zihnim, emeğim ve elimi, bir karşılık beklemeden açıyorum. Kabul buyurunuz.

İş Hakkında Düşünceler - ll

Sanıldığının aksine işimiz ve işyerindeki pozisyonumuz, çoğu zaman emeğimizin doğrudan bir sonucu değildir. Ama bu gerçek, öyle bir çırpıda görülebilenler sınıfında olmadığından çalışanlar üzerinde "benden bir şey olmaz"dan, "ben ne imişim be!" pozisyon kibirlenmelerine varan geniş bir yelpazede çeşitli etkiler bırakır.

Bu blogda yer alan Küçük Prens -1 adlı hikaye, bir işe kendini adayan uzmanlara ilişkin düşünceler içerir.

Sermayesi size ait olmayan bir işletmede çalışıyorsanız, size önerim: işinize hakkının verin. Daha azını ya da daha çoğunu değil...Zira hayat hakkınız, sınırlı süreli...Bir eylem alanına ilişkin tasarruf, bir başka alanın hakkından kısıntıyla karşılanıyorsa "bir hakkını verememe" sorunu ile karşı karşıyayızdır. Unutulmamalıdır ki, dengeyi bozan bu tür uygulamalar, er veya geç başka kalıcı ve majör problemlere yol açar.

Küçük Prens - 1


Yetişkinler için Küçük Prens - UZMAN
 
 “Merhaba’..” dedi adam, Küçük Prens’in iyice yaklaştığını görünce. Başında şapkası vardı.

“Merhaba…” dedi, Küçük Prens.

“Şapkanız başınızda ama sizi ışınlarıyla rahatsız edecek bir güneş göremiyorum.”

“İşim gereği takarım bu şapkayı…” dedi adam. “Şimdi de iş başındayım. Hatta işimin başındayım...”

“Sahi mi?” dedi Küçük Prens. “Siz hiç dinlenmez misiniz?”

“Dinlenirim tabii…” dedi adam. “Ama ben aktif dinlenme dediğim şeyi yaparım. Öyle miskinler gibi yatıp uzanmam dinlenirken. Uğraştığım işi bırakır bir başkasına geçerim. Uzmanım ben.”

Yine ömrünü heba eden şu tuhaf büyüklerden herhalde dedi, Küçük Prens içinden.

“Memnun oldum ama Uzman ne iş yapar bilmem ben…” dedi, Küçük Prens.

Büyüklerin bilmedikleri zaman yaptıkları gibi utanmış taklidi yapmadı. Bundan gücendi Uzman.

“Bilgi güçtür…”  dedi Küçük Prense. “Bilmen lazım. Bilmiyorsan öğrenmen lazım. Ama her şeyi bilemezsin. Öğrenmek için de yeterli vaktin yoktur çoğu zaman. O zaman da benim gibi bir bilene sorman lazım…”

“Oo..siz her şeyi biliyor musunuz” dedi Küçük Prens. Önemli biriyle karşı karşıya olmalıydı.

“Çoğu şeyi…” dedi Uzman. “Ama her şeyi değil. Haddimi bilirim ben. Sen dedi buraya bana danışmaya mı geldin. Uzmanların bir adı da danışmandır. Sor dilediğini bilemezsem yönlendiririm seni. Hem yaşın da küçük, para da almam senden, ama sebepsiz iyilik yapmam ben, ileride ödersin.. “

Küçüğün son söylediğini iyice anlamadığından kuşku duydu.

“Tecrubeme göre sebepsiz iyilik alan, bunun kıymetini bilmez dedi. Bilginin değerli olmasının bir boyutu da ona değeriyle orantılı bir bedel ödemendir.”

“Buraya özel bir nedenle gelmedim” dedi Küçük Prens. “Hele borçlanmaya hiç niyetim yok.”

“Böyle giderse sen de miskin olursun ama…” dedi Uzman. “Uğraştığın bir şeyler olmalı, hayatını anlamlandırmalısın…”

“Geziyorum ben…” dedi Küçük Prens. “Bu da bir uğraşıdır sanırım. Ama çözümünü bulamadığım bir sorunum yok.”

“Anlıyorum” dedi Uzman. “Sorumluluğun yok, tabii gezersin. Benim gezecek vaktim olmuyor. Gelişmeleri sıcağı sıcağına takip etmeli, kendimi güncel tutmalıyım. Müşterilerimi yanlış yönlendiririm yoksa. Sorumsuz biri değilim ben. “

Hesap yapmaktan etrafındaki yıldızların varlığını fark edememiş iş adamını aklına geldi Küçük Prensin. Sinirlendiği bir anda gıyabında Ona mantar demişti. Uzmanı bekleyen tehlikeyi gördü hemen…

“Siz kendiniz için bir şey yapmaz mısınız?”

“Bu işi kendim için yapıyorum” dedi Uzman. “Ücret alıyorum bunun için.”

“Yani iş dışında bir şey yapmaz mısınız” dedi Küçük Prens.

 “İş benim hayatım” dedi Uzman. “Sevdiğim bir şeyi yapıyorum.”

“O şapkayı hiç ters taktınız mı?”  diye sordu Küçük Prens.

“Hayır! ne münasebet, çözümün seramonik bir parçasıdır o. Aksesuarımdır benim. Neden ters takayım?” dedi Uzman.

“Rüzgarlı havalarda uçmasın diye…” dedi Küçük Prens. “Bütün çocuklar bilir bunu.”

“Çocukça işlerle ilgilenmem ben” dedi Uzman. “Bunu için pedagoji eğitimi almış başka Uzmanlar vardır. Onlar, çocukların bütün yaptıklarını bilirler dedi.”

“Çocuklar, hesaba sığmaz” dedi Küçük Prens. “Senin arkadaşların anlamaya çalışırlar belki ama asla tam olarak bilemezler.”

“Felsefe yapmaya çalışıyorsun” dedi Uzman. “Senin yaşına pek gitmez ama bu…”

“Bunu da nereden çıkarıyorsun?” dedi Küçük Prens.”Düşündüğümü söyledim yalnızca. İnsanlar hesaba sığar mı?”

“Tabi sığar…” dedi Uzman. “Hangi gezegende kaç kişi yaşıyor, ne ile beslenip hayatlarını sürdürüyorlar? Bütün bunlar hesap meselesidir.”

“Gezegende kaç çiçek olduğu da mı hesap meselesidir” dedi Küçük Prens.

“Elbette…” dedi Uzman. “Kaç çeşit çiçek vardır. Onları yiyen kaç cins hayvan vardır. Sayılar ve bağlantılar önemlidir.”

 “Kimse benim çiçeğim üzerinden hesap yapmaya kalkmasın” diye haykırdı, Küçük Prens.

Gezegeninde yalnız bıraktığı çiçeğinin bir an için bir tırtıl tarafından saldırıya uğramış olabileceği fikri gelmişti aklına. Hiddetini  bastırıp bu kötü düşünceyi uzaklaştırmalıydı aklından.

“Senin çiçeğinden kime ne?” dedi Uzman. “Çok nadir bulunan bir türden mi bahsediyorsun?”

Tipik bir yetişkin tavrıydı Uzmanın yaklaşımı.

“Benim çiçeğim…” dedi, “ dünyanın en güzel çiçeğidir. Onu ben suladım, rüzgara karşı korunsun diye onu ben kavanoz altına koydum. “

“Ne yaptığının ne önemi var küçük ?” dedi Uzman. “Bunlar, çiçekseverlerin yaptığı sıradan uygulamalardır. Çiçek bakımı ile ilgileniyorsan seni bir başka Uzmana yönlendireyim, benim ilgi alanıma girmiyor çünkü…”

“Çiçeklerin ruhundan anlar mı Uzmanınız?” dedi Küçük Prens.

“Çiçeklerin ruhu yoktur dedi Uzman. Ne tuhaf şeyler soruyorsun?”

“Hem çiçek Uzmanı  değilsiniz hem de çiçeklerin ruhu olmaz diyorsunuz. Meğer bilmediğiniz ne çok şey varmış? “

“Haddimi bilirim ben” dedi Uzman. “Daha önce de söylemiştim bunu. Ama her Uzman haddini bilmez. Ruh konusunu da bilmiyorum açıkçası. Aslında öyle sandığımı da belirtmeliydim. Özür dilerim bunun için. Raporlarımda özellikle seçici bir dil kullanırım…”

“Başkalarına bağımlı bir hayatınız var görünüyor. Sanki kendi hayatınız değil bu” dedi Küçük Prens.

“Evet başkalarının ihtiyaç duyduğu konularda çalışırım” dedi. “Ama bu Uzmanlara, serbest ve esnek bir çalışma zamanı bir  sağlar. Hem benim gibi kendi gezegeninde oturup iş yapmak imkanı kaç kişide var ki?”

“Ama siz meşgul iş adamları gibi etrafınızdaki yıldızların, batan güneşin, esmeyen rüzgarın bile farkında değilsiniz. Hep işinizin başındasınız. Bir hayatınız yok ki sizin serbest olasınız. Kendinizi güncel tutma adına hayatı ıskalamışsınız.”

“Bunu düşünmeliyim…” dedi Uzman.

“Bu kez kendiniz için bir çözüm üreteceksiniz gibi görünüyor…” dedi Küçük Prens. “Sanırım işleme değil değişime yönelik bir çalışma yapmanız gerekiyor.”

“Süreçleri atlayıp sonuca dair bir şey söylediğini fark ediyorum…” dedi Uzman. “Ama süreçler arasındaki ilişkilerin atlanmadan sonuca ulaşılmasının yararlı olduğunu, sonucun bu yönteme bağlı olarak kabullenildiğini söylerim hep müşterilerime. Buna benim de uymam gerek…”

Uzmanın kendisi ile ilgili olan konularda bile tarafsız kalmaya özen göstermesi hoşuna gitmişti Küçük Prensin.

“Sizi saygı ile selamlıyorum” dedi ayrılmadan önce. “Umarım kendiniz için en doğrusunu yaparsınız. Rüzgarlı havalarda şapkayı ters takmak çocuksulaştırır bütün yetişkinleri” dedi.

“Gidiyorsun sanırım” dedi Uzman. “Hoşça bak kendine.”

“Siz de hoşça kalın” dedi Küçük Prens.

Murat Karayalçın

Gürkan Zengin ve Ekol tv'ye teşekkür ediyorum. Ankara BB ve SHP'nin eski başkanı Murat Karayalçın'la mülakat yaparak 'adam s...